Nizam-ı Alem'den Hizbulkontra'ya...

Hrant Dink'in ki gibi Danıştay saldırısının tetikçisi de Özel Kuvvetler Komutanlığı tarafından yönlendirilen bir Nizam-ı Alemciydi.

GÜNCEL
Pazar, 21 Ocak 2007 (19 yıl 9 ay önce)

Hrant Dink cinayetinin azmettirici ve yönlendiricilerinin bir çetelesini sitemizdeki yazı ve haberlerde sergilemiştik: Dink'i hedef gösteren bildirgeleriyle Genelkurmay Başkanlığı, Dink'in yargılandığı mahkemelere bizzat giderek tehdit eden Özel Kuvvetler eski komutanı, emekli tuğgeneral Veli Küçük ve adamları, Dink'i çağırtıp tehdit eden İstanbul Valiliği ve istihbaratçılar, Agos gazetesinin önünde linç provaları yapan MHP ve Ülkü Ocakları... Hrant Dink'i katleden tetikçi ise BBP'nin “gençlik” kolu Nizam-ı Alem Ocakları'ndan (şimdiki adıyla Alperen Ocakları) çıktı!

Dink cinayetinin arkasındaki faşist devlet ve kontrgerillasının kanlı ayak izlerini deşifre etmeye buradan devam edebiliriz.

Faşist tetikçi Ogün Samast'ın ailesi, ırkçı faşist bir şöhrete sahip. Bazı aile mensupları, Ermeni sorununa ilişkin ırkçı-faşist propagandayı iş edinmiş, DVD'ler hazırlamış. Bu DVD'lerin de yer aldığı ırkçı siteler düzenlemiş. Bu ırkçı-faşist DVD ve sitelerin tanıtımı, bugün Hrant Dink'in ardından timsah gözyaşları döken medyada (Vatan gazetesi, vd.) övgüyle reklam edilmiş.

Savcılık, polis ve medyanın “geçici işçi, işsiz gariban bir aile”, “işsizlik ve yoksulluk insana neler yaptırmaz” diye yutturmaya çalıştığı Samast ailesi, bilgisayar teknolojisi ve uzmanlığı gerektiren bu işleri nasıl yapmış? Samast ailesi mensuplarından Yüksel Samast, “TSK ile Elele Vakfı”nın kurduğu “TÜRKTRUST Bilgi İletişim ve Bilişim Güvenliği Hizmetleri A.Ş”nin genel müdürü. Yüksel Samast aynı zamanda “TSK ile Elele Vakfı”nın ortağı. Sözkonusu şirket TSK'ya ve büyük olasılıkla kontrgerilla faaliyetlerine bilgisayar güvenliği ve lojistiği hizmetleri veriyor.

Tetikçi Ogün Samast, ırkçı-faşist Nizam-ı Alem Ocakları üyesi. Kendisini Hrant Dink cinayetine yönlendirdiğini ve silahı sağladığını söylediği “küçük reis” Yasin Hayal de Nizam-ı Alem Ocakları üyesi. Yasin Hayal, aynı zamanda Trabzon'da 1.5 yıl önce McDonalds'ın bombalanmasının faili. Öyleyse bu faşist kontrgerilla çetesinin kanlı ayak izlerinden devam edelim.

Danıştay baskını ve cinayetinin tetikçisi Alparslan Arslan da BBP'li ve Nizam-Alem Ocakları mensubu. Cumhuriyet gazetesine bomba atılmasında da yer alan Arslan'ın Danıştay cinayet ve provakasyonu için kullandığı arabadan Perinçek'in İP çetesine bağlı Ulusal Haber adına düzenlenmiş kimlik çıkmıştı. Arslan'ın saldırılardaki organizatör ve bağlantısı, emekli yüzbaşı Muzaffer Tekin. Emekli binbaşı Zekeriya Öztürk, emekli başçavuş Mahmut Öztürk de işin içinde. Muzaffer Tekin'in evinde ve işyerinde yapılan aramalarda, MKE yapımı el bombaları, Türk Solu dergisinin tüm sayıları ve “Vatansever Kuvvetler Güç Birliği” adlı kontrgerilla organizasyonun tüzüğü bulunmuştu.

Ata Ocakları ve eski başkanı Ayhan Parlak'ın da ismi Danıştay saldırısı organizasyonunda geçiyor. Saldırıda kullanılan Glock marka silahlar Parlak'ın cipinden çıkmıştı. Bu arada Danıştay saldırısı ve Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Derneği ile yine subaylar ve komiserlerle dolu “Sauna çetesi” de birbirine bağlanıyor. Sauna çetesinden emekli başkomiser Tamer Topsakal'ın aranan Ayhan Parlak ile derin bağlantıları medyaya yansıyor.

BBP ve Nizam-ı Alem Ocakları, Ata Ocakları, emekli başkomiser, emekli başçavuş, yüzbaşı ve binbaşılar, yanısıra emekli general ve subaylarla dolu “Sauna”, İP ve Türk Solu çeteleri... Ortaya gerçek bir ırkçı-faşist kontrgerilla çeteleri platformu (“Ergenakon”) çıkıveriyor. Ne var ki, bunlar daha ziyade “orta kademeler”. En tepede ise bizzat emekli Özel Kuvvetler komutanı ve kontrgerilla generali Veli Küçük'ün olduğu, soruşturmayı yürüten Emniyet ve MİT tarafından bir ara medyaya sızdırılır gibi olmuş ve tetikçi Arslan'ın babası tarafından da teyit edilmişti. Veli Küçük, Muzaffer Tekin ve tabloyu MHP cephesinden tamamlayan Kemal Kerinçsiz'in, danıştay saldırısından 40 gün önce birbiriyle aşırı samimi olduklarını gösteren fotoğrafları medyaya da yansımıştı. Tabii sonra, Muzaffer Tekin'den “yukarısı”nın üstü örtülüverdi.

Danıştay ve Hrant Dink cinayetlerinde karşımıza kesişme noktası olarak yalnızca Nizam-ı Alemciler ve diğer irili ufaklı ırkçı faşist çeteler değil, apaçık biçimde, Özel Kuvvetler Komutanlığı ve Veli Küçük çıkıyor.

Bu kadar mı? Yeni başladık. Şimdi de sahneye ırkçı-faşist mafya-kontrgerilla başbuğlarından Sedat Peker ve çetesi çıkıyor. Danıştay saldırısının azmettiricilerinden emekli yüzbaşı Muzaffer Tekin'in Sedat Peker ile her düzeyde “iş” ilişkileri de ortalığa saçılıyor. Tekin, Peker'in adamlarının askerlik sorunlarını hallediyor, Peker, Tekin'in cezaevindeki tetikçilerinin korumasını üstleniyor. Tetikçi avukat Alparslan Aslan'ın , Peker'in uzman mafya avukatının yanında staj yapmış olduğu açığa çıkıyor, vb.

BBP ve Nizam-ı Alem ile Peker bağlantısından devam edelim. CIA ve TSK Özel Kuvvetler Komutanlığı tarafından eğitilip Çeçenistan savaşına gönderilenlerin büyük bölümünü BBP'liler ve Nizam-ı Alemciler oluşturuyor. Bir çoğu ilk kontrgerilla ve gayri nizamı savaş eğitimini burada alıyorlar. 1996'da sözde Çeçenistan adına Avrasya feribotunun kaçırılması da, BBP bağlantılı bir kontrgerilla destabilizasyon eyleminden ibaret. Nitekim, kaçırılan feribot, BBP'liler tarafından törenle karşılanıyor ve törenin baş köşesinde Sedat Peker. Feribotu kaçıranlar Peker'in desteğini açıkça ve “gururla” belirtiyorlar. Ve tutuklandıkları gibi, ellerini kollarını sallaya sallaya cezaevinden “kaçıveriyorlar”.

Uğur Mumcu cinayetinden hüküm giyen Mehmet Ali Tekin de “Çeçenistan gazilerindendir”. Çeçenistan'da CIA ajanı diye yakalanmış, o dönemin MİT Müsteşarının Rusya'ya ricası ile bırakılmıştı. Mehmet Ali Tekin, Çeçenistan'a kontrgerillacılığa gitmeden önce Menzil tarikatının Selam gazetesinde çalışmıştı. Menzil tarikatı seçimlerde BBP'yi desteklemekle kalmayan, hizbulkontranın da temelini oluşturan bir kontrgerilla tarikatıdır.

Bu kadar yeter! Hrant Dink cinayeti ve Nizam-ı Alem Ocakları ile başladık, Hizbulkontra'ya kadar geldik. Ve tüm bu faşist devlet ve kontrgerilla icraatlarında, dizi dizi devlet kurumlarının, çete partilerinin, “emekli” general ve subayların, başkomiserlerin, mafya şeflerinin resmi geçitine tanık olduk. Tüm bunlar, basına ve internete kıyısından köşesinden yansıyanların kaba bir derlemesinden ibarettir. Ancak bu kadarı bile, işbirlikçi burjuvazinin zorbalık aygıtının ve dal budak salmış gayrınizami savaş çetelerinin çürüyen sınıfsal ve siyasal karakteri ve rolü üzerine bir fikir vermeye yeter.

Hrant Dink cinayetinde bir kez daha suçüstü yakalanan bu zorbalık ve çürümüşlük aygıtı ve çetelerini, durmaksızın dal budak saran ve emekçi sınıfların tüm soluk borularını tıkayan bu aygıtı ve şebekeleri sınıf kinimiz ve eylememizle geriletmeden, siyasal özgürlük alanlarını açamayız. Bu işbirlikçi burjuvazi açısından TÜSİAD'ın neoliberal siyaset yönergelerinin cilası ve tamamlayıcısı olduğu rejim sorunu ise, bizim açımızdan işçi sınıfı ve emekçi kitlelere tüm bu pisliği temizleyecek sınıf kinini ve iktidar bilincini kazandırma, asıl bu mücadeleler içinde sınıfa karşı sınıf eksenini geliştirerek ilerletme sorunudur.