Celalettin Cerrah'ın ardından İstanbul Valisi Muammer Güler'de cinayetin devlet bağlantısını hasıraltı ediyor.
İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah'ın cinayetin faşist çete ve devlet bağıntısını hasıraltı etmeye çalışan açıklamasının bir benzeri de İstanbul Valisi Muammer Güler'den geldi.
Vali Güler, Nokta dergisinin kendisiyle yaptığı röportajda şunları söylüyor:
Soru: Bu örgüt işi mi, şahsi bir olay mı?
Vali: Bunlar birbirini dolduruşa getiren çocuklar. Daha önce birlikte olduğu kişilerden biri bunu azmettirmiş.
Soru: Peki buna profesyonal bir örgüt diyebilir miyiz?
Vali: Çok profesyonel olduklarını zannetmiyorum. Kaçarken silahını bile atmamış. İyi ki de atmamış. Yoksa bize ’Yine bir meczup çocuğu bulup katil diye karşımıza çıkarttınız’ diyeceklerdi.
Soru: Siyasi bir motif yok mu?
Vali: Dediğim gibi bunlar internet kafelerde, internet sohbetlerinde arkadaş grupları içinde birbirlerini dolduruşa getiriyorlar. Tabii işsizlik var, bu misyoner faaliyetleri dolayısıyla bunları tahrik edenler var, aile otoritesinin eksikliği var. Daha birçok neden sayabilirsiniz.
Daha “resmi” soruşturma bile tamamlanmadan Emniyet Genel Müdürünün, Valinin açıklamaları, “soruşturma”nın da nasıl yürütüldüğü ve sonuçlanacağı konusunda yeterli fikri veriyor. Vali de, Emniyet Müdürü gibi Nizam-ı Alem ve Susurlukçu Veli Küçük bağıntılarının üzerini örtme telaşıyla davranıyor.
“Bunlar birbirini dolduruşa getiren çocuklar”mış! Doğrudur Nizam-ı Alem, Ülkü Ocakları vb.de “şerefli devletin şerefli çocukları” sayılır.
Vali bey, faşist tetikçinin kaçarken silahını atmamasına da pek sevinmiş. Maazallah yoksa haddini bilmezler çıkıp devleti zan altında bırakabilirlerdi! Böylece katilin, “meczup” olduğu da kanıtlanmış oluyor!!
Vali, asıl bombasını sona saklamış: “Olayda tahrik unsuru varmış”! Misyoner faaliyetleri “iyi çocukları” tahrik ediyormuş! Tıpkı Kürt olmanın, Ermeni olmanın, devrimci ve demokrat olmanın ırkçı faşist devleti “tahrik etmeye” yetmesi gibi...
Ah bir de “aile otoritesi” tam olsaydı...