Cuma, 26 Ocak 2007 (19 yıl 9 ay önce)
Fırat Haber Ajansı'ndan Trabzon Emniyet Müdürü, www.sol.org.tr'den de İçişleri Bakanı'nın seceresini aktararak her kademesi katliamcı olan kan ve irin yumağının küçük bir fotoğrafını dikkatinize sunarız:
TRABZON EMNİYET MÜDÜRÜ "DERİN" ÇIKTI
ANF- AGOS Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink suikastinden sonra görevinden alınan Trabzon Emniyet Müdürü Reşat Altay'ın adı geçmişte birçok olayla anılıyor. Altay, 1978 yılında İstanbul Üniversitesi'nde 7 öğrencinin ölümüne neden olan saldırıda katillerin yakalanmasını engellemiş, ardından terfi etmişti. 1992'de ise Altay, Dev-Sol’a yönelik yapılan ve üç kişinin öldürüldüğü operasyona katılmıştı
Mc Donaltdsın bombalanması, bildiri dağıtan üniversite öğrencileri ile TAYAD'lılara linç girişimi, Rahip Santora cinayeti ve son olarak Hrant Dink suikastiyle dikkatleri çeken Trabzon mercek altına alındı. İçişleri Bakanlığı, Hrant Dink cinayetinden sonra bugün Trabzon Valisi Hüseyin Yavuzdemir ve Emniyet Müdürü Reşat Altay'ı görevden alarak merkeze çekti.
İçişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada soruşturmanın, "Trabzon ilimizde bir süredir meydana gelen ve İstanbul'da Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'in öldürülmesiyle de bağlantılı olduğu görülen asayiş olaylarında, idarenin ve emniyetin kusur ve ihmallerinin olup olmadığı ile tüm bu olaylar zincirinin çok yönlü incelenmesi" amacıyla açıldığı bildirildi.
Linç Girişimi
Bakan Aksu, özellikle Mc Donalds’ın bombalanması, bildiri dağıtan üniversite öğrencileri ile TAYAD'lılara linç girişimi, Rahip Santora cinayeti, futbolculara şantaj ve en son İstanbul'da meydana gelen Hrant Dink suikastinin de yer aldığı olaylar zincirini çok yönlü incelenmesi amacıyla iki Mülkiye Başmüfettişi'ni görevlendirdi. Bu olaylar zincirinde Trabzon polisi istihbarat zafiyetiyle suçlanmıştı.
Altay'ın Sicili Kabarık
Üst üste meydana gelen olaylarla dikkat çeken Trabzon'da ise Emniyet Müdürlüğü yapan Reşat Altay’ın ismi dikkat çekiyor. Altay'ın daha önce de farklı olaylarda gündeme geldi. İlk olarak 1978 yılında "Beyazıt Katliamı" olarak bilinen İstanbul Üniversitesi'nde 7 öğrencinin ölümüne neden olan bombalama eyleminde adı duyulan Altay'ın o dönemde de katil zanlılarını yakalanmaması için emir vermişti.
Öğrenci Katliamında Adı Geçiyor
Dönemin İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Şükrü Balcı İstanbul Üniversitesi'ndeki polis birimlerine 7 Mart 1978 tarihinde yolladığı yazıda Özgün Koç önderliğindeki ülkücülerin, solcu öğrencilere yönelik katliama girişecekleri haber verilmişti.
16 Mart 1978'de İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi önünde yapılan bombalı saldırıda 7 öğrenci öldü, 41 kişi de yaralandı. Katliamın sanıkları, 1980 yılında Sıkıyönetim Mahkemeleri'nce yapılan yargılamada delil yetersizliğinden serbest bırakıldı. Ancak 1992 yılında davayla ilgili zaman aşımına çok az bir zaman kala sürpriz tanıkların ortaya çıkması ile davanın yeniden açılması sağlandı. Bombalı saldırıdan 18 yıl sonra ortaya çıkan Şükrü Balcı imzalı belge, saldırıyı yapanların başında Özgün Koç adlı öğrencinin bulunduğunu gösteriyordu.
Altay, İÜ Eczacılık Fakültesi önünde meydana gelen bombalı olayı yapan saldırganların yakalanmaması için polislere talimat vermişti. Olay sırasında görevli olan polis memuru Yahya Gergin’di. Gergin, o tarihte üniversitenin Polis Noktası Amiri Komiser muavini olan Reşat Altay'ın, patlamadan sonra katil zanlılarını kovalamamak için emir verdiğini söylüyordu.
Patlayıcı Abdullah Çatlı'dan
Dikkat çeken bir nokta ise saldırıda kullanılan TNT bomba kalıplarını Abdullah Çatlı'nın temin ettiğinin kaydedilmesi oldu. Altay ortaya çıkan bu olaydan sonra eleştirilerin hedefi oldu. Polis Memuru Yahya Girgin, Altay’ın bu talimatını hakim önünde söylemesine rağmen, dikkate alınmamıştı. Bu olaydan sonra Altay, önce İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’ne daha sonra da Gaziantep Emniyet Müdürlüğü’ne atanmıştı
1992’de Yargısız İnfaza Adı Karıştı
2001 yılında 16 Mart katliamı tanığı ve mağduru olan Avukat Kamil Tekin Sürek Altay’a ilişkin şunları anlatıyordu: “Reşat Altay önce İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’ne atandı. Daha sonra ise Gaziantep Emniyet Müdürlüğü’ne atandı. Şimdi ise Bursa gibi büyük bir şehrin Emniyet Müdürlüğü’ne atanıyor. Buna ödüllendirme demek yanlış olmaz. Demek ki Reşat Altay’ın özel bir durumu var.”
Altay, 1992 yılında İstanbul Çiftehavuzlar’da Dev-Sol’a yönelik gerçekleştirilen ve üç kişinin yaşamını yitirdiği operasyona da katılmıştı. Yargısız infaz suçlaması ile yargılanan Altay’ın mahkeme beraatına karar vermişti.
Reşat Altay ayrıca DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar'a çok yakın bir isim olarak tanınıyor.
BİR DEVLET, BİR İÇİŞLERİ BAKANI
soL- Hrant Dink suikastında “katili bulma” oyalamacası bir yana bırakılıp, devletin önemli koltuklarında kim oturuyor sorusu ortaya atıldığında yine ilginç bulgulara ulaşılıyor. Konuyla ilgili bir dizi birimin kesişim noktası olan İçişleri Bakanlığı koltuğunda “devletli bir siyasetçi” olan Abdülkadir Aksu’nun bulunduğunu görüyoruz. Aksu, Türkiye devletinin farklı dönemlerinde, farklı hassasiyetlerini kavramış ve bunun gereklerini yerine getirmiş bir siyasi kimlik. En genel anlamda “gerici” ideolojik hattını korumuş olsa da, 80’lerin sonunda ANAP çıkışına, 90’ların ikinci yarısında ise Refah Partisi yükselişine ortaklık ediyor. Aksu, restorasyon döneminde Fazilet Partisi ve AKP rotasını izleyerek, emperyalizme teslimiyet sürecinin kıdemli aktörlerinden biri haline geliyor.
Maraş Katliamı’nın emniyet müdürü
Türkiye tarihinin önemli olaylarından Maraş Katliamı, dönemin İçişleri Bakanı İrfan Özaydınlı’nın istifasını getirmişti. Ancak, benzer bir düzeyde sorumlu olan Emniyet Müdürü için böyle bir durum sözkonusu olmadı. Abdülkadir Aksu, 4 gün boyunca kan akıtılan katliamın ardından hiçbirşey olmamışçasına görevine devam etti. 12 Eylül’den iki hafta öncesine dek bu görevi sürdüren Aksu, Ekim 1977’den Ocak 1978 sonuna dek ise Kahramanmaraş Valiliği görevindeydi.
1944 Diyarbakır doğumlu Abdülkadir Aksu, 80 sonrası dönemde valilik görevleri üstlendi. 1985’te yılın bürokratı seçildi. 12 Eylül faşizmi döneminde yılın bürokratı seçilmenin ne anlama geldiğine açıklama bulmak gereksiz.
1987 kasımındaki seçimlerin ardından Aksu’nun “siyaset” yaşamı başlıyor.
Mart 1989 ve Haziran 1991 dönemlerinde ANAP yönetiminde içişleri bakanlığı görevi üstlenen Aksu, 1990’daki Muammer Aksoy, Turan Dursun ve Bahriye Üçok suikastleri sırasında sorumlu konumdaydı. 19 Kasım 2002’de bu defa AKP’nin içişleri bakanı olarak göreve gelişinden tam bir ay sonra ise, Necip Hablemitoğlu öldürüldü.
Diyarbakır milletvekili
Abdülkadir Aksu’nun bir diğer niteliği de önceki dönemlerde, Kürtlerin başkenti sayılan Diyarbakır’dan meclise girmesi. Aksu, Diyarbakır doğumlu olmasına karşın dedesi Osman Ağa’nın Rumeli/Trakya’dan Diyarbakır’a sürgün bir Arnavut aileden olduğu söyleniyor. Ancak dede Osman Ağa, burada Kürt Cemil Paşa’nın damadı oluyor. Aksu, 1995 Aralık seçimlerinde girdiği mecliste, GAP’tan Sorumlu Devlet Bakanlığı görevini de üstleniyor. Son seçimde İstanbul’dan meclise girmiş olmasına karşın Aksu’nun meclisteki Kürt kökenli milletvekillerinin lideri durumunda olduğu söyleniyor. Son dönemde, teslimiyet sürecinin alternatif Kürt politikalarının belirlenmesindeki rolü ihmal edilemez.
Abdülkadir Aksu’nun uyuşturucu mafyası bağlantıları ve oğlunun faaliyetleri ise, profilinin yarı karanlık çehresini oluşturuyor ve ayrıca değerlendirilmeye ihtiyaç duyuyor.
Çözülmenin “liderleri”
Bu kısa hatırlatmaların sonunda Aksu kimliğinin sembolize ettiği “siyasi” konumun çözülmekte olan Türkiye burjuva devletin merkezi rollerinden birini üstlendiğini tekrar hatırlatmak gerekiyor. Bir dönemin faşist bürokratı, bugünün boğazına kadar karanlık ilişkiler ağının kritik bir siyasetçisidir. Çözülme ve teslimiyet sürecinin iktidarı, ihtiyaç duyduğu tetikçilerin yanısıra yeni döneme uyumlu kadrolarını, eski dönemin karşı devrimci yığınağından devşirmektedir.