Hrant Dink'i katleden tetikçilerin son telefon görüşmeleri yayınlandı. Faşist tetikçi Dink'i gazetenin bürosunda bulamayınca "abisi"ne "burda birkaç Ermeni var öldüreyim mi" diyor. Irkçı- faşist tetikçiler bu rahatlığı kimden alıyorlar?
Taha Akyol köşesinde Hrant Dink'i katleden Ogün Samast ile onun “abisi” olan Yasin Hayal'in cinayetin hemen öncesindeki telefon görüşmelerini yazdı.
Katiller rahat...
Hrant Dink'in katili Ogün Samast, cinayetten önce Trabzon'daki Yasin Hayal'e telefon açıyor, Agos gazetesinde Dink'i bulamadığını, başkalarının bulunduğunu söylüyor ve soruyor:
- Abi, burada birkaç Ermeni var, onları öldürüp geleyim mi?!
Yasin Hayal cevap veriyor:
- Hrant Dink'i öldür!
Hrant Dink öldürüldü. Elini kolunu sallaya sallaya, gizlenme gereği duymadan faşist yuvasına geri dönerken yakalandığında Ogün de Hayal gibi ifadesinde “Gizli saklımız yok! İlan edecektik zaten!..” dediler.
Gizlisi saklısı olmaz tabii. Genelkurmay'ın, burjuva gazetelerin, mahkemelerin hedef gösterdiği birini katlediyorlar; yanlış bir şey yapmıyorlar ki! Öldürüp “kahraman” olacaklar! Öyle de oldu. Katilin posterleri bizzat devletin güvenlik birimlerince çekilerek dağıtıldı.
Onlar devletin gözünde birer kahramandırlar. Cezaevinden bir an önce çıkmaları için ne gerekiyorsa yapılacağından kimsenin kuşkusu olmasın. Ya "firar" ettirilerek ya "yanlışlıkla tahliye" edilerek ya afla... Sonra cezaevi kapısından, salya saçan itler sürüsü tarafından "Türkiye sizinle gurur duyuyor" sloganları eşliğinde omuzlarda taşınarak çıkarlar... Bir spor kulübünün başına geçerler; belki de belediye başkanı ve milletvekili, hatta içişleri veya adalet bakanı olurlar.
Tıpkı önceki kontrgerillacı faşist tetikçiler gibi. Şöyle bir çevremize bakalım; kaç tane kontrgerillacı katil gördük? M. Ali Ağca, Alaaddin Çakıcı, Muhsin Yazıcıoğlu, Ökkeş Şendiller, Mehmet Ağar, Korkut Eken, Veli Küçük, İbrahim Şahin, Muzaffer Tekin, Sedat Bucak, Mehmet Gül, Haluk Kırcı... Listeyi uzatmak mümkün. Bu kadarı bile Türkiye'nin bir kontrgerilla cenneti olduğunu göstermeye yeter.
Katiller düzeninden başka bir şey olmayan bu düzen Dink cinayetini de yeni ırkçı-milliyetçi cinayetleri teşvik kampanyasına dönüştürdü. Buna karşı durmak hepimizin görevidir. Türkiye’nin aydınlar mezarlığına dönüştürülmesinde Hrant Dink’e sıkılan kurşun ilk değildir, ama son olması bize bağlıdır.