Pazartesi, 29 Ocak 2007 (19 yıl 8 ay önce)
Erzurum H Tipi Hapishanesi'nden Haydar Sönmez adlı tutsak İzmir Cezaevi İnsiyatifi'ne 19 Aralık katliamın yıl dönümünde (15 Aralık tarihinde) kalkanlı, joplu, maskeli, gaz silahlı vs… jandarmaların hücreleri basıp, tutsakları kelepçeleyerek karga tulumba hapishane dışında bekletilen ringe bindirdiklerini ve ana yol çıkışına kadar götürüp geri getirdiklerini bildiriyor:
Merhaba İCİ ailesi,
Gönderdiğiniz özgürlüğe kanat çırpan mavi atlasların nadide süsleri, güvercinleri eşliğindeki içli ve güzel mektubu aldım. Fakat yanıtını zorunlu olarak bayram sonrası tatilinde ancak postaya verebileceğim.
Satırlarıma devam etmeden her birinizi o güzelim yüreklerinizden özlem ve coşkuyla öpüyorum. Sizlere şu Palandöken’in giydiği beyaz gelinlik kadar temiz duygular ile selam ve sevgilerimi yolluyorum. Yüreklerimizin yan yana olduğunu bilmenin sevinci ile yeni yılı coşkuyla karşılıyorum. Gönderdiğiniz güvercinlerin birinin “don”unda kanat çırpıp İzmir’e geliyorum. Yeni yılda kuracağınız sevginin, paylaşmanın çilingir sofrasına diz kırıyorum. Yudum yudum sevgi içiyorum bakır çanaklarla. Bu sofra ki “güneşin sofrası” ile aynı değil mi? Hangi güneşin çocuğu o sofraya diz kırmayı reddedebilir ki, ben ki kendimi güneşin oğlu olarak tanımlamışım. Anamın sofrası benim anlımın secdeye geldiği tek yer olur. Bir bu sofrada diz kırmak onur olur ki bizler tarihler boyu nice zalimin karşısında diz kırmadan bir ağaç gibi ölmesini bilmişlerin soyundanız. Bundandır ki bir dost sofrasında bir de anamız güneşin sofrasında diz kırmayı helal bellemişiz. Her iki sofrada da zehir sunulsa sevda şarabı içer gibi tereddütsüzce fondip ederiz (benzetmelerime aldanmayın, içkinin hiçbir çeşidini sevmem ve içmem, zorunlu durumlarda canlara eşlik etmek için ya vişne suyu ya da kola içerdim).
Son süreçte özellikle 19 Aralık’ın yıl dönümü vesilesiyle dışarının epey hareketlendiğini sansür barikatlarına rağmen öğrenebildik. Behiç’in şahsında yeniden gündemleşen ölüm orucu ve sebebi tecrit sansürü parçalamaya, daha geniş kitlelere ulaşmaya başladı. Sokaklara yansıyan tepkilerin sonuçta tayin edici etkisi olduğunu söylemeye gerek yok. Sizlerin yıllara varan kararlı ve ısrarlı emekleriniz işte tam böyle süreçlerde meyveye duruyordur. Ayrıca bu emeklerinizi daha ileri boyuta sıçratmanıza çok sevindim. Kararlılık ve ısrar, işte çalışmaya rengini veren bunlar olursa başarı er geç gelecektir. Sizlerinde birçok başarıya daha imza atacağına inanıyorum. Sitenizden dolayı hepinizi, tüm emeği olanları yürekten kutluyorum. Ve kardeşiniz olarak en favori parçam olan Grup Munzur’dan “ay dorukta kaybolunca” sözleri M. Çetin’e ait. Şarkının tam adı bu mu bilmiyorum. Bu şarkıyı başta parçanın kahramanı olan kartallara, sonra da yüreğinin bir parçası her daim onlarla olan tutsaklara ve onların dışarıda eli-ayağı gözü-kulağı olan değerli İCİ çalışanlarına armağan ediyorum.
Buralar epey soğudu ki bunu her kış radyo ve TV’ler gündemleştirdikleri için ayrıntısına girmiyorum. Daha yağanlar 30-40 cm fakat tam step soğukları var. Sibirya soğuğu deyimi abartılı değil. Ama bura insanı alışıktır bu soğuklara. Ben de Dersim’li oluşumdan kaynaklı çok yabancı değilim. Sağlığım terinde. Her zaman ki gibi ıssız soğuklara şiir ve türküler haykırıyorum. Biliyorum tüm sevdiklerimle aynı mavi göğü aynı havayı paylaşıyorum. Yüreklerini de her daim yüreğimin içinde hissediyorum.
Bundan dolayı tecrite inat yuvarlanıp gidiyoruz. 17 Aralık- 19 Aralık arası 3 günlük açlık grevi yaptık Katliamın yıldönümü vesilesiyle. Hemen hiç vakit kaybetmeden 3 ay sosyal etkinliklerden men “cezası” verdiler. Ki ben zaten tavırlıyım (direnişteyim) bu tür tecriti meşrulaştıran, tredman amaçlı uygulamalara.
Bizleri baskınla alıp zorla hapishane ana yol çıkışına götürdüler... Sorduk: Rıza dışı hükümlü alma provası denildi.
Ayrıca 15 Aralık’ta dış güvenlikten jandarmalar hücremize baskın yapıp (kalkanlı, joplu, maskeli, gaz silahlı vs…) bizleri zorla kelepçeleyip karga tulumba vaziyette hapishane dışında bekletilen ringe bindirip gezdirerek ana yol çıkışına kadar götürüp geri getirdiler. Hapishanenin önüne döndüğümüzde 3 tane de PKK’li arkadaşı getirdiler yan hücreye koydular onlar için de aynı şeyleri yapıp geri hapishaneye dönüp bizleri gardiyanlara teslim ettiler. Bütün ısrarlarımıza rağmen herhangi bir açıklama yapmadılar. Yapılanlardan öğrendiğimiz, dış güvenliğin içerden rızası dışında tutuklu ve hükümlü alma provası tatbikatı yaptıkları yönlü oldu. Bu tavırlarıyla bir daha bizleri insan yerine koymadıklarını pratikleriyle gösterdiler. Cansız konu mankeni muamelesine maruz kaldık. İnsan onurunu çiğnemek onlar için doğal bir davranış olmuş durumda. Bu insanlık dışı tutumları için suç duyurusunda bulunduk. Ayrıca demokratikleşme hamlelerini mazgalda kül bırakmadan savunan Meclis'in “İnsan Hakları İzleme Komisyonu”na yazarak haberdar ettik. Bir sonuç çıkmasa da yaşananları bilmeleri ve bir belge olarak tarihe kalması açısından önemli olacaktır.
Tekrar selam ve sevgiler diyerek bir daha ki mektupta buluşuncaya dek sağlıkla, dirençle ve umutla kalın, sevgilerimle.
31 Aralık 2006
HAYDAR SÖNMEZ
ERZURUM H TİPİ HAPİSHANESİ