Tutsak kadın portreleri sergisi zindanda geçirilen onurlu bir yaşamla çıktı.
İnsan niye fotoğraf çektirir? Kendisi için, sevdikleri için… Her fotoğraftan dünü, bugünü ve geleceğiyle bir hayat akar size doğru. Sanıldığının aksine anın dondurulmuş bir karesi değildir, illa ki bir anlatısı vardır ve dinlemelisiniz onu.
Eva Haule’nin "Tutsak kadın portreleri" adıyla Karşı Sanat Galerisi’nde açılan fotoğraf sergisi onunla ve fotoğrafını çektiği kadınlarla tanışmak, söyleyeceklerini dinlemek için gelecek olanları bekledi 19 gün boyunca.
İnternete belli bir beğeni ile yansıtılmış fotoğrafları görmeyi reddederek, bir kadın ve halihazırda ömrünün dörtte birini cezaevinde geçirmiş eski bir devrimci tutsak olarak duvarları aşıp gelen bu direnişin bir parçası olmak için firari kadınların fotoğraf sergisine gittim. Ama önce tutsaklığım zamanında hafızamın benim için çektiği tutsak kadın fotoğrafları canlandı gözlerimin önünde bir bir ve sonra ben olsam nasıl bir fotoğraf çektirirdim diye düşündüm. Bu soruya bir türlü yanıt veremedim, kendi fotoğrafımı çekemedim. Anladım ki geçmişi ve geleceğiyle birlikte içinde yaşanılan an rengini, ışığını, gölgesini veriyordu fotoğrafa. Ve ben şimdi dışardaydım. Onlara ulaşabilecek, fotoğraflarıyla anlatmak istediklerini anlayabilecek miyim kaygısıyla girdim içeri. Ve daha girer girmez hemen arkadan bebek arabasıyla gelen bir çiftin bir kaç fotoğraftan sonra diğerlerine bakmaksızın gerisin geri çıkıp gittiklerini gördüm. Ne görmeyi bekliyorlardı bilmiyorum, ama çıplaklığın vurucu gücüyle böylesine açıktan karşı karşıya gelmek pek hoşlarına gitmemişti anlaşılan.
Görünen neydi? İlk göze çarpan doğal giysileri içindeki kadınların her türden kapatılmaya karşı “ben varım” diyen fotoğraflarıydı. Gözleri ve en çok da bedenleriyle konuşuyorlardı. Çocuksu, hülyalı, hüzünlü, tutkulu, muzip, şen-şakrak, isyankar, güçlü, gösteren, anlatan, soran, dayatan, sevecen, inatçı, şişman, zayıf, hasta, beyaz, siyah, Avrupalı, Asyalı, Afrikalı, Latindiler. Hem doğaldılar ama hem de vitrine çıkarılmış kadın imajıyla boyalıydılar, duruşlarının bir yanı meydan okuyuş olsa da piyasadaki kadın imajının pençesine düştükleri için bir parça tutsaktılar. Bir de söylemeye gerek var mı bilmiyorum ama güzeldiler çünkü zaten kadındılar.
Almanya’da bulunan en üst derecede güvenliği sağlanmış bir cezaevinde (Preungesheim) RAF’lı (Kızıl Ordu Fraksiyonu) bir siyasi tutsağın, Eva’nın çektiği fotoğraf kareleriyle bize ulaşan Annika’nın, Joanne’nin, Çiğdem’in, Tasi’nin, Lisa’nın, Manu’nun, Yamile’nin, Alex’in… sesleri yoktu. Ama eğer olsaydı Günnaz’ın, Serpil’in, Sakine’nin Ayşe’nin, Emet’in… anlattıklarından daha farklı şeyler anlatmayacaklardı bize. Onları adlilerle siyasilerin birlikte kaldığı, kadın koğuşlarının ise aynı havalandırmaya açıldığı bir taşra cezaevinde tanımıştım. Yüksek Güvenlikli Cezaevi, F tipleri, D tipleri, hücre değil oda, Avrupa standardında cezaevi… diye diye Almanya’dan, Amerika’dan ihraç edilen bu cezaevi modelinin pazarlanıp, cezaevlerine yapılan ve yapılacak olan kanlı-kansız operasyonlarla geçiş sürecinin örüldüğü günlerdi. Ve o günlerden geriye onların tanıklığı bizimse gönül borcumuz kaldı.




Her şeyden önce, kendileri, aileleri ve dostları için istiyorlardı fotoğrafları. Ve bir de benim için, bir sergi yapayım diye. Her zaman dile getirdim: Burada yaptığım şey, beni buradan dışarı çıkarmalı. Doğal olarak, bu hedef doğrultusunda destekliyorlardı beni.Eva “sessiz ölüm”lerin içinden müebbet tutsaklığının 20 yılını geride bırakarak çıkıp geldi bugüne, bize. 50 yaşında bugün, fakat biz kendimizden de biliyoruz ki her tutsak cezaevine girdiği yaştadır. 29 yaşında girdiği cezaevinde ilk üç yılını yoldaşı Ulrike Meinhof’un öldürüldüğü cezaevinde (Stammheim Cezaevi) tecritte geçirmiş, açlık grevi sonrası şu an bulunduğu cezaevine getirilmiş Eva. Bir tutuklu olarak yaklaşımını, “içsel özgürlüğü ve canlılığı cezaevinde de olsa koruyabilmek için üretici olmak mutlak bir zorunluluktur” diyerek açıklıyor.
Hapishanede onurlu bir şekilde yaşamak ancak direniş ve dayanışma sayesinde mümkündür. Bu resimler böyle ortaya çıktı ve bunu anlatıyorlar. Bugün resimlerimi Türkiye hapishanelerindeki tecrite karşı direnenlere armağan etmek istiyorum.