BM'nin çevre konferansı fiyaskoyla bitti

BM sorunlarda var çözümlerde yok! Küresel ısınmanın yarattığı ve yaratacağı korkunç sonuçlar net konuldu ama çözüm yok!

GÜNCEL
Pazartesi, 5 Şubat 2007 (19 yıl 8 ay önce)

Birleşmiş Milletler tarafından düzenlenen Küresel İklim Değişikliği Konferansı Paris’te yapıldı. Konferansa 130 ülkeden 500 delege katıldı.

Konferansta Birleşmiş Milletler Hükümetlerarası İklim Değişikliği Komisyonu'nun iklim değişikliği konusunda altı yıldır üzerinde çalıştığı rapor açıklandı.

Raporda, yeryüzünde ortalama ısının artması nedeniyle önümüzdeki on yılda deniz seviyesinde meydana gelebilecek yükselmeler ve kötü hava koşulları hakkında uyarılarda bulunuluyor. Raporda ayrıca bu yüzyılın sonunda küresel sıcaklığın ortalama 5 ila 8 derece arasında artabileceği de belirtiliyor.

Kapitalist sanayinin ve tekellerin kar hırsının neden olduğu sera gazları salınımının yarattığı sorunlar, raporda şöyle sıralandı: Daha az soğuk günler, daha sıcak geceler, öldüren sıcak hava dalgaları, seller ve yoğun yağışlar, yıkıcı kuraklıklar ve kasırga ile tropikal fırtına gücünde artış (Özellikle Atlas Okyanusu'nda).

Raporda ayrıca, "Eğer şimdi bunun kötü olduğunu düşünüyorsanız, 21'inci yüzyıl boyunca zararlı etkileri, 20'nci yüzyıl sırasındaki etkilerinden daha büyük olacak" denildi.

Rapordan çarpıcı tesbitler
[foto]ok.png[/foto] 2100'e kadar sıcaklık 1.8 ile 4 derece artacak. Bu binlerce yıldır iklimde meydana gelen en dramatik değişiklik
[foto]ok.png[/foto] Uzun süreli ve yoğun sıcak hava dalgalarıyla daha sık karşılaşacağız
[foto]ok.png[/foto] Uygarlaşma (yani kapitalist yağma) ne kadar yavaşlarsa yavaşlasın ya da sera gazlarının salımı ne kadar azalırsa azalsın, küresel ısınma ve deniz seviyesinin yükselmesi asırlarca sürecek. Okyanuslardaki su seviyesi 18 ile 59 santimetre yükselecek
[foto]ok.png[/foto] Daha şiddetli fırtınalar görülecek
[foto]ok.png[/foto] Sıcaklık dalgaları daha sık yaşanacak
[foto]ok.png[/foto] Kutup buzulları eriyecek. 2100 yılı yazında artık Antartika olmayabilir
[foto]ok.png[/foto] Bangladeş'ten Hollanda'ya pek çok kıyı ülkesi sular altında kalma tehlikesiyle karşı karşıya

Doğa artık emperyalist tekellerin kar hırsı ve kapitalist sanayinin ortaya çıkardığı yüksek karbondioksit miktarıyla başedebilme kapasitesini yitiriyor. Doğaya bırakılan karbondioksit Dünya'yı ısıtıyor. Dünya ısındıkça okyanuslar buharlaşıyor ve su buharı atmosferde yoğunlaşarak sera etkisi yaratıyor. Dolayısıyla hava daha da ısınıyor.

Kapitalistlerin ikiyüzlü çevre korumacılığı
Bu noktada gelen tepkiler üzerine, sera gazı salınımını 1990 yılı oranlarının yüzde 5 altına çekmeyi öngören Kyoto Protokolü gündeme gelmişti. Ancak sera gazı üretiminin en büyük sorumlusu olan ABD ile endüstri devleri Çin ve Hindistan, "ekonomilerini baltalayacağı" gerekçesiyle bu anlaşmaya karşı çıkıyor ve imza atmaya yanaşmıyor. Diğer kapitalist ülkeler de Kyoto Protokolü'nü imzalamalarına rağmen doğayı öldürmeye devam etmekte bir sakınca görmüyorlar.

Paris'teki konferansın ardından bu defa 46 ülke ÇBM (Çevre İçin Birleşmiş Milletler) oluşturma kararı aldılar. Tabii bu ülkelerin arasında ABD, Çin ve Hindistan yok.

Bu ikiyüzlü Çevreci BM grubunun amacı, sözde Dünya’daki çevre sorununun altını çizmek, müdahale etmek ve Dünya’nın ekosistemine uymak. Fakat hergün doğaya saldıkları zehirli gazları kesmeden, hiçbir önlem almadan!.. Doğayı öldürerek "sorunun altını çizecekler"!..

Bu oluşumun içindeki ülkelerin imzaladığı birçok çevre protokolüne ve anlaşmaya rağmen çevreyi sistemli bir şekilde sürekli kirleten kapitalist ülkeler olması çevre sorununa ne kadar çözüm olacağına dair bir fikir veriyor. Kapitalizmin daha fazla kâr için işlemeyeceği cinayet yoktur. Dolayısıyla kendisi sorunun kaynağı olan kapitalist ülkelerden sorunu çözmesini de bekleyemeyiz. Zaten konferansa katılan Rusya sözcüsü Andrei Denissov’un "Rusya’nın bu girişimin başarılı olacağından kuşkuları var" demesi de daha baştan yapılmış bir itiraftır. Çevreyi katletmeye, Dünya'yı yaşanmaz hale getirmeye devam edeceğiz itirafıdır. Böylece kapitalist sistemin BM şemsiyesi altında düzenlediği bir çevre konferansı (şovu) daha fiyaskoyla bitmiş oldu.

Çözüm mü? Çözüm, sorunun kaynağına karşı mücadelede...

Doğanın bir fiyatı var mı?
Doğaya verilen tahribatın boyutları her geçen gün artıyor. Şu ana kadar bunun gerçek sorumlularının gerekli önlemlerin alınması konusunda bir yönelimlerinin olmadığı da ortadadır.
Kapitalist sistem, yaratmış olduğu tahribatın boyutlarını ortaya çıkaracak sayısız araştırmaya - “daha ne kadar sömürebilirim”i anlamak istercesine-destek veriyor. Bu araştırmalarda ortaya çıkan çarpıcı sonuçlar yayınlanıp duruyor. Birleşmiş Milletler, Dünya Bankası ve Dünya Doğal Kaynakları Enstitüsü tarafından desteklenen ve 95 ülkeden bin 300 bilim insanının, 4 yıl boyunca bir araya gelip hazırladığı rapora göre, dünya kaynaklarının üçte ikisi, hızlı gelişme ve kontrolsüz üretim nedeniyle tükenmiş durumda.

“Öneri” dedikleri…

Bilim insanları, bugüne kadar yürütülen en geniş kapsamlı araştırma olan ve 24 milyon dolara mal olan Milenyum Ekosistem Değerlendirme Raporu’nda, dünyanın felaketin eşiğinde olduğunun altını kalın çizgilerle çiziyor ve “çözüm önerileri paketi” sunuyorlar. Bu paketin, gerçek sorumluları gizlemek amacını taşıdığı açıktır. Bilim insanları, çevreye verilen zararın fiyatlandırılması gerektiğini belirtiyorlar. Uçaklara, atmosferde karbondioksit kirliliği yarattıkları için ek fiyat getirilmesini, gıda ürünlerinin fiyatlarına da tarım kirliliğinin nehirlerden temizlenme maliyetinin eklenmesini öneriyorlar!
Nature ve New Scientist dergileri de bu öneriye sarılarak “İnsanlığın refahı ile ekosistemin mevcut durumu ve sürdürülebilir kullanımı arasındaki bağın kurulması şart” dedikten sonra, “Evet doğal kaynaklara paha biçmek zor, ama sorunun çözümünü istiyorsak, ’sağlıklı bir gelecek’ için paha biçmeliyiz. Başka çıkar yolu yok” diye yazıyorlar.

Kirlilik bu sistemin özünde!
Her sistem kendi karakterine uygun çözümler üretir ve ona göre değerlendirme yapar. Peki sormak gerekmez mi; yaratılan bu kabusun sorumluları, ortaya çıkan sonuçları neden herkese paylaştırmak istiyorlar? Oysa kendi karlarından, savaş bütçelerinden feragat etmediklerini hepimiz biliyoruz. Yine hepimiz çok iyi biliyoruz ki asıl kirlilik, bu sistemin kendi var oluşunda.
Raporda yer alan çarpıcı sonuçlar bize yapılması gerekenleri köklü bir şekilde anlatıyor. Rapora göre; son 50 yılda insanlık tarihinden bu yana var olan kaynaklardan daha fazlası tüketilmiş durumda. Raporu önemsememize yol açan bir başka etken ise; bugüne kadar gerçekleştirilen ekosistem araştırmalarından farklı olarak, hem mevcut durumu ortaya çıkarması hem de bunun insanlık üzerindeki etkilerini küresel bazda araştırması.

* * *

-1945 yılından sonra tarıma açılan arazinin yüzölçümü, 18 ve 19. yüzyılın toplamından daha fazla.
-1913 yılında icat edilen sentetik azotlu gübrelerin yarısından fazlası 1985′ten sonra kullanıldı.
-Yaşamakta olan memeli hayvan, kuş ve sürüngen türlerinin yüzde 10-30′u yok olma tehlikesi ile karşı karşıya.
-Önümüzdeki 50 yıl içinde gıda talebinin yüzde 70-80 oranında artması öngörülüyor, ancak ekosistemin mevcut tahribatı ile bunun karşılanması mümkün görünmüyor.
-Toplam bitki türlerinin sayısı, 2050 yılına gelindiğinde, 1970 yılındaki toplamından yüzde 10-15 daha düşük olacak.
-Denizlerdeki balıkların dörtte biri, aşırı ve kontrolsüz avlanma nedeniyle tükenmiş durumda. Bazı bölgelerde av balığı sayısı, endüstriyel balıkçılık öncesi dönemin yüzde 1′i seviyesine düştü.
-1980′den beri deniz yosunlarının yüzde 35′i, mercanların yüzde 20’si yok oldu.
-Ormanların yok olması ve diğer olumsuz değişiklikler, kolera ve sıtma riskini artırabilir. Bilinmeyen yeni hastalıklar ortaya çıkabilir.
-1milyar 100 milyon insan, temiz içme suyu bulamıyor. Her yıl 3-4 milyon kişi, pis suların yol açtığı hastalıklar yüzünden ölüyor.

Yaşanacak Dünya