MGK ve TÜSİAD, 1997 yılında radikal islamcı hareket ve islami kılıklı sermayeyi öncelikli tehdit ilan edip "aşırı sol tehditi" gizli anayasadan çıkartmıştı. 2005'te ise "aşırı sol tehdit" yeniden MGSB'ye alındı. Hemen ardından ise linç histerileri, Şemdinli, Danıştay, Dink cinayeti...
Milli Güvenlik Kurulu (MGK), 1997 yılında, gizli anayasa, nam-ı diğer kırmızı kitap olan Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'nde önemli bir değişiklik yaptı.
"Aşırı sol", MGSB'deki öncelikli "iç tehditler" arasında değerlendirilmekten çıkartıldı!
Generaller "aşırı sol tehdit"in zayıflamakta olduğunu saptamışlardı. Gerçi bunda hem devrimci örgütlere 1995-96'nın büyük direnişlerinin ardından yapılan operasyonlar hem de bazı örgütlerde derinleşen tasfiyecilik nedeniyle belli bir gerçeklik payı vardı.
Fakat daha önemli bir neden Genelkurmay'ın çevirmekte olduğu "taktik" manevraydı. TÜSİAD ve MGK, iktidardan daha fazla pay isteyen radikal islamcı hareket ve islami kılıklı sermayeyi "öncelikli iç tehdit" ilan ediyor, ırkçılığı da "iç tehdit" kapsamına almış görünüyor, buna karşılık solu ve Kürt Ulusal Hareketini geçici olarak "tarafsızlaştırmaya" çalışıyordu.
Nitekim Refahyol Hükümeti'nin 28 Şubat darbesiyle indirilme sürecinde MİT, PKK ile Avrupa'da gizli görüşme yapıp, "darbenin Kürtlere karşı olmadığı" konusunda "güvenceler" verip "tarafsız" kalmasını istemişti. PKK ise 28 Şubat darbesinin kendisini kapsamadığını sanarak ve "ordu demokrattır" türünden söylemlerle darbeye dolaylı destek vermesinin faturasını ağır ödedi! TÜSİAD ve MGK'nın taktik manevrasında, Refahyol Hükümeti'nin işi bitirildikten ve radikal dinci hareket geriletildikten hemen sonra, TSK, PKK'ye ağır darbe indirdi. Öcalan uluslararası operasyonla yakalandı!
28 Şubat sürecinde TSK, aynı taktiği sol ve devrimci harekete de uygulamaya çalışmış, Susurluk tepkilerini Refahyol Hükümeti'ne karşı yönlendirmeye çalışıp, darbeye yalnızca "sivil toplumcu"ların ve reformistlerin desteğini almakla kalmamış, bazı küçük burjuva devrimcisi örgütleri de "tarafsızlaştırmayı" başarmıştı.
MGK aynı 28 Şubat manevrası çerçevesinde ırkçılığı da "iç tehdit" kapsamına alır görünmüştü. MİT'in eski istihbarat başkanlarından Nuri Gündeş genarallerin ırkçılık tehditini şöyle açıkladıklarını aktarıyor:
Türk milliyetçiliği bazı kesimlerce ırkçılığa dönüştürülmek istenmektedir. Ülkücü mafya bundan yararlanmak istemektedir. Bu da bir tehdit unsuru oluşturmaktadır.MGK, kırmızı kitabı bu tarihten 8 yıl sonra 2005 yılında bir kez daha "güncelledi". Tam tarih aktarılmıyor ama 15 günde 15 yasaların, uyuma dönük büyük çalışmaların ardından AB kapılarının Türkiye'ye kapatıldığı "hüsran" Ekim'inden sonra olduğunu tahmin etmek çok da güç değil.