“Artık Ölmek İstemiyoruz!”

Tuzla Tersaneleri’nde yeni bir iş cinayeti daha yaşandı. Ekrem Bektaş adlı işçinin yaşamını yitirdiği iş cinayetine karşı, 3 bin işçi iş bırakarak eylem yaptı.

GÜNCEL
Pazartesi, 27 Haziran 2005 (20 yıl 9 ay önce)

Tuzla Tersaneleri’nde yeni bir iş cinayeti daha yaşandı. Ekrem Bektaş isimli işçinin yaşamını yitirdiği iş cinayetine karşı, 3 bin işçi iş bırakarak eylem yaptı.

13 Haziran’da kaynak yaparken sıkışan gazın patlamasıyla yaşamını yitiren Ekrem Bektaş, bir gün sonra iş yerinden arkadaşlarının da katılımıyla 600 kişi tarafından Aydınlı Cemevi‘nden toprağa verildi. Cenaze sonrası Limter-İş Sendikası, 15 Haziran’da iş cinayetinin tersanelerde protesto edileceğini açıkladı.

Yol kesiliyor


15 Haziran günü saat 7:30′da tersanelere giden binlerce işçinin kullandığı caddeyi insan zinciriyle kapatan 25 öncü işçi, işçi arkadaşlarının işe gitmesine engel oldular. İşçiler yavaş yavaş toplanmaya başladılar; sayı yüzleri, binleri buldu. Bu sırada bazı işçiler “açın barikatı, benim bakmak zorunda olduğum çoluk çocuğum var” diyerek tepki gösterdi. Toplanan kitleye eylemin gereği ve önemi anlatılmaya başlandı. DİSK’in 15-16 Haziran yürüyüşünde kullandığı ses aracının da gelmesiyle kitlenin bütününe yönelik eylemin amacını anlatan ve talepleri dile getiren konuşmalar yapıldı. İşine gitmek için direten işçiler, bu sefer kendi iş arkadaşlarını “bir günlük yevmiyemizi almayalım ne olacak!” diyerek ikna etmeye ve eyleme çağırmaya başladılar! İşçilerin ilk başta ’sınıf kardeşlerinin cesedini çiğneyerek’ işe gitmek istemeleri, daha sonra ise güven kazanıp kendi iş arkadaşlarını da eyleme katmaya çalışmaları, işçilerin içindeki sınıf çelişkisi ve çatışmasının tipik bir göstergesi. Aynı işçi içinde birbirine amansız düşman iki yan, birbiriyle uzlaşması imkansız iki düşman kişilik. Bir yanı, sermayenin kölesi ve sınıf kardeşinin cesedini çiğneyecek denli birbirine rakip; diğer yanı ise, sömürü ve ezilmeye başkaldıran, sınıf dayanışmasıyla bütünleşen kolektif sınıf kimliği.

“Artık ölmek istemiyoruz!”


Kortejler oluşturularak Ekrem Bektaş’ın yaşamını yitirdiği Torgem Tersanesi‘ne doğru yürüyüşe geçildi. Yürüyüş sırasında en fazla öne çıkan “Artık Ölmek İstemiyoruz!” sloganı oldu. Yanı sıra sendikal haklar, sigorta ve uzun çalışma sürelerine yönelik sloganlar sıklıkla atıldı. Öfkeli yürüyüş yaklaşık yarım saat sürdü.

Torgem Tersanesi’ne gelindiğinde, bu tersanede çalışan yaklaşık 15 işçi de patronun engellemelerine rağmen dışarı çıkarak eyleme katıldı. Burada yapılan konuşmaların ardından eylem bitirildi. Kitlenin büyük bir çoğunluğu işe gitmeyerek çevredeki kahvelere veya evlerine dağıldılar. Eylem, üretimin büyük oranda durmasına (Limter-İş’in açıklamasına göre yüzde 80) yol açtı.

İş koşullarının işçi yaşamını tehlikeye sokacak derecede ağır olmasına rağmen, iş yapısının parçalılığı (her tersanede 20-30 taşeronun bulunması) işçilerin bir araya gelişini ve örgütlenmesini engelleyen önemli unsurlardan biri. Fakat 25 işçinin başlattığı bir eylemin böyle yığınsal bir protesto gösterisine dönüşmesi, biriken öfkeyi ve patlama dinamiklerini gözler önüne seriyor.

“Onu da kabul etmedik!”



Çelik Tekne Tersanesi‘nin önünde 3 işçi, Limter-İş Sendikası’nın önlüklerini giymiş bekliyorlardı. 10 Mayıs’ta, Selim Nişli adlı işçinin yine bir iş cinayetinde ölmesine tepki göstermeleriyle gizli sendikal örgütlenmeleri açığa çıkmış ve patronun tüm baskılarına karşın sendikal örgütlülüğünden vazgeçmedikleri için işten atılmışlardı. Onlarla, sömürü, iş cinayetleri, baskılar, örgütlenme ve eylemlerini konuştuk.

Tersanelerdeki çalışma koşullarınız neler?
Çelik Tekne işçisi: Tersane yani Ters-hane, ters ev anlamına gelmektedir. Sömürü çok kötü, bir baret bir eldiveni patrona kavga dövüş aldırıyoruz. Günde 12 saate varan sürelerde çalışıyoruz. Yeri geliyor zorla pazar günleri de çalışıyoruz. Yani patronların ağzından çıkan her şey kanun olmuş! Yemeklerimiz berbat, üzerlerinde fareler dolaşıyor; soyunup giyindiğimiz yerlerin altından lağım akıyor. İşçinin güvenliği için önlemler alınmıyor. Mesela 8 metrelik parçayı romorkör veya kamyonla götüreceğine frokliftle götürüyor. Parça pat diye işçinin üstüne düşüyor, adam ölüyor. Her an birisi ölüyor! Buna rağmen sigortalarımız yarım ödeniyor. Baskı yaptığımızda bir iki gün fazla yatırıyorlar. Sonra “Biz böyle işçi çalıştırıyoruz, işine gelirse” diyorlar, yeri geliyor tehdit de ediyorlar!

Mesela ben polisin yanında tehdit edildim. Ölen arkadaşımızın cenazesine sahip çıktık, karakola ifade vermeye gittik. Adamlar tehdit etti ben de diklendim. “Benim anayasal hakkım” dedim. “Ben sendikalıyım, arkadaşımın da arkasındayım” dedim. Bu sefer de taşeronluk teklif ettiler. Onu da kabul etmedik! “Çalışma, para verelim” dediler. Onu da kabul etmedik! “Sendikayı bırakın, her türlü olanağı verelim” dediler. Onu da kabul etmedik!

Sendikalaşmanız nasıl oldu?
Çelik Tekne işçisi: Ben daha önce Türk-İş’e bağlı Tümtis Sendikası‘na üyeydim. Aşağı yukarı 4 yıl orada faliyet yürüttüm. İşten ayrıldıktan sonra burada taşçı olarak, vasıfsız bir işçi olarak çalışmaya başladım. Baktım burada çalışma koşulları kötü. Bunu ancak sendikal çalışma ve işçilerin birliği ile çözeriz. İlk önceleri ben mesailer zorunluluğu üzerinden tepki örgütlemeye çalıştım. “Mesailer zorunlu olamaz” diyerek tepkimi ortaya koydum. Baktım olacak gibi değil. Bizim şirkette 50 işçiydik, 15-16 arkadaş sendikaya üye olduk. Baktık taşlar yerinden oynuyor, düzelmeler var.

Cenazeden sonra tepki olunca gizliden gizliye yürüttüğümüz sendikal faliyetimiz patron tarafından öğrenildi. Sonra patronun ortakları ayrıldı. Öbür ortak da sendikalı olduğumuzdan dolayı bizi yanına almadı. Daha sonradan aldı. Aradan bir ay geçti. İş kazasında arkadaşımız öldükten sonra biz tepkimizi koyduk ve işten atıldık. Biz şu anda burada durmasak, diğer sendikalı arkadaşlar da atılacaktı. İsimleri verildi, çıkışları verilecekti, bizden dolayı atılmadılar.

Bu tersanede bin civarında işçi çalışıyor. Onlar sizin bu eyleminizi nasıl karşılıyor?
Çelik Tekne işçisi: Burada yaklaşık 30 tane taşeron var. Bir de iş yoğunluğundan dolayı dışardan gelip de çalışanlar var. Her taşeronun 30-40 tane adamı var. Bunların yarısından çoğu kendi akrabası veya köyden getirdiği hemşerileri. O yüzden işçilerden beklediğimiz tepkiyi göremedik. Sadece duyarlı insanlar destek verdiler. Yani bin kişide toplasan yüz kişi civarında! İşlerinden olmak istemiyorlar. Zaten bir kısım işçinin listesi var ellerinde, onların bizim yüzümüzden işten atılmasını biz de istemiyoruz.

İçerdeki sendikalı işçileri harekete geçirebiliyor musunuz?
Çelik Tekne işçisi: İçerde 200 tane sendikalı var. Ama 400 kadrolu işçilerden hiç biri sendikalı değil. Sendikalı işçiler içerden su, ekmek gönderiyorlar, çıkarken selamlaşıyoruz o kadar. Dışarda toplantılarda görüşüyoruz. Yanımıza gelemiyorlar, her tarafta kameralar var. Mesela biz burada direnişe başladığımızdan sonra kapının girişine kamera koydular!

Aile yaşamınız nasıl etkilendi bu direnişten?
Çelik Tekne işçisi: Destek veriyorlar inşallah kazanırsınız diye. Biz mücadelemizde haklı olduğumuzu biliyoruz. Davamızın peşindeyiz. Tepkim şuna: Zaten kanunlar patronların hizmetinde. Ama kanun diyor ki “bir işçinin işine son verdiğinde tazminatını ödemek zorunludur.” Peki niye ödemiyorlar? Söylenen şu, “gidin mahkemeden alın!”. Maaşımızı aldık. Şimdi de tazminatımızı almayı bekliyoruz. Tazminatımızı burada alamazsak karşıda ana firma var, Galatasaray AŞ, onun önüne gideceğiz.

Buradaki işçi yapısı nasıl?
Çelik Tekne işçisi: Bu bölgede 48-50 tane tersane var. Bunların haricinde tersanelere yan ürün üreten Kartal’dan Gebze’ye kadar fabrika ve atölyeler var. 2010′a kadar işleri sıkı, siparişler var. Yan sanayisiyle havzayı topladığında 40 bine yakın işçi çalışıyor. Kayıtlı ise 20 bin gözüküyor. Geçen eylem yaptık, 5 bin işçi katıldı. Gönül ister ki 10 binlerce işçi katılsın, yollar kapansın, işler dursun. Sonuçta bu gemileri bizler yapıyoruz. Biz olmazsak patron bir hiçtir. Yani işçiler şöyle: Saat çalar kalkar geliriz çalışırız. Sonra eve gider yatar gelir tekrar çalışırız. Eylemi yaptığımız gün karşıda yüz işçi eylem yapmış onları verdiler. Biz 5 bin kişi eylem yaptık, televizyon vermedi.

Bundan sonra ne yapmayı düşünüyorsunuz?
Çelik Tekne işçisi: Tazminatlarımızı aldıktan sonra. Bu işte çalışacağız, sendikal mücadeleye devam edeceğiz.