Aslına rücu etmenin dayanılmaz hafifliği

GÜNCEL
Pazartesi, 4 Temmuz 2005 (20 yıl 9 ay önce)

Eğitim-Sen tüzükten anadil ile ilgili maddeyi çıkardı. Sanırım bu gelişme için ahlanıp vahlanmanın anlamı yok. Genel kurulda dillendirilen, altyapısı orda hazırlanan bir sürecin mantıksal uzantısıdır gelinen nokta. Bu durum işbirlikçi sendikal anlayışın ne ilk ne de son satışı olacak sendikal mücadeleyi.

Zaten tabanında da ciddi bir itibar kaybına uğramış,her yaptığı tartışılır hale gelmiş, kitlelerden alabildiğine uzaklaşmış, hatta yabancılaşmış, korporativizme uzun süredir yelken açmış bir anlayıştan bu kadar haklı bir meselede dahi bir direngenlik ve kararlı bir tutum beklemek fazlaca iyimserlik olurdu. Ancak sorun onlarda değil onlar tarihsel misyonlarını oynamayı sürdürüyorlar, artan sınıfsal çelişki ve basıncı sisteme yedeklemek ve kabaran mücadeleyi her türden ayak oyunu ile sönümletmek onların asli sorumluluğu.

Biz emekçi memurlar sürece müdahil olmadığımız sürece, artan sınıfsal öfke ve kini örgütleyemediğimiz sürece tüzükten anadil hakkı da çıkacak, grevli toplu sözleşmeli sendikal haklar istemi de çıkacak, hatta biraz daha ileri gideyim yakında DİSK ile birleşmeyi düşünen KESK ağaları, kitleleri grevli toplu sözleşmeli sendikal hakları DİSK ile birleşik mücadele ederek ortak çalışanlar hukuku ile elde ettik diyerek, yeni bir satışın teorik alt yapısını oluşturacaklar.Hem birleşik mücadelenin gereğine vurgu yapacaklar, DİSK ile birleşmenin, ortak mücadelenin önemi için, hem de getirilen kamu yönetimi temel kanunu tasarısı ile bu hakkın “grevli toplu sözleşmeli sendikal hak” kullanımı zaten fiilen ortadan kalktığından, ne yapalım biz mücadele ettik, hatta DİSK ile birleştik ama yine olmadı diyecekler.

Şu bilinmelidir ki devrimciler sınıfın güçlerinin birleştirilmesinden yanadırlar hatta bu onların asli sorumluluğudur. Burjuvazi sınıf olduğunun bilinciyle saldırılarının dozunu gün be gün artırmaktadır. İşçi ve emekçilerde sınıfa karşı sınıf olma bilinciyle ve mümkün olan en geniş oranda örgütlü güçleri ile bu saldırılara karşı koymak durumundadırlar. Ancak bu yapılırken perspektifin doğru konulması, burjuvaziye karşı mücadelede, bir hak talebinde bulunurken diğer bir hak pazarlık konusu edilmemelidir.

Memurluk hukukunun getirdiği iş güvencesinden vazgeçmek anlamına gelecek olan “ortak örgütlenme” talebinin yerine KESK ve DİSK ağalarına “yüksek iş güvencesi eksiksiz sendikal hak” talebiyle yanıt verilmelidir. Sendika bürokratlarının yeni işbirliği girişimleri ve mücadeleyi sisteme eklemleme hareketlerinin önümüzdeki dönemde artarak devam edeceği bilinmez bir gerçek değildir. Bu durumu değiştirmenin tek yolu fiili meşru militan bir mücadele hattında birleşme ve düzen kurumlarından (AİHM, Anayasa Mahkemesi) olası tüm demokratikleşme beklentilerinin boş bir hayal olduğunun tüm emekçilerin bilincine çakılmasıdır. Şu husus da asla akıldan çıkarılmamalıdır:

Sonuçta sendikal mücadele devrim ve sosyalizm mücadelesiyle taçlanmazsa eninde sonunda kazanılan her türden hak yitirilmeye mahkumdur.Eğitim-Sen'e hakim olan anlayış politik anlamda tüm barutunu tüketmiştir ancak her tükeniş yeni bir varoluşun müjdecisidir. Eğitim-Sen kitle dinamiği bu varoluşu yeniden, düzen içi talepleri de aşacak şekilde örgütleme güç ve dinamiğine sahiptir. Gün, kendi iç tartışmalarını aşarak tüm devrimci güçlerin yüzünü sınıfa ve emekçilerin kendi güçlerine dönme günüdür.

Yaşasın örgütlü mücadelemiz!
Yaşasın devrim ve sosyalizm!

Manisa'dan bir emekçi memur