Çarşamba, 14 Şubat 2007 (19 yıl 6 ay önce)
Gabriel Kolko(*)
Bölgesel savaş mı barış mı? İsrail, İran ve Bush Yönetimi(**)
Askeri teknolojide, miras alınan geleneksel aklı ve savaşı, bir politik planın aracı haline getiren niteliksel bir sıçrama var, bu sadece
ABD’yi değil buna kalkışan diğer tüm ülkeleri de etkiliyor. Ülkeler bunu yüzyıl önce fark etmeliydiler, ama etmediler. Fakat güç dengelerinde belirgin değişiklikler ve daha etkili ve yıkıcı silahlar var -ve yakında nükleer bombalar ve güdümlü mermileri atmak daha yoksul ülkeler için daha olanaklı hale gelecek. Teknoloji diplomatik ve politik kaynaklardan daha hızlı gelişiyor veya bunların önlenemez sonuçlarını kontrol edebilecek.
ABD’nin bu dersi
Vietnam’da almış olması gerekirdi fakat kamuoyu bunun politikacılardan daha çok farkında.
Irak’taki savaş, dağınık ve kararlı düşmanlarla savaşırken teknolojinin tayin edici sınırlarını onayladı. Savaş aşırı pahalı fakat askeri olarak etkisizdi ve Amerika kaçınılmaz genişlikteki taahhütlerini yerine getirme şansını yitiriyor. Rakipler hayli eşit ve onlarla savaşmakta ısrar edenler için savaşlar çok uzun ve pahalı. Amerika’nın dünya üzerindeki hegemonya hırsına şimdi çok daha başarılı bir biçimde meydan okunabilir. Amerika’nın
İsrail’le ittifak yapması ve askeri gücünü paylaşması,
Ortadoğu’nun en doğru yer olduğu anlayışı iki devlet için de devasa politik hatalar üretti.
Ultra-modern
İsrail Savunma Ordusu bunu geçen Temmuz’da,
Lübnan’da
Hizbullah roketleri 20 en mükemmel tankını yok ettiğinde veya ağır hasar verdiğinde, savaş alanını terk etmek zorunda kalarak yenilmezlik mitini kaybettiğinde öğrendi.
Lübnan Savaşı’ndan önce de, 2002’den itibaren yüksek akademik dereceli Yahudilerin göç etme oranının tedricen artması, İsrail’in başına dert oldu ve demoralizasyonu artırdı. İsrail’in beyin göçü ihracı dünya standartlarının çok üstünde. Lübnan Savaşı ve -hem İsrail hem de
İran liderlerinin- devletin varlığına yönelik ‘mevcut’ tehditlerden bahsetmeleri yenilgiyi ağırlaştırdı ve terketme isteğini artırdı. Ocak sonunda, İsrail halkının yüzde 78’i farklı nedenlerle liderlerinden ‘hoşnutsuz’.
İsrail politikaları her zaman epeyce dengesiz olmuştur, fakat tarihindeki en büyük yolsuzluk ve diğer skandallar ve buna paralel askeri gücüne inancın kaybolması başına büyük dert oldu. İsrail’de politik sınıftan soyutlanma hiç bu kadar belirgin olmamıştı ve
Başbakan Ehud Olmert ve hempaları, artan İran bombaları korkusunun yayılmasının düşük oy oranları şeklinde görülen politik rüzgarı atlatmaya yardımcı olacağını umuyor. Korku iki açıdan işe yarıyor, kolayca göç edebilen insanları korkutmak ve turistleri ve yabancı yatırımcıları dışarı da tutmak.
Buna rağmen, İsrail kamuoyunun kaygısı, İsrail’in büyük yatırımlarla kurduğu, anti-füze sistemlerinin etkinliğine ilişkin raporlarla da azalmıyor. İsrailli uzmanlara göre İran, füze teknolojisinin tüm teknik temeline hakim ve füzelerin kalitesi ve dakikliğine rağmen istenecek olursa muazzam hasar verebilir. İsrailli uzmanlar ayrıca İsrail’in sahip olduğu füze savunma alanının- diğer ülkelerde olduğu gibi- İsrail’i korumaya yetmeyeceğini söylüyor.
Suriye İran kadar etkili olmayan füzelere sahip fakat İsrail’e çok yakın ve kullanıldığında çok büyük hasar verebilir.
İran’ın nükleer gücü, Olmert’in başlıca rakibi
Binyamin Netanyahu veya başbakanın kendisi ve bazı durumlarda kabineden birileri tarafından ilan ediliyor, bu histeri politik olarak motive ediliyor ve halkın desteğini almak amaçlanıyor.
Mossad Başkanı Meir Dagan, geçen Aralık’ta
Knesset’te (İsrail Parlamentosu -çn) diplomatik çabaların, ‘bitmesine çok zaman’ olduğunu -ve İran nükleer bombasının 2 yıl veya daha fazla süreceğini- açıkladı.
Shin Bet’in
Başkanı Yuval Diskin gibi birçok İsrailli strateji uzmanı,
Bush’un Irak’taki savaşının tüm bölge için denge bozucu bir felaket olduğunu ve İran’ın gücünün en büyük nimet olduğunu düşünüyor ve bunu desteklemeyi reddediyor. İran’la bir savaş daha da tehlikeli olabilir. Daha da kötüsü, İran’ı şeytanlaştırma çabaları başarısızlığa uğradı. Geçen ay oy kullanan İsrail’in Yahudi nüfusunun sadece yüzde 36’sı, İran’ın nükleer saldırısının İsrail için “
en büyük tehlike” olduğunu düşünüyor.
Ciddi İsrail strateji uzmanları, geçen Kasım’da
Ha’aretz’de
Revan Pedatzur’a gönderme yaparak, “
İsrail ve İran arasında ortak güvenli caydırıcılığın sağlanması başarıyla güçlendirilebilir” düşüncesine inanıyorlar. İsrail stratejik düşüncesi oldukça gerçekçi. Şubat başında
Tel Aviv Üniversitesi’nde düzenlenen bir konferansta
Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü çalışma sonuçlarını açıkladı; İran’ın nükleer silahlarla rasyonel davranacağını ve “
İsrail’in elimine edilmesinin en temel ulusal çıkar olarak düşünülmediğini” belirtti. İran “
içerdiği risk ve avantajları değerlendirerek, mantıklı davranacaktır. Pedatzur konferansı uyarıyor, İran'ın nükleer araştırma sitelerine saldırı 'stratejik bir hata' olabilir ve onlara karşı taktik nükleer silahların kullanılması tam bir aptallıktır. “Bizim en iyi seçeneğimiz açık nükleer caydırmadır”.
İsrailli uzmanlar Ortadoğu’daki Amerikan politikasının sadece büyük bir hata değil, aynı zamanda bölgede yaşamayı tercih eden Yahudilerin, bölgenin gerçeklerine göğüs germesi için İsrail’in dış politikasına yeni bir yön kazandırmasını kesin dizginleme olduğunu farkettiler. Bu
Taliban’ı
Afganistan’dan,
Saddam Hüseyin’i Irak’tan kovdu ve İran’ın varlığını güçlendirdi.
Filistin’deki demokrasi kampanyası
Hamas’ı iktidara taşıdı. Irak’ta askeri kuvvetlerdeki artışın boş olduğuna inanılıyor. “
Bu gerçekliğin tümüyle yanlış okunmasıdır” diyor bir İsrailli uzman Amerika’nın bölgedeki rolünü tartışırken. İsrail çıkarları daha fazla hizmet sunamaz. Amerikan politikaları başarısızlığa uğradı ve İsrail kendini her zamankinden daha çok tecrit eden bu stratejiye kayıtsız şartsız yetki tanıyor..
Savaş mı Barış mı?
İsrail güvenliğe sadece Filistinliler ve komşu ülkeleri uzlaştıran bir barış imzalaması sonucunda sahip olabilir. Savaş alanında düşmanlarını yenmesi Amerika’dan daha fazla olası değil ve otoritesi etkisiz halde. Lübnan’daki savaş İsrail’in askeri gücünün kesin sınırlarının tek göstergesi. Bu bağlamda İsraillilerin Suriye’yle gizli görüşmeleri büyük bir öneme sahip.
2004 Ocak ayında
Sharon’un onayıyla
Türkiye’de başladılar,
İsviçre Yabancı Ofisi’nin arabulucu rolü oynadığı İsviçre’ye hareket ettiler.
Ağustos 2005’de çok gelişkin bir forma ulaştılar ve bölgesel, su, sınır ve politik sorunları içeren konuları ele aldılar. Detaylar pürüzlerin giderilmesi için sonraya kaldı fakat bunlar bölgenin önemli sorunlarının çözülmesinde bir miktar sıçrama yarattı.
Baker-Hamilton Çalışma Grubu geçen Aralık’ta öneriler dosyasını sunduğunda, Suriye’yle pazarlıklar, Baker’ın
30 Ocak’ta
ABD Dış İlişkiler Senato Komitesi’ne kanıtlamak için tekrarladığı bir noktada yoğunlaştı. Baker gizli görüşmelerden kuşkusuz haberdardı ve Suriye’nin radikal İslamcı hareketlerle belirgin ilgisini kesmek ve İran, Hizbullah ve Hamas’la bağlarını tartışmaya hazır olduğunu biliyordu.
Bu sözde gizli görüşmeler, 8 Ocak 2007’de,
Mısır başkanı Hüsnü Mübarek, bir İsrail gazetesindeki röportajında Amerika’yı İsrail ve Suriye arasında barışı engellemekle suçladığında gündeme geldi.
Ha’aretz
Akiva Eldar bir dizi çok detaylı bir rapor yayınladı; bu Suriye’nin, ‘İsrail’in güvenliğini sağlayacak ve Suriye’nin İran’dan uzaklaşmasını ve hatta Hizbullah ve Hamas’la arasına ciddi bir mesafe koymasını sağlayacak, eşit bir barış antlaşması ‘talep ettiği’ taslak bir anlaşmayı içeriyordu. Bush Yönetiminin rolünün herhangi bir barış taslağından kaçmak olduğu kesindi.
C. David Welch,
Hükümet Yakın Doğu İlişkileri (
State for Near Eastern Affairs) Asistan Sekreteri, son toplantıda yer aldı, iki kıdemli
CIA memuru tüm toplantılarda bulundular ve
Vekil Başkan Dick Cheney’nin ofisine düzenli raporlar gönderdiler. Basın, Amerika’nın rolünün kesinliğiyle ilgili birçok detayla doluydu; çünkü onun gündeminin baş sırasında savaş vardı, barış değil.
İsrail’in ileri gelenleri bunu destekliyor.
28 Ocak’ta önemli İsrailliler
Yafa’da buluştular ve İsrail’in tepkisini “
İsrail Devletiyle sorumsuz bir kumar” olarak nitelendirdiler, bu Cheney’i İsrail ulusal çıkarlarının hakemi yapıyor. Bunlar eski
IDF personel başkanı
Ammon Lipkin Shakak, eski Shin Bet başkanı
Ya’akov Perry,
Dışişleri Bakanlığı eski yöneticisi
David Kimche ve
Alon Lie (anlaşmanın pazarlığını yapan ve buna ciddi bir şekilde inanan) ve benzerlerini içeriyor.
Shlomo Ben-Ami, eski Dışişleri Bakanı, hala kendi pozisyonlarını savunuyor ve İsrail için bunu desteklemenin “
çok önemli” olduğunu, yine “
ABD stratejisinde bir başka hata” olduğunu iddia ediyor. Fakat Olmert Bush yönetiminin Suriye’yle pazarlıklı bir barışa karşı olduğunu açıkça ifade etti. Fakat o da buna karşı çıkıyor. Olmert’in tutarsızlığı, her ne olursa olsun ABD’yle ittifakını sıcak tutmak; bu nedenle İsrail tarihindeki en az popüler başbakan ve gücünü sadece Sharon’un felcinden alıyor. İsrail tüm bölgede Amerika’nın hayati desteği durumunda, fakat bu politika iflas etti. Kaçınılmaz seçim dile getirildiğinde Amerika’yla ittifak Olmert’in politik bozgun için reçetesi olacak. Bu onun sorunu.
1947’den sonra İsrail’in gücü, zayıf komşuları üzerinde askeri baskısına dayanıyordu. Bunu kaybetme sürecinde -fakat henüz kaybetmedi. Eğer gerginlik sürerse, demografik problemler gibi daha küçük sorunlar işleri zorlaştırır. ABD’yle ittifak da kurtaramaz çünkü Amerikalılar da ya bölgeyi terkedecek ya da İsrail’in varlığını tehlikeye atacak bir savaşa girişecek. Şimdi “
normal” olma ve komşularıyla barış yapma zamanı ve bu büyük tavizler vermesini gerektiriyor. Bunu bağımsız bir dış politikaya girişerek ve acilen Suriye ile anlaşma yaparak gerçekleştirebilir.
(*)
Gabriel Kolko modern savaş tarihinin önde gelen isimlerinden.
Klasik Savaş Yüzyılı: 1914’den Bu Yana Politikalar, Çatışmalar ve Toplum kitabının yazarı.
Vietnam Savaşı’nın tarihini de en iyi o yazdı.
Bir Savaşın Anatomisi: Vietnam, ABD ve Modern Tarihi Deneyim. Son kitabı ise
Sosyalizmden Sonra.
(**) Bu makale 10-11 Şubat tarihli
Counterpunch'tan
Alınteri.net için çevrilmiştir.