"Şimdi üç beş Konyar, milyonlarca duyarsız var"

Bergama köylülerinin mücadelesinin simge isimlerinden "Asteriks" lakaplı Oktay Konyar..

GÜNCEL
Cuma, 16 Şubat 2007 (19 yıl 8 ay önce)

Bergama köylülerinin mücadelesinin simge isimlerinden "Asteriks" lakaplı Oktay Konyar, 9 Aralık günü Ege'de yerel bir gazete tarafından hakkında "PKK’ye yakın çevrelerle birlikte hareket ettiği" iddiası ile yayınlanan bir haberle hedef gösterilmişti.

O ise, Develi köylüleri ile birlikte Hrant Dink'in alçakça katledildiği yeri temizleyerek ırkçı faşizmin karşısında halkların kardeşliği safını tuttuğunu bir kez daha göstermişti.

Oktay Konyar üyesi olduğu CHP'den de atıldı. CHP Bergama İlçe Başkanlığı, Konyar'ın çeşitli basın yayın organlarında yer alan "Kürt halkına karşı kıyım var" gibi ifadelerini toplayarak bir dosya hazırladı.

Dosyayı inceleyen CHP Disiplin Kurulu ihraç kararı vermekte tereddüt etmedi.

İhraç edilmeyi ciddiye almadığını belirten Oktay Konyar, "Zaten partiyle ilgim kalmamıştı. Parti sağa kaydı, dünya görüşü değişti, benim gibi sivri, sözünü esirgemeyen adamları içlerinde tutmuyorlar" dedi.

Bu son gelişmenin de ardından Oktay Konyar'ın Manisa Yarın gazetesiyle yaptığı röportaja kısaltarak bağlanıyoruz:

Şairin dediği gibi göreceğimiz güzel günler yakında mı?
Bir gün gelecek... ‘Gün olur devran döner’ bu böyle gelmedi, böyle de gitmeyecek. Ben 60’lardan geliyorum. Vatan cephesini, Demokrat Parti’yi, Marşal yardımlarını, 12 Mart, 12 Eylül’ü biliyorum. Ben, 60’ları 70’leri 80’leri yaşadım. O süreç içerisinde çok dengelerin değiştiğini gördüm. Bugün, erkin kendilerinde olduğunu görenler bir gün yargı karşısında adalet arayacaklar. Bugün yargı kararını uygulamayanlar, o gün yargıya ‘Sayın Başkan, özür dilerim, hata yaptım beni bağışla’ diyecek ve yargıdan af dileyecekler. Şimdi öylesine gözleri dönüyor ki, halka ait olanı halktan kaçırıyorlar. Buna engel olanlara karşı, demokratik bir mücadele denemiyorlar. Çünkü onların gazeteleri, televizyonları var, saldırgan insanları var, insanlık onuruna yakışmayan yaklaşım tarzları var.

Aydınlığı seçenler her zaman hedef olmuştur, siz de hedef olmaktan endişe duyuyor musunuz?
Bizim işimiz kolay mı? Bir gün bir haber gelse ve gazetenizin bir köşesinde "Oktay Konyar trafik canavarı kurbanı… Konyar’ı mafya vurdu… Rant peşinde koşan biri Konyar’a saldırdı…" diye yazsanız, kim şaşırır. Bir iki gün sonra Oktay Konyar’ı kim hatırlar ki… Türkiye’de bir günde bitiyorsunuz. Bugün varsınız, yarın yoksunuz.

Örneğin şimdiki durumu ters çevirelim, ben halkın karşısına geçip, sermayeyle birlik olayım. Bugün yaşadığım şeyleri yaşamam, tepki görmem… Köylü bana bir şey yapmaz. Onlar zaten kabullenmiş, ‘devlet öyle istiyor’ der geçer. Vali geliyor köye ‘Arkadaşlar bu iş, sizi de aşar bizi de aşar. Fazla konuşmayın, itiraz da etmeyin. Bu çok büyük bir olay, devlet bu’ diyor kapatıyor. Biz ‘Hayır öyle değil’ diyoruz. İşte bu zor olan şey bu. Biz bu zoru yaptık, yapmaya da devam edeceğiz.

Sivil itaatsizlik de zor olan yol. Nasıl başardınız bunu?
Dinamiklerimizi oluşturuncaya kadar bir hayli sıkıntı çektik. Sivil itaatsizlik dediğimiz, kendi gelecekleriyle ilgili kararlara katılan, söz sahibi olmak isteyen ve şiddetsiz saldırısız bunu başarmaya çalışan bir halk oluşturduk. Şimdi öyle bir noktaya geldik ki bir ıslıkla binlerce insan aşağıya iniyor. Biz ad söylemiyoruz. Aldığımız ortak kararlar var. Yurttaş bilincini geliştiriyoruz. Öyle bir şey olacak ki dünya başını çevirecek “Ya bu çapulcular bu hiç ses çıkarmayan insanlar bir şeyler yapıyorlar, ne oluyor burada?” diyecek.

Neden hedefte olmayı seçtiniz?
Bu bir aşk, bir tutku. Her şeyi çok sevemezsiniz, bir şeyi daha çok sevmelisiniz. Benim özendiğim insanların, arkadaşlarımın çoğu gençlik yıllarında üniversitelerde bilim insanı, sendikacı olabilirdi, küresel yapı içerisinde dev sermayeleri olabilirdi, yargıç olabilirdi. Ama onlar düzene itiraz ettiler, ‘daha fazla demokrasi, daha fazla insan hakları’ dediler. "Onurlu insan yaşamı" dediler ve bunun bedeli çok ağır oldu. Asıldılar, gözaltında kayboldular. Bugün onları anıyoruz, ne kadar önemli insanlar olduklarını söylüyoruz. Ama o günkü şartlarda bunları söyleme fırsatımız olmadı.

Yıllar önce sıra bize de geldi, kapımız çalındı. Elbette ki ben bugün hedefteyim. Benden önce bir sürü insan hedefteydi, benden sonra da bir sürü insan hedefte olacaktır. Ben hedef olmayı tartışmıyorum, elini taşın altına sokanlar elbette ki bu ülkede bedel öderler. Ama bu yaşıma rağmen bir şeye çok üzülüyorum, kendi adıma değil onlar adına üzülüyorum. Bir yurttaş olmanın bir onuru vardır, bir duruşu vardır. Bu duruş partilerle, sendikalarla, sivil toplum örgütleriyle olmaz, bu onurun içten gelen bir enerjisi vardır. Ahlaklı yurtsever saygın demokrat bir kimliktir o, o kimlik en zor koşulda görevini yerine getirirken ortaya çıkan bir duygudur. Buna sevgi de diyebiliriz, sevgisi olmayan bir insan ne devrimci, ne ilerici ne de demokrat olabilir.

İtaatsiz olmak için çevreyi bilinçli olarak mı seçtiniz?
Çevreyi, bir çok insandan farklı görüyorum ben. Çevre, bana göre insan hakları olan bir insan. Konuşamıyor belki ama hakları gasp ediliyor. Emperyalizm saldırısı çevre adına geliyor, dikkat ederseniz tüm savaşların özünde petroller, madenler, termik santraller var. Halka ait olanların halktan alınması var. Biz çevre adına yola çıkarken aslında insan hakları adına yola çıkmış oluyoruz. Çevre adına yola çıkan insanlar sermayeyle karşı karşıya savaş halinde oluyor. O yüzden yaşamın her alanına karşı duyarlı olmak zorunda kalıyorsunuz.

Develi’de "çöpe hayır" demek için yola çıkıldı, ama "Her yerde Develiler’in sesi çıkmaya başladı" diyenler, tepki gösterenler de var. Neden çöpten başka şeylere de ‘hayır’ diyorsunuz?
Çünkü ülkenin tüm sorunları, aydınların yurtseverlerin sorunlarıdır. Elbette bize dokunmayan yılan bin sene yaşasın diyen, itiraz etmeyen hatta zaman zaman itiraz eden olursa da, "Sen devletine, milletine, bayrağına, toprağına karşı mısın, niye bağırıyorsun" diyen aydınlar da demokratlar da var. Böyle bir kaygan toplumda birileri itiraz etme sürecini hızlandırdığı zaman kafalar oraya çevriliyor. Tepkisiz toplumda da itiraz az geliyor, o zaman bakıyorsunuz yoksul bir halk yalınayak bir mücadele veriyor. İşte bu mücadele sermayenin korkulu rüyası oluyor.

Eğer bizimle her türlü ortak noktada uzlaşan, çöpe karşı yürüyen, altın madeninin getirdiği siyanüre kansere ‘hayır’ diyen, Çernobil felaketini istemeyen, ormanlarımızın yağma edilip yakılmasına başkaldıran, o güzelim yayla ve koyların elden gitmesine, satılmasına ona buna peşkeş çekilmesine itiraz eden bir insan geçmişte Oktay Konyar’ın elinden tutmuşsa ve bu şimdi bu yaptıklarımıza itiraz etmişse, ‘Oktay Konyar keşke bunu yapmasaydın’ demişse, o zaman ben dururum ve ‘Bu insan ne diyor’ diye dinlerim. Ama orada burada aleyhimizde konuşan insanlar, hiç bizimle birlik olmadı ki elimizden hiçbir gün tutmadı ki bilsin tüm bunları.

Size itiraz edenler, söylediklerinizden rahatsız gören, zarar gören kim?
Tabii ki şirketler, altıncılar, rantçılar, nükleer santralciler, termik santralciler, milli parkları doğayı yok edenler, insanlık onurunu hiçe sayarak ahlaksızca davrananlar, bize ait olanı bizden istedikleri şekilde almayı düşünen ve alanlar, emperyalizm bizden hoşlanır mı? Biz onların tekerine çomak batırmıyor muyuz? Hangilerinden hoşlandılar? Onca genç doktor, bilim adamı, öğretim üyesi olacak gençler, belki küresel sermaye içerisinde yükselecek olan gençlerimiz, gelir dağılımının bizi tercih ettiler, halkı tercih ettiler. Bizim için öldüler, asıldılar, cezaevlerinde çürüdüler, onlar bir şey söylemediler, ama bir şeyi yürüyerek gösterdiler: Emperyalizm alçaktır, şerefsizdir, hiçbir koşulda insanlık onuru tanımaz, yok eder.

Dünyanın her yerinde görülmesi muhtemel, emperyalist - sermayedarlar yeryüzünde hoyratça tepinmeyi kendilerinde bir hak olarak görüyorlar. Onlar, doğal su havzalarını kurutmayı, ormanları kesip biçmeyi, insanlık tarihi kültürel miraslarını ortadan kaldırmayı ve tüm doğal dengeyi sarsacak her tür canlının yaşamına kastetmekten asla çekinmiyorlar. Ellerindeki aletlerle toprağın bağrını deşeleyip, suyu kirletiyorlar.

Söylediklerimden rahatsız olanlarsa, bugünlerde benim söylemlerimin içinden ufacık pasajlar alarak kıyamet kopartacak mesajlar veriyorlar, manşetleri kapatıyorlar. ‘Oktay Konyar çevre direnişiyle yola çıktı, halkı şu şekilde yönlendiriyor’ diyorlar. Bunu büyük paralarla yapıyorlar. Yani demek ki biz onların korkunç rantlarını engelleyen bir yapıyız, bu yapıyı devirmeye çalışıyorlar. Manşetlerinde Oktay Konyar'ı “PKK’ye yakın çevrelerle birlikte hareket ettiği” iddiası ile hedef gösteriyorlar, ‘terörist’ ilan ediyorlar. Bizim birbirimizi sevme, alışamama ve kabullenememe eksikliğimiz var. Bunun da nedeni para ve rant.

Köylüleri kullanıyor musunuz? Develi’de köylüler size ne verdi?
Develili şu anda kazandı. Dünyanın dört bir yanından destek alıyoruz. Develililer, ‘Çöpe hayır’ diyen demokratik katılım sürecinde var olan insanlar. Onlar, kendi geleceğiyle ilgili kararlarda söz sahibi olan demokrat insanlar. Demokrat insan nedir? Bugüne kadar bunları düşünüyor ama yapamıyordum diyeceği şeyleri yapan insandır. Birileri için ‘kullanılıyor’ demeden önce insan kendini düşünmeli, kendinin nasıl kullanıldığını tartmalı, neyi kazandım, nasıl kazandım, ne oldum, neredeyim diye düşünmeli.

Develiler bana çok şey verdi. İnanılmaz bir elektrik, bir sevgi verdi. Siz bu sevgiyi görmüyor musunuz? Bir ıslıkla oturan, kalkan, boynuma sarılan, ağlaştığımız, yerlere yattığımız, polisten beni kurtarmak için kendini siper eden, çarşafını yırtıp, düştüğüm yere saran, ‘önce biz dayak yiyelim sen yeme’ diyen, ekmeğini bölen, saklayıp bana getiren bir halk bana daha başka ne verebilir ki, benim istediğim de bu. Keşke biraz daha zaman olsa, onlardan daha çok şey alacağıma inanıyorum. Benim onlara ne verdiğimi de onlara bakıp öğrenebilirsiniz.

Oktay Konyar nereye gidiyor?
Ben bir insan hakları, barış savunucusuyum. Ben duyarlı bir vatandaşım, demokratım. Bunların gereklerini yerine getiriyorum. Bu soruyu 60’larda 70’lerde bana soramazdınız. O dönemlerde o kadar çok Oktay Konyar’lar, o kadar duyarlı insanlar vardı ki. Duyarsız insanları mumla bulurdunuz. Üç beş adam sayardınız, duyarsız diye. Şimdi üç beş Oktay Konyar, milyonlarca duyarsız var. Buna itirazımız var. Biz bir şey yapmıyoruz, toplum bir şey yapmadığı için Oktay Konyar’lar önde oluyor. Duyarlı bir insanım ben, itirazım var, bu kadar. Oktay Konyar, güzel yerlere gidiyor. Bir gün bu ülkede silahlar susarsa, barış gelirse, Kürt Türk düşmanlığı kalkarsa, bütün halklar özdeşleşirse, cenazeler yerine sevgililer gelirse, Benim sağlığıma, eğitimime ayrılması gereken pay uçak, tank, silah alımına gitmezse Oktay Konyar bunun oluşumu için buraya bir el vermişse bu benim çocuğuma önemli bir katkı değil mi? Ben oraya gidiyorum işte. Sen de çocuğuna o eli ver. Öyle mutlu olacağız ki…