Ziyaretçilerin derdi

Erdoğan Türkmenistan, Olmert Türkiye, Büyükanıt ise ABD’ye uçtu...

GÜNCEL
Cumartesi, 17 Şubat 2007 (19 yıl 8 ay önce)

Erdoğan’ın Türkmenistan’a uçuşu, Olmert’in Türkiye’yi ziyareti, Gül'den sonra Büyükanıt’ın ABD’ye yüz sürmesi, acaba bu trafik neye işaret?


Geçtiğimiz Eylül ayının sonunda da Başbakan Erdoğan ABD'ye gitmişti. Fakat Erdoğan, ABD'ye hareket edeceği gün, son dakikada Genelkurmay'ı ziyaret edip, öyle yola çıkmıştı. Genelkurmay Başkanı ise kendi gezisi öncesinde iadeyi ziyaret yapmadı.
Erdoğan Türkmenistan’da Gürcistan, Kazakistan ve İran yetkilileri ile görüşmelerde bulundu. Ekonomik ve ticari meselelerin gündem olduğu görüşmeler enerji boru hat ve kaynaklarının kullanımına ilişkindi! Daha doğru ifade ile bunlar üzerinde kontrol kavgası veren güçlerin istemlerinin paylaşılmasıydı.

Bu ziyaret trafiğine ilişkin burjuva medyada daha çok göz boyamaya, emekçilerin gözünde faşist devletin itibarını artırmaya dönük haber ve yorumlar yeraldı.

Esip gürlemelere bakın. Katil Olmert’in gösterttiği “kazı çalışmaları”na ilişkin, Haremüşşerif'teki yıkım fotoğraflarından Erdoğan tatmin olmamış! E ne olmuş peki? Yıkımı yerinde incelemek için bölgeye bir “Türk heyeti” gidecekmiş. Yerinde “tespit” Tayyip’in bir zaferi olarak, daha çok alkışlanıp duracak. Alın size saman altından yürütülen suların (enerjilerin) akmasının önünü alacak tepkilerin yatıştırılmasına, asıl aktörlerin oyunlarına alet olunmasına şahane bir bahane!

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın ABD’ye yüz sürmesi, “sonuca bakacağız” açıklamalarının kıymeti harbiyesinde yorumlanıp durdu. Büyükanıt ‘Kabe’sinin dönüş yolunda “ABD’ye son uyarı” çığlıkları attı. Bir ordu komutanı ABD’de ne arar? Sınır ötesi operasyonlara çanak mı? İşin bir yanı bu. Bu trafiğin başka bir yanı var ki emekçi halkların birbirine boğazlatılmaya çalışıldığı bölgede, emperyalist güçler ve işbirlikçileri nezdinde ittifak ve çatışma unsurlarının yeniden düzenlenmesi. İşbirlikçi rejimin buradaki konumunun sağlamlaştırılması.

Basın üzerinden milliyetçi histerileri tatmin içerikli tantanası yapılan bu ziyaretlerin asıl derdi, kıyısından köşesinden tartışıldığı gibi Kafkasya ve Ortadoğu’da özellikle Rusya’nın son dönem ataklarıyla eşgüdümlü artan emperyalist egemenlik çatışmasının, Avrasya stratejisi içerisinde aldığı yeni biçimlerdir. Enerji, petrol, doğalgaz hatları üzerinde egemenlik ve kaynaklarının paylaşımı kavgasında, bölge dengeleri içerisinde Türkiye gibi işbirlikçi rejimler bir o yana bir bu yana salına dursun, bu zincirin en üst halkasındaki güçler kıyasıya bir çatışmanın fitilini ateşlediler.

Putin’in çıkışı, Türkiye’nin konumu
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in 10 Şubat’ta Münih’te yapılan NATO Güvenlik Konferas’ı toplantısında, ‘kendinizi tek egemen güç sayıp kafanızın estiği gibi politikalar uygulamaya son verin’ minvalindeki konuşmasına yeni bir “soğuk savaş” benzetmeleri yapıldı. Putin şahsında Rus emperyalizminin bu çıkışında, Avrasya’da enerji hatları üzerindeki egemenliğini artırması kadar, ABD-İngiltere ittifakının Ortadoğu batağındaki debelenmelerinin de büyük payı var.

Büyükanıt’ın ABD’ye uçtuğu gün Genelkurmay’ın internet sitesinde, bugüne kadar görülmedik bir şey yapıldı; Putin’in Münih konuşmasının tam metni yayınlandı. Bu, belki ABD'li şeflerine biraz daha fazla kemik pazarlığında mesaj olarak görülebilir; fakat burjuva medyada yaratılan havadan öyle anlaşılıyor ki ABD egemenliği üzerinde bir baskılanma yaratmaktan çok, iç politikada ‘biz bir gücüz istersek ABD ve AB’yi siler atağa geçen Rusya ile flört ederiz’ havası yaratmaya dönük bir çıkıştır. Yoksa bugün Türkiye’nin gerçekleştirdiği bütün hamleler, ABD egemenliğinin çıkar ve ihtiyaçlarını karşılamaya dönüktür. Bu bağımlılık ekonomik olduğu kadar, askeri güç ve donanım olarak ABD ordusunun buyruklarından çıkamayacak konumda olmasından da kaynaklıdır.

Fakat bütün bunlara rağmen Türkiye ABD ve AB ile ilişkilerinde bitini kanlandırmaya dönük arayışlar peşine de giriyor. Kafkaslar ve Ortadoğu’da ekonomik, askeri ve siyasi ilişkilerini geliştirip emperyalist kutuplar arası çelişkileri kendi lehine kullanma çabaları öne çıkıyor. Rusya, İran, Suriye ile onların da ihtiyaç duyduğu temelde kimi halkalar yaratma girişimi var. Fakat burada istediği gibi at oynatamayacağının da farkında. Kıbrıs üzerinden Doğu Akdeniz’de yaşadığı çıkmaz kendisinin hangi pozisyonda olduğuna bir örnektir. Savaş gemileri çıkartırız ha esip gürlemeleri sonra yerini “Rum tarafı gerginlik istiyor” ahvaliyle durulmaya bıraktı.

Yanılsamalar
Bütün bu çatışmalı süreç içerisinde Kürt, Ermeni, Kıbrıs sorunları üzerinden Türkiye’nin ezberinin bozulduğu bir hatta doğru geçiş yapılıyor. Bu ezber bozulması neo liberal politikalara yedeklenen “barış konferansçıları”nın kafa bulandırıcılığı gibi değil, emperyalist egemenlik çatışmasının, bölge nezdinde aldığı yeni biçimlerde, onların ihtiyaçları gözetilerek, ezilen halk ve emekçilerin bu neo liberal yeniden yapılandırma programına yedekleme hamleleri olarak okunmalıdır.

Rusya’nın yaptığı hamleler, ABD-İngiltere ittifakının işbirlikçileri üzerindeki basınç ve etkisini güçlendirme girişimlerini getirdi. Bu çatışmalı süreçte Türkiye kendi uşaklık rolünü oynarken kimi istemlerini de sesli söylemeye girişecektir. Belki ağzına bir parmak bal da sürülecektir. Fakat bu egemenlik çatışmasının düzeyi emekçilerin yaşamında tam bir yıkımı doğuracaktır.

Onun için ne ABD-İngiltere ne AB ne Rusya’ya yedeklenen bir duruş ve söylem; ne de milliyetçi zehrin etkisinde kalmak. İşçi sınıfının bağımsız sınıf tavrını kuşanarak hareket etmesi, bu tarihi kesitte elzemdir.