Derin devlet, bir devletin özel hayatıdır, netekim

Cumhurbaşkanlığı seçimi, genel seçimler, bıçak sırtı dengede ekonomi, ıssızlık, yoksulluk, Kürt sorunu, Irak sorunu, Kıbrıs sorunu, Ermeni sorunu, ABD ve AB ile ilişkilerde yaşanan gerginlikler...

GÜNCEL
Salı, 20 Şubat 2007 (19 yıl 8 ay önce)

2007 yılında Türkiye'yi içeride ve dışarıda sorunlarla dolu yoğun bir gündem bekliyor. Kendine özgü fikirleriyle tanınan; "12 Eylülolog", "Dünyanın 8. Harikası" gibi ünvanların sahibi "Netekim" Mustafa Kamil Zorti bu zorlu gündemi ve güncel gelişmeleri Birgün okurları için yorumladı...

Sayın Zorti, söyleşiden sonra çıplak modellik yapıp tablonuz için poz verme karşılığında da olsa, bizi kabul ettiğiniz için öncelikle teşekkür ederiz... 2007 yılı bir suikastla, Hrant Dink'in öldürülmesiyle başladı. Bu cinayeti ve sonrasında yaşananları nasıl değerlendiriyorsunuz? Cinayetin arkasında kimler olabilir, bu cinayet aydınlatılabilecek mi?

Sualinize geçmeden önce belirtmek isterim ki, çıplak poz karşılığı mülakat verme pazarlığına tevessül ve tenezzül etmek istemezdim. Amma velakin, model temin etme hususunda yaşadığım sıkıntılar beni buna mecbur bıraktı. Bilhassa hanım modeller çıplak poz teklifimi mütemadiyen refüze ediyorlar. Zannediyorum ki, hanımların bu tavrının sebebi 90 yaşıma gelmiş olmama rağmen benden çekiniyor olmalarıdır. Heh heh heh heh!.. Tabii, sizin hanım değil de, bilakis kıllı bir herif olmanız çizim esnasında vücut hatlarının net görünmesine mani teşkil edebilecek olsa da, soyutlama dediğimiz metotla bu işin üstesinden...

Soruya dönersek?
Evet, tabii... Ben merhumu, Hrant Dink'i şahsen tanımazdım. Fekat, kendisini gazete ve televizyonlardan da takip etmiyor değildim... Şimdi bu husus, yani Ermeni meselesi biliyorsunuz gayet hassas bir mevzu. İşin esasına bakarsanız, Rusun, İngilizin, Fransızın, Amerikalının, Osmanlı İmparatorluğu'nu parçalamak maksadıyla Ermeni vatandaşlarımızı kışkırtmasıyla ve evvela onların Türk ve yahut da Kürt, Müslümanları kesmesiyle başlayıp buna karşılık onlara da aynı şekilde cevap verilmesiyle cereyan etmiş hadiselerdir. Yani bu işin sorumlusu esasında, sizin tabirinizle emperyalistler, iki halkı birbirine düşürenlerdir. Netekim, ben bunu İngiltere Kraliçesi Elizabeth ile yaptığım bir görüşmede ona da hatırlattım. Yemek yediğimiz esnada baktım, "Majesteleri" dedim, "Korse belinizi sıkmışa benziyor, müsaade ederseniz ben bizzat gevşeteyim?"... O meşhur İngiliz soğukkanlılığını kaybetti, yüzü kızardı ve bana, "Sayın Zorti, bunu yaparsam vücudumun nasıl yağlı olduğu ortaya çıkar ve ben bu yağlanmanın sebebini size izah etmekte güçlük çekerim" dedi. Diplomatik dilde üstü kapalı bir itiraf olan bu sözlerden sonra ben de centilmenlik icabı daha fazla üzerine gitmedim.

Sadede gelirsek?
Dediğim gibi, tarihte karşılıklı katliamlar, cinayetler elbette mevcuttur. Ammaa, iddia olunduğu gibi bir soykırım da mevzubahis değildir. Zira soykırım demek, "Kesmeyelim de besleyelim mi?" şeklinde toptan bir karar almayı icap ettirir. Halbuki ortada buna dair bir delil yok!.. Bakın, 12 Eylül döneminde bana geldiler, tekmil verip, "Arşivleri açalım mı?" diye sordular. "Açın!" dedim. Açıldığında bir de bakıldı ki, içeride kocaman kocaman fareler... Bunlar arşivin epey bir kısmını kemirmişler, yemişler. Bunun üzerine hepsi yakalandı ve elebaşları da tevkif edildi. Ankara'da, DAL'da bu fare 6 ay sorgulandı, "hangi belgeleri yedin, konuş ulan!" diye... Hatırlamadığını, arşivin karanlık olduğunu, zaten eski yazı da bilmediğini söyleyerek, inkar etti. Neticede, o suçlamanın dışında bazı anarşik hadiseleri ve cinayetleri üstlendiyse de, sevkedildiği mahkemede sorguda işkence gördüğünü öne sürerek ifadesini reddetti ve serbest kaldı.

Daha somut ve gerçekçi konuşur musunuz!
Biliyorsunuz, daha sonra yine bu asılsız soykırım masalını ortaya atanlar ASALA terör örgütü eliyle birçok diplomatımızı da şehit ettiler... O vakit ne yapılsaydı, buna seyirci mi kalınsaydı! Netekim kalınmadı! Ve bu örgüte karşı icap eden yapıldı... Geçenlerde bir televizyon programında bu işi yerine getirmek için 12 Eylül idaresinden emir alan dönemin MİT İstanbul Bölge Başkanı Nuri Gündeş, Ermeni teröristlere karşı yurtdışında operasyon düzenleyenlere sahip çıkarken sarfettiği, "Devlete hizmet ettiyse, Alaattin'in de yanaklarından öperim!" sözü sebebiyle bir hayli haksız tenkite maruz kaldı... Ben de buradan diyorum ki, "Nuri'nin de yanaklarından öperim, netekim".

Hâlâ sorumuzu yanıtlamadınız?
Şimdi oraya geliyorum... Dediğim gibi ben Hrant Dink'i tanımam, fikirlerini de medyadan takip edebildiğim kadar biliyorum. Onu soruyorsanız, bence öldürülmesine lüzum yoktu. Zira esasında bu meselede bir orta yol bulmaya çalıştığı anlaşılıyordu. Son yazısında da, aldığı tehditlere rağmen korkmadığını belirtmek için, "Çünkü bu memlekette güvercinlere dokunmazlar" demiş. Ancak onun bahsettiği güvercinler, kendi halinde, Yenicami önünde yem bekleyen güvercinler. Onları kim, niye vursun?.. Amma, bir de beyaz renkte olan ve umumiyetle komünist ideolojinin öteden beri kendisine alet etmeye çalıştığı, barışın mümessili diye propagandasını yaptığı bir güvercin çeşidi de mevcut... Şimdi böyle bir güvercin aksi görüştekiler için maalesef hedef olabilir. Yani başta da ifade ettiğim gibi, bunlar hassas mevzular. Keşke hiç bu işlere bulaşmasaydı da, bugün yaşıyor olsaydı. Allah taksiratını affetsin. Ben bile altı delik ayakkabısını gördüğüm vakit üzüldüm. Buna mani olamıyorsunuz da. Demek ki Allah insanı böyle vaziyetler karşısında üzülecek şekilde yaratmış. Bilseydim, ölmeden önce haberim olsaydı, tabanına da hususi keçe kaplattığım bir çift az giyilmiş postalım vardı, onları kendisine yollardım diye de aklımdan geçti...

Cinayetin arkasında kimler olabilir, bu cinayet sizce aydınlatılabilir mi diye de sormuştuk...
Vallahi neticeyi bize mahkeme merhalesi gösterecek... Bu cinayetin arkasında herkes olabilir. Tabiri caizse, Hrant'ın rantını yemek isteyen herkes olabilir. Zira bunlar karanlık işlerdir.

Zaten Dink cinayetinin hemen ardından, polise, jandarmaya, MİT'e yönelik iddia ve kuşkularla birlikte, derin devlet olgusu da bir kez daha gündeme geldi. Bu konuda neler söyleyeceksiniz; Türkiye'de derin devlet var mı, varsa işlevi nedir, kimlerden oluşur?

Derin devlet var mı, yok mu?.. Misal, şimdi ekseriyetle apartmanlarda oturuyoruz. Her apartmanda da bir yönetici, onun da emrinde bir kapıcı mevcut. Netekim, o vakit al sana bu da bir derin devlet!.. Öyle değil mi? Apartmanda ne olup bitiyor, yönetici bunu kapıcı vasıtasıyla takip edebilir ve tedbir alabilir. Sizin ruhunuz bile duymaz!.. Dünyada hiçbir devlet mevcut değildir ki, onun da bir derin devleti olmasın. Derin devlet bir devletin özel hayatıdır. Ve özel hayat mahremdir, buna girmemek icap eder. Biz de magazinciler gibi hareket edip devletin özel hayatına burnumuz sokarsak ne olur? Ben söyleyeyim, o vakit her gece televizyonlarda, "Eski sevgilisini başkasıyla bastı!.. MİT, CIA'yı Kürtlerle temas halindeyken yakalayınca neler oldu? Az sonra!" veyahut da, "Örtülü operasyonda iş kazası!.. Düğmesi açılınca tahrip kalıbı gözüktü...", "Derin devletten şok frikik!.. 1 Mayıs 1977 katliamının sorumluları kabak gibi ortaya çıktı!.." şeklindeki haberlerden geçilmez. Bütün kirli çamaşırlar meydana dökülür, başka derin devletler de bunları alır aleyhinize kullanlır.

Derin devleti savunuyor musunuz?
Ben bunları müdafaa ediyor değilim. Size gerçeklerden bahsediyorum. Derin devlet her devlette mevcuttur diyorum. Aksi takdirde bir memlekette asayişi ve emniyeti temin edemezsiniz. Derin devlet esas itibarıyla bir memleket düşman tarafından işgal edildiğinde onu püskürtmek için tesis edilmiş bir mekanizmadır. O vakit gelene kadar da kimseye bir şey yapmaz, elemanları uykuda diye tabir ettiğimiz şekilde gizlice bekler. Bakın, daha iyi idrak etmeniz ve korkmamanız için size iki misal vereyim... Yüzlerce yıldır Anadolu'da bir mağarada uyuduğu söylenen meşhur 7 Uyurlar'ı duymuşsunuzdur. Bunlardan bir tanesi diğerlerinin arasına sızmış, bunlar ne için uyuyorlar acaba diye onları takiple vazifeli Türk istihbaratının bir adamı olduğu iddia edilir...

İkinci örnek?
Hadi onu da kendimden vereyim... Şimdi derin devlet günü gelir lazım olur diyerek memleket sathında bazı yerlere silah ve mühimmat gizler. Ben de sıhhatimi düşünerek her gün muntazaman 8 adet ceviz yemeyi adet edinmişimdir. Diyelim ki, bir gün işgal edildi ve ceviz bulamaz olduk. İşte o günleri düşünerek ben de bahçemin gizli bir yerine bir miktar ceviz gömdüm... Meğerse ben cevizleri gömerken bir sincap beni takip etmiş, ertesi gün bir de baktım orası eşilmiş, cevizler aşırılmış. Derhal güvenlik kamerası görüntülerine müracaat ederek faili tespit ettim, bahçeye yeniden ceviz gömdüm, ve netekim birkaç gün sonra da o sincapı cürmü meşhut halindeyken üzerine ağ atarak yakaladım. Kuyruğuna bir çıngırak bağlayarak salıverdim. Şimdi bahçeye girecek olursa haberim oluyor.

Özetlemek gerekirse?..
Yani derin devlet tahrik edilmezse kimseye bir zarar vermez. Amma tahrik ediliyor. Niçin derseniz, Avrupa Birliği'ne uyum sağlayacağız diye, demokrasi olsun, özgürlükler artsın diye biz fazla serbestlik tanıdık memlekete, civataları çok gevşettik. Aklına esen istediğini söyler, yapar oldu. Devletin emniyetini suistimal eder oldu. İşte bu durum da derin devleti tahrik ediyor ve harekete geçmeye zorluyor.

Ne yapmak gerekiyor sizce, ne demek istiyorsunuz?
Biraz vidaları sıkmak icap eder... Zannetmeyin ki, Zorti yine darbe çığırtkanlığı yapıyor. O devirler artık geçti. Artık tabiri caizse, herkes kendi darbesini kendi yapacak. Bu noktada aile reislerine çok iş düşüyor. Küçük küçük aile içi darbeler olursa nizam, intizam sağlanır... Mesela, eskiden yurtdışına çıkma yasağı mevcuttu, halbuki şimdi gençler internete girip istediği yere gidiyor. Ne yapıyor, ne ediyor, belli değil. Bu böyle olmaz! Belki de, nasıl Jandarma Asayiş Kolordusu varsa, öyle bir Jandarma İnternet Kolordusu tesisi etmek, her internet kafeye bir jandarma dikmek lazım.

Başka!?
Bakın şimdi yine beni yanlış anlayanlar çıkacaktır, olsun!.. İdam cezasını kaldırarak biz yanlış yaptık. Caydırıcılık unsuru kalmadı. İdam cezası olsaydı, o çocuk Hrant Dink'i

En son izlediğiniz film?
Saddamın idamı.
vurabilir miydi mesela?.. Ben eminim ki, bir gün gelecek, belki ben görmeyeceğim amma, idam cezası da geri gelecek. O vakit de tırım tırım cellat aranacak. Bugün lazım olsa memlekette bir tane cellat bulamazsınız. Halbuki, idam cezasının bir gün geri geleceği düşünülmeli ve bugünden bir Cellat Meslek Okulu açılarak, bu ihtiyaca karşı hazırlık yapılmalı.

Sayın Zorti, eski formunuzu koruduğunuzu görüyoruz!.. Cumhurbaşkanlığı seçimleriyle ilgili ne düşünüyorsunuz; Başbakan Erdoğan Çankaya'ya çıkmalı mı sizce?
Ben şahsen tavsiye etmem kendisine. Zira Çankaya'ya çıkanın hem partisi parçalanıyor ve istikrarsızlık baş gösteriyor, hem de muhalefet orada onu rahat bırakmaz. Sinirlerini bozar. Erdoğan zaten asabi karakterli biri. Sinirli adamın elleri de titrer, misal Milli Güvenlik Kurulu'nda önündeki çayı devirir, hemen sol tarafında oturan Yaşar Paşa'nın üniformasına sıçratır, bu da hiç iyi olmaz... Üstelik Çankaya Atatürk'ün makamı, oraya oturacak adamın da bu makama uygun olması lazım. "Mesele değil, ben Hikmetyar'ın dizinin dibine oturduğum gibi, Atatürk'ün koltuğuna da oturmam, masanın arkasına bir minder atar, yere otururum" diyemezsiniz...

Bu yıl seçimler yapılacak. Sonucuna ilişkin bir tahminde bulunabilir misiniz?
Ben siyasete girmek istemiyorum şimdi. Ancak AKP'nin oy kaybettiği de belli oluyor. Bir reklamcıyla anlaşmışlar seçim kampanyası için. Bu şahıs, "Hayırlı tıraşlar" diye yaptığı jilet reklamıyla meşhur olmuştu. AKP tabanında birçok sakallı varken, böyle bir yola tevessül ettiklerine bakılırsa, biz değiştik diye propaganda yapacakları anlaşılıyor.

Hüseyin Eroğlu
Birgün