Pazartesi, 26 Şubat 2007 (19 yıl 8 ay önce)
"Nükleer Santral Kurulması ve İşletilmesine Dair Yasa Tasarısı"nın Meclis'ten geçmesinin ardından bu konudaki çalışmalar hız kazandı.
"Enerji Politikamız ve Bölgemizdeki Yeni Gelişmeler" konulu panele katılan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler şu açıklamada bulundu:
Bir takım kişilerin -Nükleer santrali- öcü gibi göstermesine gerek yok. Bizim de çoluğumuz çocuğumuz bu ülkede yaşıyor. Risk olsa bunu yapar mıyız?
Nükleer santrallerin diğer yöntemlere göre daha güvenli olduğunu dile getiren Güler, dünyada bir çok gelişmiş ülkenin bu yöntemi tercih ettiğini kaydetti.
Bakan bu açıklamasıyla akıllara, 16 yıl önce Çernobil'de yaşanan nükleer felaketin ardından televizyon ekranlarından çay için bakanı getirdi.
YALAN!
"Batı nükleer santral kurmaya ve kullanmaya devam ediyor" demogojisiyle nükleer santral konusunda kamuoyu oluşturma çabası yeni değil.
Nükleer enerji santrali donanımını üreten ülkelerin hiçbiri kendi ülkelerinde 1970'lerden bu yana nükleer santral kurmuyor ve kurduklarını da birer birer kapatma kararı alıyor.
Türkiye'de bir enerji krizinden de bahsedemeyiz. Başta Elektrik Mühendisleri Odası olmak üzere, ilgili meslek odaları Türkiye'de enerji üretimi krizinin değil, enerji yönetimi krizinin olduğunu vurguluyor.
Alternatif 50'den çok enerji kaynağı varken, Nükleer Santral kurmanın tekelci sermayeye tatlı kar alanı açmak ve emperyalist savaş politikalarında kullanmak dışında hiçbir gerekçesi olamaz.
NÜKLEER ÖLÜMDÜR!
Nükleer santral çözüm değil, ölümdür. Nükleer santrallerin atıklarını yok edecek bir teknoloji keşfedilmedi.
Nükleer santraller hem çalışmaları sırasında, hem de sökümlerinden sonra yüzlerce yıl boyunca çevreleri için mutlak zararlı ve tehlikelidirler.
Bu işin başını çeken ülkeler bile nükleer santral kazalarını önleyemiyor.
Bırakın Çernobil katliamını, 2000'li yılların eşiğinde bile ABD ve Japonya dahil pek çok yerde önemli nükleer santral kazaları yaşandı.
2004 Ağustos'unda Japonya'da kurulu olan Mihama nükleer santralinin bir türbününden sızan 200 derecedeki buhar, ilk bir kaç gün içinde 4 kişinin ölümüne, 7 kişinin yaralanmasına yol açtı.
Japonya'da yaşanan bu tarihten önceki nükleer kazalar ise şöyle:
Eylül 1999: Tokaimura santralinde radyasyon sızıntısı olmuş ve ölçülen radyasyon düzeyi normal seviyenin 15 bin katına çıkmıştı. Reaktörde çalışan 400'den fazla insanın radyasyona maruz kalmasının yanı sıra, reaktörün etrafında yaşayan binlerce insan yetkililer tarafından evlerinden çıkmamaları için uyarıldı ve herhangi bir yağış halnde elbiselerin hemen yıkanmasını istedi. Aralık 1999'da bu kazanın ilk kurbanı 35 yaşındaki Hisaşi Ouçi hayatını kaybetti.
Temmuz 1999: Tsuruga santralinde normal radyasyon düzeylerinin 11 bin 500 katına ulaşan radyasyon sızıntısı.
Nisan 1998: Tokyo Elektrik Firması'na ait reaktör, soğutma pompasının bozulması sonucunda kapatıldı.
Temmuz 1997: Tokyo Elektrik Firması'na ait bir başka reaktörde radyasyon sızıntısı
Kasım 1997: Tokyo yakınlarındaki uranyum zenginleştirme labaratuvarında yangın çıktı.
Ağustos 1997: Tokaimura santralinde, 2000 çelik varil içinde bekletilen atıklarda sızıntı meydana geldi.
Mart 1997: Tsuruga reaktöründe çalışan 35 işçi radyasyona maruz kaldı.
Aralık 1995: Tsuruga'da soğutma sisteminden kaynaklanan sızıntı yüzünden santral bir yıl kapatılmak zorunda kaldı.
Fakat, Yatağan ve Elbistan'da kurulu termik santral örnekleri ortadayken, ilki 2012 yılında Sinop'ta kurulması planlanan nükleer santrallerin Türkiye'de yaratacağı olası sonuçları tahmin etmek için Japonya'ya gitmeye gerek yok!