Günün görevi

Demokratik, antiemperyalist görevlerin yoğunlaştığı özel bir evreden geçiyoruz.

Salı, 6 Mart 2007 (19 yıl 7 ay önce)

Proletarya-burjuvazi çelişkisinin temel olduğu ülkemiz devrimi, mevcut ekonomik, sosyal, siyasal koşullar içerisinde tüm çelişkilerin bu temel çelişki ekseninde ve onunla bağlantılandırılarak değerlendirilip çözülmesini gerekli kılıyor. Bununla birlikte, demokratik ve antiemperyalist görevlerin yoğunlaştığı özel bir evreden geçiyoruz. İçerisinde bulunduğumuz koşullar, bir sosyal devrimin başarısı için çözülmemiş demokratik nitelikteki sorunları çözerek ilerlemeyi, çözümün iç içeliğini gösteriyor. Bir kez daha görüyoruz ki, bu topraklarda sosyal devrim, ancak karşısına engel olarak çıkan demokratik sorunları çözerek ilerleyebilir.

Bağımsız sınıf siyasetinin geliştirilmesi, stratejik ana halkadan kopmadan içerisinden geçilen evrenin özgüllüğüne uygun siyasal bir duruş oluşturmayı ve bunu sosyalizm stratejisi ile dolaysız ve dolaylı yollardan ilişkilendirmeyi gerektiriyor. Böyle dönemlerde ise, genel bir program ve ona uygun günlük siyaset çerçevesinde bir çalışma yeterli değildir. Politika ve taktik, gerilim oluşturan konulara yanıt verecek ve bu konularda da ayrımını koyacak bir açılım yapabilmelidir. Bir başka deyişle, bugün bağımsız sınıf siyasetinin kritik koşulunu, özgül bir önem kazanan demokratik ve antiemperyalist görevlerle, yoğunlaşılacak sınıf eksenli sorunlar ve sosyalist strateji arasındaki ilişkinin doğru kurulması oluşturuyor.

TOPLUMSALLAŞAN REJİM KRİZİ


Kürt sorunu, Irak, Ortadoğu, Kıbrıs, Ermeni, ABD’nin savaşı Irak’tan sonra İran ve bölge geneline yayma yönündeki adımları, bölgesel sorunlarla iç politika sorunlarını iç içe geçirdi. Egemen sınıflar arasındaki güç mücadelelerini, dış politik koşullar ve denge değişimleri ile birlikte yeni ittifak ve mevzilenmeler ortaya çıkararak rejim krizini şiddetlendirdi. Egemen sınıf politikaları faşist, burjuva milliyetçi ve neoliberal gerici olmak üzere iki eksende yoğunlaşırken, gerilimli konularda birbirine yaklaştırılan politikalarla ikisini bir eksende toplama, yeni bir politik eksen arayışları içiçe geçiyor. Güç mücadelelerinin olağan koşullarda ve olağan araç ve yöntemlerle değil, bozulmuş dengeler içerisinde ve tüm silahlar birlikte kullanılarak yürütülmesi, siyasal ve toplumsal açıdan daha sarsıcı ve dengeleri daha da bozan sonuçlara yol açıyor.

Rejim krizi, toplumsal bir kriz ile içiçe geçerek ağırlaşıyor.
Ancak toplumsal kriz, devrimci bir kriz yönünde ilerlemiyor. Neoliberal politikalarla yıkıma uğrayan kitleler, kendi sınıf çıkarları etrafında değil, faşist, şoven milliyetçi ve neoliberal, düşman bayraklar altında toplanıyorlar. Ekonomik-sosyal yıkımın derin, toplumsal gericilik birikiminin yoğun olduğu bölgelerde kitlelerden kontrgerilla tetikçileri devşirmek kolaylaşıyor. Bölünme paranoyasıyla şişirilen kitleler, içerde faşist rejime kalkan, dışarda sermayenin bölgesel güç olma stratejilerinin askeri olmaya itiliyor. Orta sınıfın üst kesimleri, kapitalize olmuş cemaatlerin etrafındakiler liberal politikalara yazılıyor.

SAFLAŞMALAR ve GÜNÜN GÖREVİ


Rejim ve kitlelerin içerisinde durumun izdüşümü, solda da birebir ortaya çıkıyor. İP çetesi, Cumhuriyet gazetesi çevresi, TKP ve çok sayıda aydın, “ulusalcılık” adı altında faşist milliyetçi akımlarla aynı hizada yer alıyorlar. Kürt ulusal hareketi içte rejimle, dışta emperyalistlerle uzlaşma arayışı içerisinde. Kitle örgütleri ve sendikalar, faşist, gerici, liberal reformcu eksende saflaşıyor. Kürt halkı, örgütlü emekçiler, aydınlar, TÜSİAD ve AB politikalarının kapsama alanına girdiklerinin farkına dahi varmaksızın liberal ve sol liberal eksende toplanıyor. Soldaki kitleler, parti ve örgütler içerisinde, bir tarafta TÜSİAD ve neoliberallere, bir yanda ordu ve MHP’ye uzanan açık-örtük ittifak arayışları biçiminde derin bir tasfiyecilik ortaya çıkıyor. Bu eksende, TKP liberallere, ÖDP milliyetçilere savaş açıyor!

Bu karmaşık saflaşmayı proletaryanın sınıf çizgisinde kavramış bir politik özne duruşu yakıcılaşıyor. İşçi sınıfı ve emekçilerin rejime karşı sert bir sınıf savaşımına girmeleri şarttır. Bağımsız sınıf politikası, soldaki karmaşa ile daha da derinleşen bilinç bulanıklığı ve kafa karışıklığı içerisindeki kitleler için sınıfsal devrimci bir yön çizmeyi içermelidir. Bu ayrışma, politik planda “sınıfa karşı sınıf” ekseninden, sınıfın kendi sorunlarını gündemleştirerek tekelci sermaye ile doğrudan karşıtlık içerisinde açık ve dolaysız bir mücadelenin yürütülmesiyle; ikincisi, kitlelerde yanılsama yaratan demokratik ve antiemperyalist sorun ve görevlere proleter sosyalist mevzilerinden yanıt verilerek gerçekleştirilmelidir.

SOSYALİST ve DEMOKRATİK GÖREVLERİN İÇ İÇELİĞİ


Sosyalist ve demokratik görevlerin iç içeliğinin politik-pratik anlamı, proletarya sosyalizmi mevziinden emekçi sınıfların bütününü kapsayan, onların istek ve özlemlerini dillendiren bir siyaset tarzıdır. Bir bölümü demokrasi beklentisiyle liberallerin, bir bölümü sosyal yıkıma ve ulusal aşağılanmaya karşı kör reflekslerle faşizm ve şovenizm bayrağının altında toplanan emekçileri ısrar ve inatla kendi bayrakları altında toplanmaya çağırmalıyız. Bu, onların sınıf çıkarlarının dolaysız ifadesi olan ekonomik ve siyasal talep ve özlemleri doğrultusunda ajtasyon/propaganda ve eylemin kesintisizliğini gerektirir ve ancak eylemsel düzeyde ifade edilirse çekim yaratabilir. Ne demokrasi için mücadele liberallere bırakılabilir, ne de bağımsızlık faşist şoven milliyetçilere. Her ikisi de emekçilerin kanlı düşmanlarıdır!

Yoğun gericilik birikimini arkasına alarak, siyasal suikastlar düzenleyerek çözülmekte olan faşist rejimi sürdürme yönündeki saldırgan tutum, Kürt sorununu bastırıp gittikçe azalan devrimci potansiyelini yok ederek çözme ısrarı, egemen sınıfların bölge halklarına saldırarak ABD’nin dümen suyunda güç olma hayalleri… gözönüne alındığında işçi haklarının, sendikaların bastırılması ve tasfiyesini amaçlayan, 301 gibi maddelerle komünist ve devrimci basını, aydınları susturmaya çalışan bu özgürlük düşmanı rejimin son çivisi sökülmeden ilerlenemeyeceği görülmelidir. TDH’nin militan siyasal gelişimine kaynak oluşturan, antiemperyalizm ve özgürlük mücadelesidir. Proletarya sosyalistleri olarak, faşist ulumaların halk düşmanı, sahte ve ikiyüzlü karakterinin atak bir teşhirine girişmeliyiz. Şoven milliyetçi ajitasyon kuşatmasındaki Türk halkına, kendisinin ulusal onurunun da emperyalizm tarafından çiğnendiğini ve bunun temel bir nedeninin de kendisinin Kürt halkı başta olmak üzere ezilen ulus ve milliyetleri ezmesi olduğunu kavratmalıyız. Başka bir ulusu ezen bir ulus özgür olamaz! Şoven milliyetçi dalganın yükselişi ve bunun işçiler içerisindeki etkinliği karşısında, devrimci proletaryanın çağrı ve mesajlarının kitlelere taşınmasında en küçük bir tereddüt bile bağışlanamaz! Bu konudaki sorumluluk, bedeli ne olursa olsun, tarihseldir. Aynı zamanda, Kürt sorununun sosyalist demokratik çözümü yönünde açık tutum alarak emekçiler içerisindeki sınıf örgütlenmesini bu temele oturtmalıyız.

Demokrasi özlemi içerisindeki emekçileri baştan çıkarmak için antifaşist maskeleri yüzüne takan neoliberalizm, emekçilerin dostu olamaz. Tekellerin özgürlüğü, emekçilerin köleliğidir! Burjuva demokrasisinin emekçilerde yanılsama oluşturan tarihsel iç dengelerini yaratan, her başkaldırıları vahşice bastırılmaya çalışılan işçi ve emekçilerin mücadelesinden başka bir şey değildir. Bugün neoliberalizm, bunun yerine hak ve özgürlükleri “birey ve topluluk” temelli tanımlayarak, mali sermaye için çok daha geniş bir hareket, baskı ve sömürü özgürlüğü alanı açmaktadır. Neoliberalizm ve postmodernizmin, liberalizm ile ayrımları silikleşen devrimci demokratik hareketleri baştan çıkaran “sivil toplumcu”, “öteki” kavramı eksenli politikalarına karşı emekçilerin panzehiri, proletarya sosyalizminin sınıfsal kavram ve mücadeleleri olacaktır. Proletaryanın bağımsızlık, demokrasi ve özgürlük mücadelesi perspektifi, “sosyalist demokrasi” ve “Bağımsız Sosyalist Türkiye!” hedefi ve “Kahrolsun Ücretli Kölelik Düzeni!” ve “Emekçilere Özgürlük!” sloganları etrafında toplanmaktadır.

POLİTİK DURUŞUN KİLİT HALKASI


Teorik ve politik açılımını yaptığımız, ancak henüz derin bir kavrayış ve iç bağlantılarını kurmada zayıf kaldığımız, öncül ve örnekleri yer yer ortaya çıkmakla birlikte süreklileşmiş bir politik-pratik düzeyine yükseltemediğimiz siyasetin militan sosyalist temelde geliştirilmesi, tarihsel ve güncel yükümlülüklerimizin kilit halkasını oluşturuyor. Yurtiçi ve yurtdışı kampanyalarımız, sınıf, gençlik ve kent yoksulları, göçmen işçi politikalarımız güçlü bir içeriğe sahip olduğu gibi, sınıf ve emekçilerle kaynaşma zeminimizi tanımlamaktadır. Bunların uygulanması ve örgütlenme ekseni haline getirilmesinde ısrarlı olmalıyız. Onlardan kopmak, emekçi sınıf mücadelelerinin üzerinde yükseleceği zeminden kopmaktır.

Sıçramalı gelişmelere gebe bir zeminde, proletarya sosyalizmi mevziinden siyaset yapmak, siyasette de politik özne duruşu sahibi olmak ölüm-kalım sorunudur! Bilinç bulanıklığı içindeki kitleleri kendi sınıf bayrakları altında toplamak, diğer devrimci güçlerin yönünü belirleyebilecek bir politik pratik etkinliği geliştirmek, sürüklenen değil, sürükleyen olmak… kendimizi hızla bu sürece adapte edebilecek bir konumlanış ve hareket tarzını gerektirir. Tüm dikkatimiz irade ve inisiyatifimiz burada yoğunlaşmalıdır.

Sınıf ekseninin öncelikle yaşam bulacağı alan kampanyalarımızdır. Kölece çalışmaya, kölece yaşamaya, paralı eğitim ve diplomalı işsizliğe, göçmen işçi ve emekçilere karşı yoğunlaşan ırkçı ve ayrımcı saldırılara karşı açılan kampanyalarımızın dayandığı nesnel toplumsal gerçekliğin kavranışı temelinde, emekçi kitlelerin özneleştirilmesi için bir atağa geçmeliyiz. Kitlelerin içerisinde bulunduğu kafa karışıklığı ne olursa olsun, unutmayalım ki hiçbir faşist milliyetçi ve liberal ajtasyon, aşırı çalışma ve sefalet içindeki emekçiler için 8-6 saatlik işgünü ve insanca yaşanabilir ücret için mücadeleden daha güçlü olamaz! Bu doğrultuda, tüm sınıf ve kitle çalışmamız, kampanyalar ekseninde organize edilerek yeniden ateşlenmelidir! Çalışmaların süreklileştirilmesi, yerelleştirilmesi, çokyönlüleştirilmesi, içerdenleşmesi için dikkatimiz, öncü işçi kurullarının oluşturulması ve devrimci sendikal faaliyetin birbirini bütünleyen araçlarla örülmesi üzerinde yoğunlaşmalı; bu, zayıf noktalarımıza taarruzla birlikte gerçekleştirilmelidir. Sınıf çalışmasının, kitlelerin güven ve özgüven ihtiyacının temel kaldıraçlarından biri, militan bir kitle hareketinin yol açıcısı olan emeğin yumruğundan ses gelmelidir!

En yaşamsal ihtiyaçların metalaştırılması, işkollarının, mesleklerin vb. ikiye yarılması, fiziki dayanma gücünü tüketen sömürü koşulları, işçi sınıfı ve kent yoksullarının mücadelesinin devrimci bir sınıfsal eksende yükseltilmesinin nesnel zeminini oluşturmaktadır. Her alanda ve her düzeyde, en uçtaki taraftara kadar politik etkinliğimiz, çelişkilerin sınıfsallık kazandırılarak derinleştirilmesine, sınıf eyleminin geliştirilmesine yönelik olmalıdır!

Ancak bu yetmez. Proletaryanın devrimci siyasal bilincinin gelişimi, başta öncüsü olmak üzere antiemperyalizm, demokrasi ve özgürlük sorununda politik etkinliğinin yükseltilmesine bağlıdır. Bu, çokyönlü bir hazırlık ve konumlanışı, hızla harekete geçebilecek bir etkinlik ve iç örgü düzeyine ulaşmayı yakıcılaştırmaktadır. Demokratik ve sosyalist görevler arasındaki bağlantı, bugün demokratik sorunların militan bir çizgide omuzlanması üzerinden kurulmaktadır. Sınıf mücadelesinin koşulları ve büyüyen görevlerimizle aramızdaki çelişkiyi devrimci bir gerilim, heyecan ve iradeyle giderecek, güçlüklerimizi çalışmalarımızın kazandıracaklarının bilinciyle yeneceğiz!

Ufuk Çizgisi, Sayı: 57