Salı, 13 Mart 2007 (19 yıl 7 ay önce)
Mayıs 2006 - Şubat 2007
Yunanistan Komünist Organizasyonu - KOE
ÇEKİN ELLERİNİZİ HALKÇI EĞİTİMDEN
Mayıs 2006’dan bu yana biz bu satırları yazarken, Yunanistan
özgür, parasız ve halkçı nitelikteki eğitime saldıran neoliberal hücuma karşı birbirini izleyen kitle hareketleriyle sallanıyor. Ortaöğrenim öğrencileri, üniversiteliler, ilkokul öğretmenleri ve profesörlerin yanında kentler ve çevrelerinde kurulan onlarca yerel/bölgesel girişim de özgür ve halkçı eğitimi korumak için mücadele etmekteler. Onlar
Nea Dimokratia’nın (Yeni Demokrasi) tutucu sağcı hükümetini ve sosyal demokrat
“muhalefeti” PASOK’u (ki aslında ikisi de eğitimi kapital için kar amaçlı bir makine haline dönüştürülmesi konusunda aynı “görüşü” paylaşıyorlar) politikalarını erteleme ve hatta vazgeçmek zorunda bıraktılar. Uzun yıllardan sonra ilk defa, halkçı kanat
önemli taktiksel zaferlere işaret etti ve bu iki neoliberal burjuva partisinin “karanlık cephesinde” hatrı sayılır çatlaklar yarattı.
Yunanistan Komünist Organizasyonu (KOE) bu hareketin aktif kollarından biridir ve bu hareketi
birleşik, kitlesel, mücadelede kararlı ve aynı zamanda da halkın ve gençlerin iradesi ve isteği çerçevesinde gelişen bir çizgide görür. Sol güçlerin liderlerinin mezhepçi ve ayrılıkçı taktikleri için bir bahane olarak kullandıkları
“ideolojik farklılıklar” söylemi, kitlelerin baskısı sonucu kırıldı ve sonunda onları
gerçek düşmana karşı birleşik hareket etmeye mecbur bıraktı. Solun gerilemesine, hatalarına ve zayıflığına rağmen mücadele devam ediyor!
HAREKETİ PATLAMAYA İTEN DURUM
Yunanistan’da ulusal sınavı başarıyla geçen her öğrenci için yükseköğretim hala kamusal ve parasız. Üniversitelerin gelirleri (ya da en azından çok büyük bir bölümü) devlet bütçesinden/ödeneğinden sağlanmaktadır. Resmi olarak ücret/harç diye bir şey yoktur. Dahası, anayasa özel üniversitelerin kurulmasını yasaklar. Üniversitelerin 4 veya 5 yıllık çalışma planları vardır ki sonunda master tipi diploma alımıyla son bulur. Bu iki ana burjuva siyasal parti, eğitimi
“reforme” ve
“modernize” etmeyi, eğitimi halkın eğitim ihtiyacını sömürecek bir alana dönüştürüp onu kar sağlayan bir makineye çevirmeyi defalarca denediler ve denemeye de devam edecekler. Bu iki parti sağcı Nea Dimokratia (şu an hükümet partisidir) ve sosyal demokrat PASOK’tur (bir önceki hükümet partisi ve şimdinin muhalefet partisi). Devlet eğitim birimlerinin neoliberal Anglo-Sakson model altında birleştiren AB politikalarından itibaren Nea Dimokratia Yunan üniversitelerini ilgilendiren birtakım “reformlar” sunmuştur:
1. Üniversitelerin
“AB standartlarına göre” değerlendirilmesi (ki bu ileride devlet ödemelerinin düşürülmesini “meşru kılmasıyla” sonuçlanacak uydurma bir “değerlendirme”dir).
2. 4 ya da 5 yıllık Yunan diplomalarının diğer ülkelerdeki 3 yıllık üniversite mezunlarının diplomasına denk olduğunu belirtecek bir kurumun kurulması.
3. Organizasyonların kurumlarının lisans ve lisansüstü öğrencileri
“devamlı eğitime” mecbur tutmaları (ki bu mezunların profesyonal haklarının altını oyar).
Bu “reformlara” karşı olan önceki öğrenci hareketleri yetersizdi. Bu Yunan öğrenci solunun hastalıklarıyla ilgilidir. Örnek olarak, aynı gün, aynı şehirde, aynı konuyla ilgili iki ve hatta üç protesto/eylem olması neredeyse bir kuraldı. Küresel/global neoliberal saldırılar karşısında sosyal demokratlara ve sağa karşı bütünsel bir sol cephenin yaratılması çok daha mantıklı görünse de, yıllardan beri bu gerçekten de imkansızdı. Farklı sol öğrenci örgütlenmelerinin birbirleriyle yaptıkları “sivil savaşlar”, sosyal demokratlara ve sağa karşı verilen savaşlardan çok daha acıydı ve hasar vericiydi. Bu savaşlar neoliberal reformlara karşı bütünsel bir mücadele vermek isteyen öğrencilerin çok büyük bir çoğunluğunu ürküttü, hayal kırıklığına uğrattı ve dahası verilen direnişler çok zayıf sonuçlar verdi; seferberlik bölünmüş, bu yüzden zayıf ve etkisiz kalmıştı. Dahası, bu radikal sol gruplar neredeyse tamamen öğrenci merkezli ve sadece öğrencilerden oluşmaktaydı.
Bu yüzden “reformların” ilk bölümü
Kostas Karamanlis’in başını çektiği sağcı hükümetin bir adım öne geçmesiyle sonuçlandı; değerlendirmenin ilkelerinin, denklik ve devamlı eğitim mecburiyeti konularındaki politikaların empoze edilmesiyle sonuçlandı. Fakat, çok büyük ölçüde çoğu üniversite idaresinin ve öğrencilerin bu uygulamaları reddetmeleri ve hükümetin bu
“ilkeleri” zorunlu yürütmeler olarak göstermeye çalışırkenki tereddütleri, bu “reformların” pratikte uygulanma sürecini yavaşlattı.
Mayıs 2006 da başlayıp bugüne kadar süren birleşik, kararlı ve mücadeleci bir öğrenci hareketinin patlamasını kışkırtan son reform, üniversitelerin işleyişiyle ilgili yeni bir yasa tasarısıydı. Bu yasa, AB kriterleri ve sözü edilen “ilkeler” doğrultusunda, üniversitelerin nasıl çalışması gerektiğini açıklamıştı. Temel değişimler şunlardı:
1. Üniversite kampüslerindeki siyasal barınaklara kısıtlama getirilmesi (1974 yılındaki faşist diktatörlüğün çökmesinden bu yana, polis kuvvetlerinin üniversite alanlarına girmeleri yasaktır. Bu barınak son 30 yılda birkaç kez ihlal edilse de, her seferinde hükümetlere verilen çok ağır siyasal zararlarla son bulmuştur).
2. Öğrenci birliklerine kısıtlama (Yunan öğrenci birliklerinin,
“sorumlu ve ılımlı Avrupa öğrenci birliklerine” göre militan ve radikal bir yapısı olduğu için bu kısıtlama bir
“Yunan tarihi hatası” olarak değerlendirilmiştir).
3. 4 yıllık fakültelerde en çok 6 yıl, 5 yıllık fakültelerde ise en çok 7 yıl öğrenim görme zorunluluğu (Yunanistan’da birçok öğrenci tam zamanlı çalışmaktadır, bu yüzden öğrenim görme sürelerini uzatmaya mecburdurlar; öğrenim sürecine yapılan herhangi bir kısıtlama en yoksul tabakanın ve toplumsal ya da politik olarak aktif olan öğrencilerin üniversitelerden dışlanmasıyla sonuçlanacaktır).
4. Yıllık harç ücretlerinin açıklanması ve parasız üniversite kitapları için devlet desteğinin kaldırılması.
5. Öğrenci kredilerinin ya da “bursların” ve ticari kaynağın açıklanması (ikisi de resmi olarak bütün öğrencilere kamusal ve parasız eğitim unsurunu bastırmayı hedefleyen kanunlardır).
MAYIS - HAZİRAN 2006: ÖĞRENCİLER YENİ BÜTÇE YASA TASARISINA KARŞI
Hükümetin yeni yasa tasarısına ilişkin planlarını açıklamasıyla, öğrenci solunda çok geniş bir seferberlik başladı. Bu,
4. Avrupa Sosyal Forumu’nun çalışmalarının bitiminde 6 Mayıs Cumartesi günü yapılan son derece büyük ve militan uluslarası gösteriden hemen sonra başladı; bu gösteri, onun birleşik ve mücadeleci karakteriyle birlikte, solcu halkı ve öğrencileri büyük bir coşkuya boğdu ve 8 Mayıs Pazartesi günü üniversitelerin işgal edilmesiyle başlayan mücadele için son derece elverişli bir iklim yarattı. Bu kesitin geçmişten farkı, öğrencilerin isteği ve baskısı sonucu, neredeyse bütün radikal sol oluşumları birleşik ve kararlı bir direniş göstermeye ve birleşik cephe tipi bir harekete mecbur bırakılmasıdır. Dahası, bu hareket başka ülke ve bölgelerdeki hareketlerden ve uluslararası hareketlerin olumlu deneyimlerinden de etkilenmiştir. Birkaç örnek verelim:
Fransa’da
“AB Anayasası” ve
“CPE” sözleşmesine karşı verilen birleşik direniş ruhu ve halkçı girişimci komitelerin kurulması gibi;
Almanya’da
“Pazartesi eylemleri”nde olduğu gibi her haftanın aynı günü seferberliğin tekrarlanması;
Oaxaca,
Meksika ve diğer ülkelerde olduğu gibi, çok çeşitli toplumsal ve siyasal gücü bir araya getiren çelik gibi sert direnişlerin ruhu ve kordinasyon komitelerinin ve meclislerinin bölgesel/yerel ve ulusal düzeylerde kurulması…
İşgal ilk hafta bütün Yunanistan’da 70 fakültedeydi, daha sonra bu rakam 150 oldu, sonra 300 ve doruğa ulaştığında 400! Her geçen hafta, daha da fazla öğrenci örgütü katıldı bu mücadeleye. Geçen yıllarda her fakülteden yüzlerce hatta binlerce öğrencinin katıldığı en kalabalık Genel Kurul’lara tanık olduk. Gösterilerin ulusal alanda düzenlenip düzenlenmemesine bağlı olarak, sadece
Atina’da merkezi haftalık gösterilere katılan öğrencilerin sayısı her hafta 10 ila 20 bin arasındadır. Sadece bir yıl önceki öğrenci gösterilerindeki katılımların (genellikle bölünmüşlerdir) bin ile 3 bin arası olduğu gerçeğine bakarsak, bu çok büyük bir değişimdir. Şimdi, her gösteriden sonra, öğrenci birlikleri arasında koordinasyon sağlayan toplantılar yapılmakta ve daha sonraki adımlarda ne yapılması gerektiği tartışılmaktadır.
Öğrenci örgütlerinin çok zayıf olduğu üniversitelerin bile neredeyse aniden işgal edilmesi ilk (iyi) süpriz olmuştu. İkinci (kötü) süpriz ise, öğrenci solunun çok büyük bir kısmını bünyesinde barındırıp, kontrol eden
KKE’nin (Yunanistan Komünist Partisi) işgale karşı olmasıydı. KKE işgalin
“yanlış bir mücadele yöntemi” olduğunu ileri sürerken,
“üniversitelerin tekrar açılmasını, sınavların devam etmesini ve seferberliğe sonbaharda başlanmasını” önerdi. Fakat, onların
“sorumlu” çizgileri öğrencilerin büyük çoğunluğu tarafından reddedildi ve etkilerinin büyük bir kısmını bölücü ve uzlaşmacı tavırlarından dolayı kaybettiler. Bu yüzden, onlar da sonunda çizgilerini değiştirmeye mecbur kaldılar ve Haziran’ın 2. haftasından sonra, kafaları eğik bir şekilde,
“işgal bloku”na katıldılar. Bu blok ilkin, “
EAAK”, “
Coalition”,
KOE ve diğer sol grupların öğrencilerinin de içinde olduğu radikal sol öğrenciler tarafından kuruldu (bunların büyük çoğunluğu neredeyse tamamen öğrenci örgütleridir).
Seferberliğin ilk dalgası 2 ay sürdü (Mayıs ve Haziran 2006) ve son derece vahşi polis baskısı ve iftiracı ortayolcu popüler medya kampanyalarıyla karşılaştı. Fakat burjuva güçleri bu hareketi çatlatabilecek güçte değiller. Bu seferberlik ve işgal, sadece hükümet yasa tasarısını
“düzeltmek” ve öğrencilerin tepkisini
“değerlendirmek” için vazgeçtiğini açıklarsa son bulur. Öğrencilerin Genel Kurul’u, hükümet bu “reform”ları tekrar açıkladığı anda işgale tekrar başlayacaklarını açıkladı bile. Bu mücadelenin ilk raundu çok bariz bir şekilde öğrenci hareketinin taktiksel zaferiyle sonuçlandı ve bölücü ve sekter öğrenci soluna kabul ettirilmesiyle, kararlı ve bütünsel bir mücadele çizgisinin onaylandığını gösterdi. Bu yüzden, bu hareket yıllardan sonra gericilere karşı kazanılan ilk zafer olmuştur.
EYLÜL - KASIM 2006: BİRİNCİ SIRADAKİ ÖĞRETMENLER
Üniversite öğrencilerinin hareketini, ortaokul ve lise öğrencilerinin hareketi ve yaz tatilinin hemen ardından da öğretmenlerin grevi takip etti. Ortaokul ve lise öğrencileri okulları işgal etmeye, Ekim ayında özelleştirmeye karşı ve eğitime ayrılan bütçenin artırılması talebiyle eyleme başladılar. Okul işgali bir ay sürdü ve yine medyanın iftiracı kampanyalarına maruz kaldı: Burjuva gazeteleri ve televizyon kanalları hiç utanmadan
“okul binalarına verilen zararlardan”, öğrencilerin okul binası içinde
“uyuşturucu kullandıkları ve cümbüş yaptıkları”ndan vs. bahsediyorlardı.
Ortaokul ve lise öğrencilerinin yanı sıra, ilkokul öğretmenleri de insanca bir ücret talep ederek, Eylül ortasından itibaren ulusal greve gideceklerini açıkladılar. Grevin en sıkı kısmını, mücadeleci ruhlarını ve coşkularını daha geleneksel ve
“sorumlu” olan sendika liderlerine kabul ettiren, son derece az maaşla çalıştırılan genç öğretmenler oluşturdu. Öğretmenler, resmi sendikalar ya da sol siyasal partilerden neredeyse hiçbir destek almadan, tam 6 hafta boyunca kahramanca bir grev yaptılar. Uzunluğu ve militanlığı açısından bakıldığında bu grev, özellikle de ilkokulların son derece hassas toplumsal alanlar olduğu düşünülünce mevcut Yunan emek hareketleri içinde çok az rastlanabilecek bir grevdir. Bununla birlikte ve her ne kadar burjuvazinin propogandalarıyla ve gündelik hayata etki eden sorunlar yaşansa da, ailelerin büyük çoğunluğu öğretmenleri destekliyordu.
O kesitte, eğitim konusunda harcanan bu kadar çaba artı öğretmen ve öğrencilerin hükümeti de korkutan birleşmesiyle yaratılan geniş cephenin galip gelmesi çok olasıydı. Dahası, bütün eğitim sektörlerinin birleşmesini öngören bir talep de vardı:
“Devlet bütçesinin yüzde 5’inin eğitime ayrılması” (devlet bütçesinin eğitime ayrılan bölümü her geçen yıl düşürülmekte ve bu da okulların ve üniversitelerin işleyişinde büyük sorunlara neden olup, maaşları son derece düşük tutmaktadır). Fakat, aralarında üniversite öğrencilerinin olduğu önemli sol güçlerin liderleri de dahil olmak üzere liderler, öğretmenlerin grevine verilen desteği kısıtladılar. Sorun (ya da daha doğru bir deyişle,
“sorun”) üniversitelerin sınav zamanında olması, bu yüzden de
“Genel Kurul’ların toplanmasının imkansızlığıydı”. Orta/lise eğitim ulusal federasyonu bile öğretmenlerin seferberliğine sadece resmi bir destek vermekle yetindiler. Acaba sendikaların ve solcu öğrenci liderlerinin tutumu farklı olsaydı, hareketi yalnız bırakmaktansa katılsalardı, bu mücadele farklı bir zaferle sonuçlanır mıydı? Maalesef, bu kritik zamanda solcu öğrencilerin ve sendikaların büyük çoğunluğunda hakim olan düşünce
“gücümüzü bir sonraki sefere saklayalım” oldu…
Üniversitelerin sınav zamanı geçtikten sonra, fakültelerde herhangi bir işgal olmadı ama öğrenci seferberliği ve Kurullar tekrar başladı. Hareket bu kez yönünü hükümetin eğitimin kamusal ve parasız olması özelliğini koruyan ve özel üniversitelerin kurulmasını yasaklayan Anayasa’nın 16. maddesinin değiştirilmesiyle ilgili yeni planına karşı döndü. Aslında, sosyal demokrat PASOK (ki eğitimin özelleşmesini desteklerler) tarafından desteklenen sağcı Nea Dimokratia, Aralık ayı ortasında Anayasanın çok çabuk değiştirileceği yönündeki kararını açıkladı. Bu iki burjuva partisi de hesaplarını üniversite öğrencilerinin 2 haftalık yeniyıl tatili ve onun hemen akabinde seferberlik hareketine başlamasının imkansızlığı üzerine yapmışlardı...
OCAK - ŞUBAT 2007: ANAYASANIN 16. MADDESİ’nin SAVUNULMASI
Anayasının 16. maddesi Yunanistan’daki kamusal eğitimin son kurumsal kalesidir. Bu yasa değiştirilmediği sürece, burjuvazinin yükseköğrenimi tamamen kendi kontrolü altına alması ve onu tamamen özel sermayeye kar sağlama amaçlı bir makine haline getirmesi çok zordur.
Sonuç olarak, sağcı Nea Dimokratia hükümeti bu “reform”a, Mayıs ve Haziran 2006’da başarısızlıkla sonuçlanan bütçe yasa tasarısından çok daha fazla önem vermektedir. Ve tabii sosyal demokrat PASOK da, -başkanı
G. Papandreou, çok önce
“özel üniversiteleri”n (non-state universities) kendi seçmenlerinin çoğunluğu tarafından onaylanmamasına rağmen desteklediğini belirtmiştir-, farklı değildir. Temel konularda birbirlerini tutarak neoliberal bir cephe kuran bu iki parti de asalak Yunan sermayesi ve onların yabancı patronlarının lehine olmasından dolayı bu “reform”un ilerletilmesi sorumluluğunu kendi üstlerine almışlardır.
Öğrenciler yeniyıl tatilinden döndüklerinde, çoktan heyecan içine girmişlerdi. Yeniyıl tatili sırasında, binlerce öğrenci 16. Madde için yeni kurulan ve siyasal desteğini sol örgütlenmelerden alan -ki KOE de bu gelişimde önemli bir rol oynamıştır-
Panhellenic Girişim adındaki belgeyi imzalamışlardı. Aynı zamanda KOE, bu konuda ilk kez ulusal alanda onbinlerce kopyası dağıtılan, bütünsel ve kararlı bir mücadelenin somut taktiksel-siyasal amaçlarla toplumsal ve siyasal geniş bir çevrenin birleştirilmesi gerekliliğini ve bunun neoliberal reformlar açısından Aşil topuğu olduğunu savunan bir broşür ve poster hazırlamıştır: 16. Madde’nin savunulması. 16. Maddeyi savunmak için oluşan birçok bölgesel halkçı girişim, solun ve bölgesel grupların etkisiyle Yunan şehirlerinde de oluşmuşlardır. Bu bölgesel girişimler, radikal solun bir bölümüyle KKE’nin tercih ettikleri gibi Panhellenic Girişim’den ayrı olarak iki farklı girişim daha oluşturmaya çalışan merkezi düzeyin tam tersine, solun çok büyük bir kısmını birleştirmişlerdir... Fakat, Panhellenic Girişim 16. Madde için Yunanistan’ın her yerinde kalabalık toplantılar ve seferberlikler örgütlerken, ayrı olan iki girişimin de özel/farklı bir aktifliği yoktu. Ve bölgesel düzeyde militanları, örgütlerin ideolojik saflığının korunması için girişimleri bölmenin
“gerekliliğine” inandırmak imkansızlaştı…
Kitlesel öğrenci Genel Kurulu’nun kararıyla birlikte, okulların yeniyıl tatilinden sonra açılışının ikinci gününde, fakültelerin yarıdan fazlası işgal edildi. İdeolojik farklılıklarını bahane eden örgütsel güçler, bu bahanelerini bir kez daha bir yana bırakıp, yeni neoliberal saldırıya karşı bütünsel bir mücadele için öğrencilerin çoğunluğunu izlemeye mecbur kaldılar. İki hafta içinde 300 fakülte işgal edildi. Hareketin doğrultusu bir önceki yazla aynıydı: Her Çarşamba ya da Perşembe haftalık yürüşler düzenlendi, işgaller bir hafta boyunca sürdürüldü ve her haftanın sonunda Genel Kurul’da seferberliğin devamıyla ilgili kararlar alındı. Ayrıca her kent ya da üniversitede bölgesel kararlar için Genel Kurul’lar ve her gösteriden sonra toplanan bölgesel Kurullar’dan delegelerin katıldığı eşgüdüm içinde bir Genel Kurul oluşturuldu. Bu sefer KKE’nin öğrencileri de seferberliği ve işgalleri destekledi ve önceki mücadelelere nazaran daha bütünsel bir mücadeleyi onaylar bir tavır sergiledi. Bu bizim için Yunanistan’da bir mucize demektir. Yıllardan sonra ilk defa gösteriler bütünsel bir çerçevede gerçekleştirildi ve bölünmüş toplantı ve gösteriler siyasi cinayet olarak görüldü. KKE’nin de katılımıyla öğrenci solu, hatta liderlerinin de görüşlerine karşı durarak birleşti ve işgalleri durdurmaya çalışan sağcı öğrencilere karşı başarılı bir şekide mücadele etti.
Panhellenic Federasyonu Üniversite Profesörleri Kurulu da 16. Madde’nin savunulması için haftalık grev kararı aldı. Bu öğrenci hareketi için profesörlerin de mücadelede onlarla aynı çizgide hareket ettiklerini görmeleri açısından son derece önemliydi. Ayrıca, bu katılım harekete karşı başlatılan aleni iftiralara karşı kamuoyunun desteğinin alınması bakımından da çok önemlidir. Cesurca mücadeleye katıldıkları için, solcu profesörler hükümet ve burjuva medyasının hızla hedef tahtası haline geldiler. Polisler bile Panhellenic Fedarasyonu’nun başkanı ve önde gelen üyelerini
“olay çıkarmak ve anarşist ve solcu kesimlerle yasadışı ittiifak oluşturmak”la suçladılar! Bu sırada bazı gerici ve kendisine
“sol” diyen birtakım üniversite profesörleri, özellikle özel şirketlerle karanlık bağları olanlar, hükümetin özelleştirme ve baskı politikalarını açıkça desteklediler ve meslektaşlarına iftira attılar.
NEOLİBERALLER BİRKEZ DAHA TAKTİKSEL OLARAK YENİLMEKTEN ÇEKİNİYORLAR
Hareket mücadeleyi devam ettirdikçe, bu iki neoliberal partiye (Nea Dimokratia ve PASOK) olan güvensizlik iyice büyüdü. Halkçı kitleler artık bu sözde birbirine karşı olan iki partinin açıkça neoliberal perspektifte karanlık bir ittifak yaptıklarını, gençlerin ve halkın parasız ve kamusal eğitim hakkına birlikte saldırdıklarını açıkça görüyorlardı. PASOK’un içinde bile bazı üye ve kilit isimler, 16. Madde’nin değişmesiyle ilgili liderlerinin hükümete verdiği desteğe karşı alenen konuşuyorlardı. Bunların binlercesi liderlerine, halkın iradesine saygı duyması ve özelleştirme planına destek vermeyi bırakmasını isteyen bir belgeyi imzaladılar. Sonunda, 8 Şubat günü, PASOK lideri Anayasa’nın değişimi üzerine verdiği desteği geri çekmek zorunda kaldı. Bu, Anayasa’nın belirli maddelerinin değişmesi için alınması gereken çoğunluk oyunun alınamayacağı anlamına geliyordu.
Bu, neoliberal cephede önemli bir çatlak yaratan hareket için çok büyük bir taktiksel zaferdir. Bütünsel ve kitlesel hareket, hükümetin eğitimi özelleştirme politikasını ve neoliberalizmi Anayasal bir ilkeye dönüştürme çabalarının başarısızlıkla sonuçlanmasını sağladı! Sadece aylar önce sol güçlerin pek azı böyle bir sonucun başarılabileceğine inanıyordu. Devrimci laf kalabalığı yaparlarken, gerçekte Meclis'te neoliberallerin çoğunluğundan korkuyorlar ve Meclis dışı kararlı, azimli, bütünsel bir kitle hareketinin böylesi bir taktiksel zafer ve burjuvanın geri çekileceği bir sonuç elde edeceğine inanamıyorlardı. Halka ve gençlere güvenleri yoktu. Farklılıklarımızı bir kenara bırakmalı ve halk için faydalı, bütünsel ve insanlara somut taktik ve siyasal hedeflerle kararlı bir kitle hareketi başlatmalıyız diyen KOE’nin çizgisine neredeyse gülüyorlardı. Fakat geçici de olsa, gerçek onları, onların davranışlarını değişmeye mecbur bıraktı ve bu son derece olumlu bir gelişimdir.
Bununla birlikte, bugün bile KKE ve birtakım başka radikal sol grupların liderleri bu taktiksel zaferi küçümsüyorlar ve iddia ediyorlar:
“Zafer diye bir şey yoktur çünkü hala neoliberalizm çok güçlü ve hala kapitalist sistemde yaşıyoruz!” Bu bize çok açık bir şekilde sekter bir anlayışla bencilce kendini dışta tutan, özeleştiriden uzak olan, insanları hafife alan ve gerçeklikten her geçen daha fazla kopan bu liderlerin somut olaylara somut analizler getirip, halkın isteğine göre bir siyasal hareket sergilemekte ne kadar isteksizce hareket ettiklerini gösterir...
YENİ HÜKÜMET ATAĞI: “YASA TASARISI“nın YENİDEN TANITILMASI
Anayasa’yı değiştirmedeki başarısızlığın ardından, sağcı hükümet aniden yüksek öğrenimle ilgili yasa tasarısını Meclis’te bir kez daha gündeme getirerek karşı saldırıya kalktı. Hükümet ve aylar süren mücadelenin yorgunluğunun kendileri bir avantaj olacağını umut ederek (buna tabii işgaller devam ederse öğrencilerin bir sınav daha kaçıracakları tehlikesi de ekleniyor), Anayasa’yı değiştiremediğinden dolayı aldığı yaranın üstünü kapatıp, 16. Madde’den alamadığını buradan almak istemektedir. Fakat, buna karşı ilk tepki yeterince fazlaydı:
40 bin kişi 22 Şubat’ta Atina’da yapılan haftalık gösteride sokaklardaydı, ki bu son aylardaki en büyük katılımdı. Aşağıdaki rapora bakalım:
GÖSTERİ: “BU YASA GEÇMEMELİ!”
40 bin öğrenci, profesör, öğretmen hatta çalışanlar 22 Şubat günü Atina’da üniversitelere dair yapılan yeni yasa tasarısına karşı eğitimin halkçı ve özgür karakterini savunmak için yürüdüler. Bu müthiş gösteri Panhellenic Öğrenci Gücü ve Kurulu, Panhellenic Fedarasyonu Profesörler Kurulu, İlk Orta Öğretim Öğretmenleri Federasyonu, 16. Madde için Panhellenic Girişim ve çeşitli bölgesel girişimler tarafından halkçı ve özgür bir eğitim için beraber düzenlendi. Aynı zamanda, Öğrenci Genel Kurulu’ndan 2 ay önce çıkan kararı takiben 330 fakülte de işgal altındaydı. Dahası, bir önceki ay başlamıs olan Panhellenic Fedarasyonu Profesörler Kurulu grevleri haftalık grevlerine devam ederken, İlk Orta Öğretim Öğretmenleri Federasyonu gösteri günü 24 saatlik grev yapacaklarını açıkladılar.
Gösteri, bütün Yunanistan’da işgal altındaki fakültelerden delegelerin de Atina’ya gelmesiyle ulusal bir karakter kazandı. Öğrencilerin hükümetin üniversitelere dair bütçe yasası tasarısına karşı olan duruşlarını seferberlik sırasında çok açık bir şekilde ifade ettiler:
“Bu yasa geçmeyecek!” sloganı 4 saat süren yürüyüşün başından sonuna kadar çok güçlü bir şekilde atıldı. Atina’daki üniversitelerden, Kuzey’den (
Trakya ve
Makedonya) Güney’e (
Peleponezya),
Ege ve
Girit adalarından da gelen eylemciler isteklerini; kararlı hareketin sürdürülmesi ve hükümet planlarına karşı mücadelenin daha da artması gerektiğini ifade ettiler.
Yürüyüş Atina’nın merkezinden başlayıp Meclis’e kadar sürerken, gösteri çok sayıda
“ayaklanma karşıtı” (anti-riot) polis gücü tarafından gözetim altında tutuldu. Çoğu zaman polis son derece saldırgan ve provokatif tutumlar sergilerken, çıkabilecek birçok olay eylemcilerin soğukkanlı davranışlarıyla son dakikada engellendi. Meclis girişinin önünde özel polis kuvvetleri ağır kimyasal ve gözyaşı bombalarıyla kordona saldırdı. Ne kadar uğraştılarsa da bu büyük kalabalığı dağıtamadılar ve binlerce insan yeniden bir araya gelerek Panhellenic Öğrenci Gücü ve Kurulu’nun buluşma kararı aldığı Politeknik Okulu’na yürüdü.
Politeknik Okulu yakınlarında gösteri tekrar, hatta öncekinde daha da sert bir şekilde polis güçleri tarafından vahşice saldırıya uğradı. Binlerce öğrenci binanın içinde kuşatıldı ve binlerce kimyasal, gözyaşartıcı bomba, duman ve boş patlama yaratan el bombalarıyla abluka altına alındı. Bu aralıksız saldırı karşısında öğrenciler eylemi durdurma kararı aldılar ve binlerce insanın cangüvenliğini alan ve polisin kıramadığı yeni bir gösteri şekliyle binanın dışına yürümeye başladılar.
Polislerin bu faşist saldırısı, hükümetin gerici politikalarına karşı çöküp ezilmeyen kitle hareketinden ne denli intikam almak istediğini birkez daha kanıtladı. Hükümetin özellikle hedef aldığı ise, 10 ay boyunca (son yıllarda Yunanistan’da ilk defa olan bir durumdur bu) mücadelenin hep en ön saflarında olan ve birçok önemli taktiksel zaferler kazanılmasında son derece önemli rol oynayan gençlerdi. Bununla birlikte devletin baskısına rağmen, seferberlik yenilenen gücüyle devam etmektedir.
İleriye doğru, yeni zaferler için!