Newroz, şoven milliyetçiliğe karşı mücadeleyle birlikte, emekçi Kürt halkına da sosyalizm soluğunun taşındığı gün olmalı.
Newroz, Ortadoğu halklarının tarihinden doğdu; adı, kimliği, dili yasaklanan Kürt halkının ulusal özgürlük bayramına dönüştü. Demirci Kawa’nın Dehak zulmüne karşı mücadelesinden öğrenilmişti; Newroz’ları kutlamanın yolu, göğüsleri zorbaların kurşunlarına siper etmekten geçiyordu. Kuzey Kürdistan’da 1990 Nusaybin ve Cizre serhıldanlarının ardından 1991′de başlayan Newroz kutlamalarıyla Kürt halkı, bir efsanenin ancak bedel ödenerek gerçeğe dönüştürülebileceğini tarihe yazdı.
1991 Newroz’u, Kürt halkının ulusal özgürlük talepleri için ölümü gözünde küçülterek attığı tarihsel adımın ifadesidir. Onyılların suskunluk, edilgenlik ve utancıyla köprüler atılmış, gemiler yakılmıştı. Tıpkı 15 Ağustos’ta gerillanın sıktığı ilk kurşun gibi, Kürt halkı da üzerindeki toprağı en değerli evlatlarını feda etmeyi göze alarak atmıştı. Bu saatten itibaren zoru zor bozacak, Kürt ulusal özgürlük mücadelesi, faşist ulusal baskı rejiminin paslı çivilerini yerinden oynatacaktı.
Taleplerine can bedeli sarılan halkların adanmışlığının sınırı olmaz… Kitleleri kucaklayan militan bir direnişin tarihsel birikimleri, ne yeniden gemi azıya alan faşist zorbalıkla, yasaklar, tutuklamalarla ne de askeri ve siyasal teslimiyetçiliği yedekleyen liberalizmin manevraları ile imha edilebilir. Üstelik bu, salt Kürt halkının birikimi de değildir. ‘90′ların devrimci kuşağı, devrimcilik-düzeniçi reformculuk ikileminde seçimini Kürt halkının mücadelesinden de beslenerek, emekçi kitlelere güveni, militan savaşımın meşruluğunu özdeneyimiyle öğrenerek yapmıştır.
Son yılların suyu ılıştırılmış, 1991-92 kutlamalarının devrimci siyasal eğiticiliğinden kopmuş, savunma çizgisine çekilmiş Newroz’ları, işte bu yüzden proletarya devrimcilerine ne Kürt halkının militan birikimlerini unutturabilir, ne de pimi çekilmiş toplumsallaşmış rejim krizi içerisinde şoven milliyetçiliğe ve liberalizme karşı görevlerini. At izinin it izine karıştığı, kapitalizme karşı mücadeleyi içermeyen bir antiemperyalizmin şovenizme kapıları ardına kadar açık sosyal yurtseverlik üzerinden, demokrasi savaşımının ulusal reformculuk ve küçük burjuva liberalizmi üzerinden rejim içerisindeki “iki çizgi mücadelesi”ne bağlandığı bir süreçte, bunlardan herhangi birinin yanında saf tutmamanın karşılığı, “kolları kavuşturmak” değildir. Burada, proletarya sosyalizminin tutumu, Kürt sorununun sosyalist demokratik çözümü için “kolları sıvamak”tır.
Bunun anlamı, şovenizmin Türk emekçiler içerisindeki her belirimine karşı bedeli ne olursa olsun mücadele etmek, sosyalizmin temel bir ilkesini onlara kavratmaktır: “Başka bir ulusu ezen bir ulus özgür olamaz”; kendisi de ancak emperyalist kapitalizmin kölesi olabilir. Kürt halkının tarihsel ezilmişliğini kendi ezilmişliğinin acısı olarak bilmeyen bir halk, halk düşmanlarının eline verdiği silahın tetiğine basmaktan başka bir şey yapamaz. “Ulusların kendi kaderini tayin hakkı”, sınıf örgütlerinin, işçi sınıfı içindeki ajitasyon/propagandanın, öncü işçi kurullarının gündemine taşınmadıkça, devrimci proletaryanın öncülüğü boş bir iddiadan ibaret olacaktır.
Ancak bu, sıkça görüldüğünün aksine, ulusal liberalizmin kuyrukçuluğuna savrulmaktan çok farklı bir şeydir. Gözünü Kürdistan üzerinden “genişletilmiş işbirlikçi tekelci burjuvazi projesi”ne dikmiş, bunun için Kürt halkını rejimin geleneksel şoven milliyetçi çizgileriyle çelişkisine altlık yapmaya çalışan liberalizme ve libero-faşist kırması koalisyonlara kapısını kapatamamış bir siyasal çizgi, hangi niyetle hareket ediyor olursa olsun, burjuvazinin siyasal ve toplumsal dayanaklarını güçlendirmekten başka bir rol oynamayacaktır. Etrafında çeşitli kenar süsleri ile birlikte “barış” eksenli bir siyasal etkinlik, yarın en başta Kürt halkının kendisi tarafından “devrim itfaiyeciliği” ile yargılanacaktır.
Rejim krizi içerisinde saf tutmamanın, bu kapana dahil olmamanın anlamı, Kürt halkı içerisinde militan bir sosyalist demokratik alternatifi yaratma tarihsel yükümlülüğünü omuzlamaktır. Bunun yolu ise, kimilerinin yaptığı gibi, siyasal ufku ve geleceği sınırlı muhalefet hareketlerini desteklemekten geçmez. Savaşım, bizzat Kürt işçi-emekçi kitlelerinin içerisinden verilmelidir.
Haklı tarihsel ulusal önyargıların, ‘90′lı yıllarda savaşım düzeyleri arasındaki açı farkının yarattığı güven bunalımının, ezilen ulus milliyetçiliğinin ve son halkada ulusal liberalizmin yarattığı kültürün, Ortadoğu kültürüne özgü fetişleştirilmiş “önderlik” mitinin, aynı zamanda uğruna yaşamların adandığı bir savaşımın geldiği noktadaki özgüven azalmasının, parçalanma ve toplumsal yıkımın gözardı edilemeyeceği bir savaşım olacaktır bu. Sosyalizm, sınıf örgütlenmesi fikir ve pratiğine yabancı; dinin, gerici feodal geleneklerin etkisini kıramamış, ancak faşist zorbalığa karşı kinle ve militan savaşım birikimleriyle dolu bir ezilen halkın işçi ve emekçileri, emekçi kadınları, gençliği içerisinde, onun ulusal duyarlılıklarına karşı özenli, aynı zamanda ise sosyalist demokratik bir çözümün ancak sınıf örgütlenmesiyle yaratılabileceği özgüveniyle yürütülen militan bir çalışma, elbette ki zorludur. Ulusal sorunda tarih bilincini ve gelecek perspektifini gerektirir. Kürdistan’da sosyalizmin bayrağını dünya proletaryasının enternasyonal bir kazanımı olarak dalgalandırma ufkuna sahip olmayan ve bunun gerektirdiği örgütlenme ve savaşımı geliştirmeyen bir siyasal çizgi, ne Kürt halkının tarih bilincine hitap edebilir, ne de ona proletaryanın sonal amacından kaynağını alan tükenmez gücü kazandırabilir. Proletarya sosyalizmi, işte bu zorlu ve ertelenemez misyona soyunmaktadır.
Sosyalist devrim tek bir hareket, bir cephede tek bir muharebe değil, çetin sınıf savaşlarının yer aldığı bütün bir çağ, tüm cephelerde, yani ekonomi ve siyasetin tüm sorunları üzerine uzun bir muharebeler dizisidir. Bu muharebeler, ancak burjuvazinin mülksüzleştirilmesiyle sonuçlanabilir. Demokrasi uğruna savaşımın, proletaryanın dikkatini, sosyalist devrimden başka yöne çekeceğini, ya da bu devrimi gözden gizleyeceğini, ikinci plana iteceğini vb. sanmak büyük yanılgı olur. Tam tersine, nasıl ki tam demokrasiyi uygulamayan başarılı sosyalizm olmazsa, aynı şekilde, proletarya, demokrasi uğruna, bütün alanlarda tutarlı bir devrimci savaşım yürütmeden burjuvaziyi yenilgiye uğratamaz. (Stalin)Newroz, devrimci proletaryanın şoven milliyetçiliğe ve onun Türk emekçiler içerisindeki etkilerine karşı mücadelesi ile birlikte, emekçi Kürt halkına da sosyalizmin çağrı ve mesajlarının “İşçilerin Birliği, Halkların Kardeşliği”, “Bağımsız Sosyalist Türkiye, Bağımsız Sosyalist Kürdistan” sloganları ve enternasyonalizm ruhuyla taşındığı bir gün olmalıdır.