Perşembe, 22 Mart 2007 (19 yıl 7 ay önce)
Paşa’da daha önce bir kez daha merdivenleri aşağıya doğru inen bir pasajdan tesadüfen girmiş ve gizli bir bahçeye çıkmıştım. Anlaşılan o ki merdivenleri aşağıya doğru inen ve kapısı bambaşka dünyalara açılan daha pek çok pasaj var eski İstanbul semti Kocamustafapaşa’da.
İlkinde girer girmez büyüklüğüne şaşırdığım ve büyük olasılık “para getirir” diye bir kaç da bilgisayar konularak işletilen kocaman bir kafeterya ile karşılaşmıştım. İkincisinde ise daha fazla para kazanmaya kurulu hayatların gündelik yaşam döngüsünün dışında, yaptıkları iş öyle para kazandıracak cinsten olmayan bir kumpanyayla karşılaştım.
Hikaye ustası Sait Faik’in Semaver ve Kumpanya hikayelerini bilenleri sıcacık bir duyguyla peşinen etkisi altına alıverecek olan Semaver Kumpanya bir tiyatro topluluğu. Ve Taksim’de, Kadıköy’de, Beşiktaş’ta değil, Paşa’da nefes alıp veriyor.
Altan Erbulak‘ın 72’de kurduğu; Nejat Uygur, Nevra Serezli, Yasemin Yalçın, Füsun Demirel gibi pek çok tiyatrocunun sahnesinden geçtiği; 2000′lere geldiğinde ise yıkılmaya terk edilen Çevre Tiyatro'su; genç yüreklerin tiyatroya duyduğu sevginin katıksız emeğe dönüştüğü noktada yeni bir kumpanya sahnesine açmış perdesini.
Merdivenlerden aşağıya doğru indikçe yıkılmış eski bir salonun molozları altından çıkarılarak yeniden yaşama döndürülen bir tiyatronun kalp atışlarını duymamak elde değil. Fuayeye geldiğinizde geçmişin canlandırılan anısı önünde bir süre durakladıktan sonra Altan Erbulak için hazırlanmış köşeden bu sefer bugüne saygıyla bakmaya başlıyorsunuz.
Ahşap, kahverengi boyalı masa ve sandalyeleriyle, kitaplığıyla, döşemesinden duvar boyasına dek Semavercilerin el emeği, göz nuru, yürek çırpıntısıyla hazırladıkları bu fuaye canlı, kıpır kıpır insan sıcaklığıyla kucaklıyor sizi. Tiyatro salonuna adım attığınız andan itibaren ise çevrenizi sarıveren yıllanmışlık kokusunu yadırgamaksızın içinize çekerken, bu kokuyu başka hiç bir yerde değil, burada duymaktan mutlu olduğunuzu fark edeceksiniz.
Çünkü şık elbiseli kadınlar, cüzdanı dolu adamlar için yapılmış her yerin camekana kestiği lüks merkezlerdeki gösterişli salonlara inat, oldukları yerde var olmayı tercih etmiş bir kumpanyanın varlığı bile başlı başına beklenmedik güzel bir sürpriz olacak size. Salon ışıkları sönüp sahne ışıkları yandığındaysa az sonra sahneden yansıyacak ışığın sizi götüreceği dünyanın sürprizlerine bırakıvereceksiniz kendinizi. Ve büyük ihtimal oyunu izledikten sonra yüzünüzden, yüreğinizden taşan bir dolu duygu ve düşünceyle birlikte “evet gerçekten sürprizli bir topluluk” diyeceksiniz.
İLK TANIŞMA
Artık Semaver Kumpanya ile daha yakından tanışmanın zamanı. Bu sezonki yeni oyunları ilk kez Türkiye’de sergilenen bir Küba oyunu (
Chamako) olmasına rağmen, biz onları
Orhan Kemal’in “
Bekçi Murtaza” adlı romanından uyarlayarak 2003′de sahneye koydukları ve dört sezondur oynayarak ödüller de aldıkları Murtaza ile tanımak ve anlatmak istedik.
Bir roman karakteri olan
Murtaza onu yaratan sınıfsal-toplumsal ilişkilerin dünden bugüne evriminde sistemin devamlılığını sağlamak için,
“yukarıda Allah, Ankara’da devlet, burada da ben” diyerek göreve devam etmekte. Yalnız 1940′ların Murtazaları, sınıf farklılıklarının damgasını vurduğu bir toplumda ait oldukları sınıfın değil kendilerini ezen sınıfın çıkarlarının savunucusu olarak kendileri için acı, yoksulluk, aşağılanmışlık, kölelik üreten bir sistemin bilinçsiz kurbanlarıydılar.
Bugünse sistemin vatansever güçleri olarak el üstünde tutulan kahramanları oldular. Sınıf egemenliği üzerine kurulan sistemin egemenlik ilişkileri sınıf mücadeleleriyle zorlanıp değiştirilemediği koşullarda sistem her döneme uygun yarattığı Murtazalarıyla kendini var etmenin yolunu bulurken işçi ve emekçiler değişmeyen hep aynı sonu yaşayacaklar. İnsanca yaşamanın bile ancak hayalini kurabilirken geride bıraktıkları yıkık, dökük yaşanmamış hayatlarıyla her defasında sisteme taze kan olmaya devam edecekler.
Bu yüzden sahnede bile olsa Murtaza, görev uğruna düştüğü komik durumlarla güldürmeyi başaramadı bizi ama sistem karşısındaki çaresizliğiyle isyan ettirdi. Ve oyun sonrası, başlangıç için isabetli bir seçim yaptığımızı da gördük. Murtaza’nın insanın içine acı bir çığlık gibi gömülen çıkışsızlığının yarattığı isyanı, ulaşamayacağını düşünüp içine gömdüğü mutluluk hayalleriyle birlikte, sahneden gerçek hayatın içine taşan cümbüşlü bir coşkuyla biz izleyenlerine yaşattıkları için Semaverciler gönlümüzü fazlasıyla kazandılar.
Bir yıkıntının küllerinden doğan bir tiyatro salonunda; yaşamak istedikleri hayatı hayalleriyle harmanlayıp sahne üzerinde gerçekleştiren ve oradan samimiyetle yarattıkları tüm duyarlılıklarla hayatlarımızın içine sıcacık akan bir tiyatro topluluğu ile karşılaşmıştık. Sonuçtan memnun muyduk; insanın yaratıcı emeğinin görüntü olup, hareket olup, ses olup, müzik olup, insan hallerinin duygusu, düşüncesi, eylemiyle bütünleşip toplumsallaşarak dile geldiği bir yeniden yaratımın parçası olmuştuk. Nasıl memnun olmayalım.
Oyuncuların oyun içinde adeta konuşturulan klarnet ve flüt ile birlikte trompet, gitar, perküsyon eşliğinde yaptığı müzikle yaratılan atmosfer, oyunun ruhuna uygun yazılmış eleştirel sözlerle hep bir ağızdan söylenen şarkılar, kadın olma halinin öyle bağırmadan yakılan ağıtla anlatımı olmasaydı bu oyun böyle tam bir oyun olmazdı.

Yaratılan karakterlerin çokluğu sahneye renklilik olarak kostümleriyle yansıdığı gibi başka hiçbir dekora ihtiyaç da bırakmamış. Dağınık üst başları, yırtık ayakkabıları, ellerinde tespihler, başlarında şapkalar, renkli göynekleriyle erkekler; başlarında tülbentleri, örgü yelekleri, çiçekli entarileri içindeki kadınlar değişen roller ve mekanlar eşliğinde sergiledikleri oyunculuklarıyla sahneyi boş bırakmaksızın dolduruyorlardı. Oyun öncesi
“dekorsuz oyun nasıl olur ki” merakım da böylece boşa çıkmış oldu. Oyun bitiminde alkışlar, gençliğin dinamik enerjisinin damgasını vurduğu, hareketli, eğlenceli, kalabalık bir topluluğun zengin bir oyunculukla sergilediği oyundan duyulan memnuniyet için geldi.
Oyunun sergilenişinde ilk başta göze çarpan bu nitelikler aynı zamanda Semaver farkı olarak dikkatleri çekiyor. Farkı yaratansa sahnedeki oyuncuların performansıyla birlikte görünür hale gelen, bütünleşmiş ortak bir ruh ve anlayışla kolektif olarak kaynaşmış insan emeğinin toplumsallaşmış üretiminin yarattığı toplam güzellik.
“Benim için tüm yaşam tiyatro” diyen
Işıl Kasapoğlu’nun yönetmenliğinde,
Günay Ertekin’in yeniden oluşturduğu bir metinle sahnelendi Murtaza.
Oyun müziklerini Bulutsuzluk Özlemi‘nin kurucusu, beste, güfte yazarı ve solisti Nejat Yavaşoğulları yaparken sözlerini dramaturg Yavuz Pekman yazdı. Murtaza’nın büyük kızı rolündeki Firdevs’in (Banu Çiçek) seslendirdiği “Hiç Bilmedim” şarkısı içimize işlerken hep birlikte seslendirilen “Düzen” şarkısı, yaratıcı kinayesiyle çok hoşumuza gitti.
Düzen
Çalıştı makine işledi düzen
Cüzdan boşsa düzenin küçük
Düzenime dokunma dokunma yanarsın
Düzendir bizi düzen
Çalıştı düzen işledi makine
Paran çoksa düzenin büyük
Bu düzen nasıl düzen
Murtaza bile olsan fiyakanı bozarım
Kaypak düzen
Kimin karnı doyuyor
Bu işte var düzen
Hop hop düzen
Yandan düzen,
Düzendir bizi düzen
Hiç bilmedim
Zenginlik var diyorlar bu dünyada hiç bilmediğim
Saygısız, hoyrat, kıskanç, kaba
Aşk da var diyorlar bu dünyada hiç tanımadığım
Yazıyor, okuyamadığım kitaplarda
Karanlıklar aydınlağa dönüşür mü
Umut da var diyorlar bu dünyada
Hiç bilmediğim, görmediğim
Dönemin siyasal atmosferinin eğlendirici ve kinayeli bir dille anlatıldığı notalar ise
Nejat Yavaşoğulları’nın dağarcığından karşılığı para olmayan bir değer olarak sunulmuş genç tiyatroculara. Şarkı sözlerini ise kapitalizmin ekonomi-politiğini ve yarattığı kadın sorununu yaratıcı ve yalın söz dizimleriyle bir araya getirerek anlatan ve
“Tiyatroyu seven mi kendini seven mi?” diyerek de çok net bir ayrım noktası koyan dramaturg
Yavuz Pekman yazmış. Daha önce de bir çok kez sinemaya ve tiyatroya uyarlanan Orhan Kemal’in Murtaza’sı bu yeni sahnelenişinde; uzun, eğlenceli, öğretici ve zor olduğu kadar yaratıcı bir üretim süreci içinden ortaya çıkan Semaver sinerjisiyle yeniden yaratılmış.
SAHNE IŞIKLARINDAN PERDE ARKASINA
Oyun sonrası sahne ışıklarının büyülü etkisinden uzak, yarattıkları oyun karakterlerinden soyunmuş ve gerçek hayattaki yüzüne, kimliğine ve elbiselerine kavuşmuş tiyatrocularla fuayede bir araya geldik.
Yaptıkları işe para gözüyle bakmayan, özveriyle zor koşullar altında hayatı ve kendilerini yaratmaya çalışan insanlarla ikircimsiz, olduğu gibi, samimi ve bittiğinde
“oh be!” dedirttiğimiz uzunca süren bir sohbetimiz oldu. 5 yıl önce
“Haliç’in öte tarafı tiyatro” denilerek çıkılan yolun yolcularından
Aylin Çalap, Ali Savaşçı, Tansu Biçer, Asil Büyüközçelik ve
Serkan Keskin ile görüştük.
Oyundaki rolleriyle söyleyecek olursak Murtaza’yı Tansu Biçer canlandırırken Aylin Çalap da eş ve anne rolündeydi. Ali Savaşçı (Azgın Ağa/Mahalleli), Asil Büyüközçelik (Fen İşleri/Kahveci) ve Serkan Keskin (Bekçi/Nuh) birden fazla karakteri canlandırdı.
Onlara röportaj yapmak istediğimizi söylemiştik, öyle de yapmıştık ama her şey bitip de kaset çözümlemesi yaparken farkettik ki küçük bir yuvarlak masa oturumu yapmışız. Semaver Kumpanya’nın doğuşu, nedeni, nasılı, tavrı, farkı, iç yaşamı, yaşanan zorluklar, yapılanlar, yapılamayanlar, arayışı, çelişkileri, sahnelenen oyunlar, oyunların seçimi, oyunlarla söylenmek istenen, neden Murtaza, tiyatronun ve tiyatrocuların yaşadığı sorunlar, çıkış yolları, arayışı... derken, ortaya tortop olmuş bir sorunlar yumağı çıktı.
Semaver Kumpanya’nın masasında ve toplumun hücrelerine dek yayılan tüm masalarda içinde yaşadığımız ve uzun yıllara yayılacak olan ekonomik-toplumsal dönüşümün sorunları var. Sistemsel çözülüş ve yeniden yapılanma sürecinin karmaşası, belirsizliği, geçişliliği, çelişkileri ortamında değişim nasıl ve hangi yönde gerçekleşecek? Bugünün ve dolayısıyla yarınların netlikle yanıt olunması gereken sorusu bu.
Semaver Kumpanya da değişime yön verememenin ve açık uçlu bir değişimin olumsuz etkilerine açık olarak kendi yönünü bulmaya çalışıyor. Tiyatronun piyasalaşması karşısında yaşanan zorlanmalar, yaratılmaya çalışılan dayanışmacı kültürün kırılganlığı, oyunculuğa dair ideallerini tam olarak gerçekleştirememe, kendilerini var etmek istedikleri sınıfsal-toplumsal zemine oturamama, üretim sorunları… tüm bunlar artık bilinçsel ve eylemsel bir sıçramanın zorunluluğunu dayatıyor.
Aksi Murtaza’nın hikayesinde anlatılanı bugüne uyarlarsak
“metalaştıkça her şey daha güçlü işleyecek düzen” ya da eleştirmekle yetinmeden karşı durulacak sisteme ve özgürleştirilecek tiyatro. Murtaza’nın
“ah be Ferhat her şeyi bilirim ama erişemem, kanadım kırık” dediği noktadan yapılacak bir tercih ve illaki gidilecek hayallerin peşinden. İşte o zaman vuracak davullar, patlayacak şaraplar, yıkılacak memleket türkülerimizden. Ama sahne ışıkları altında değil sadece, gerçek hayatın içinde.
Bir mahallenin ortasında nefes alıp veren bir kumpanya tiyatrosunun kalp atışlarını dinlediğimizde hayatı yeniden yaratmada yaşanan zorlanmanın iç kasılmaları ve sancılarıydı duyduğumuz.
“Biz tiyatroyu seven insanlarla iyi bir şeyler yapmak istiyoruz”, “Her yaptığımız oyunda değişik bir şey yapmak istiyoruz”, “Bir yerde var olma mücadelesi sürdürüyoruz”, “Hayata ve dünyaya dair sözü olan ve bunu söylemekten çekinmeyen, cesareti olan bir tiyatroyuz”, “Bakanlık yardımını reddetmek, televizyonlarda kaliteli yapımlarda oynamayı tercih etmek; böyle bir ekip olmaya çaba gösteriyoruz”, “Sözümüzü oyunlarla söylüyoruz”, “Bir durumu ortaya koyuyoruz onun içinde bir takım eleştirilerimizi iletmeye çalışıyoruz”, “Seçtiğimiz oyunlar altı çizili mesajı olan oyunlar değil”, “Oyunların kahramanları alt sınıftan insanlardır”, “Dışarıdaki hayattan izole olmuş bir yer değil burası. Bunun içinde star olma tutkusu da var, birlikte bir şey yapma tutkusu da var”, “Buradaki tiyatro tam kimliğini bulmuş değil”,“Bir tavrı, tarzı, türü yok Semaver Kumpanya’nın”, “Bir olay yaşamıştık burada. Bir işçi çukurda kalmıştı. O sırada etrafta duyduğum bütün konuşmaları ben şahsen yazdım. Hani gerçekten bir oyun ama yazı hikayesi biraz zorluyor bizi”
“Tiyatro öldü!” tartışmalarının yapıldığı, tiyatro yapmanın giderek daha da zorlaştığı koşullarda son beş yıldır Işıl Kasapoğlu önderliğinde farklılıklarıyla var olmayı başaran Semaver Kumpanya tam da bu yapısal dönüşümün tiyatro alanında yarattığı sorunlar içinde bir çıkış ve alternatif arayışı olarak doğmuştu.
Üniversitelerden, akademilerden kitleler halinde mezun olan genç tiyatroculara, piyasa ilişkilerinin hakim olduğu, yapılan tiyatroya toplumsal dönüşüme uygun bir sınıfsallığın damgasını vurduğu yani içeriksizleşip, yozlaştığı, metalaştığı koşullarda bir fırsat, yeteneklerini geliştirebilmeleri için kolektif bir üretim alanı açma yönüyle diğer tiyatrolardan ayrıştı.
Ve bir dönem semtte kurulmuş bir tiyatro topluluğu olarak hem adıyla hem de kuruluşundan üretimlerine kadar bu ada layık varoluşuyla kapitalist gelişme karşısında ayakta kalma stratejisi olarak işlev gördü. Ancak kapitalist gelişme karşısında sistem içi ayakta kalma stratejileri de ergeç alternatif olmaktan çıkıp sisteme doğru çözülüyor, çözülecek.
BUNDAN SONRA NE YAPACAĞIZ?
Bundan sonra ne olacak; büyük bir özveri ile çalışılarak yükseltilen tiyatro sevdası için, maaşlı ya da finanslı tiyatroculuğun sınırlarına sığmayan düşler için tiyatroculuğun tanımı bir kez daha yapılacak.
Tiyatronun özündeki yeniden yaratma coşkusu kuşanılacak ve evet mesajı doğrudan olan oyunlarla özgürlüğün tadına varılacak. Nasıl? En başta yaşanan toplumsal dönüşüm karşısında bir duruş sahibi olarak. Bunun için var olanı göstermekle yetinmeyen, mesajı daha doğrudan metinlerle çıkılacak toplumun karşısına ki tiyatro değiştirme gücünü kazanabilsin.
Yoksa sistem karşısında sapılan yan yollar Murtaza’nın öyküsünde olduğu gibi her zaman sisteme çıkacak. Kapitalizmin işleyen yasalarının oyuncağı ve yeniden üreticisi olmayacaksak eğer, toplumun özgür gelişimi için sosyalist dönüşümünün yolunu açacağız. Mesleksel anlamda bile özgür bir yaratımsa eğer düşlerimizdeki tiyatroculuk, sırf bunun için bile önce bir sosyalizm hayalimiz olmalı.
Sosyalist tiyatrocular olarak sözü, tavrı, duruşu olan para ilişkilerinden özgür emek ürünlerimizle, oyunlarımızla işçi ve emekçilerin yanında olmak: Sistem söyleyecek sözü olana başka çıkış yolu tanımıyor. Artık ezberi bozmanın, burjuvazinin yüzyıllardır süren egemenlik sisteminin ve kültürünün içimize işleyen ve öğreti haline gelen egemenlik cümlelerini değil kendi egemenlik cümlelerimizi cesaretle kurmanın zamanı…
Semaver Kumpanya’nın yorumuyla biz Murtaza’yı izledik ve çok beğendik. Tiyatronun var olan gerçeği anlamlandırma ve değiştirmedeki eşsiz olanaklarını bir kez daha görüp onun kolektif yaratımının bir parçası olduğumuz için mutlu olduk. Sosyalizmin hayalini kuran tiyatroseverler olarak biz de kendi yorumumuzu Semaver’in demine kattık. Ve bundan sonraki yaratımlarınızda gözümüz illaki çukurdaki işçinin tiyatrosunu gözleyecek, bunu biliniz Semaverciler…
Semaver Kumpanya Paşa’da tiyatro yapmaya devam ediyor. En kötü rutubetli bodrum katların kirasının 500 YTL olduğu, daha düne kadar evinde oturup yaşamlarını sürdüren kadınların Sümbül Camii önünde ördükleri dantelleri kucağına atıp dilenmeye başladığı, kar yağsa da iş yapsak diye hava durumunun sıkı takipçisi olan baştan yenik küçük işletmecilerin, iki kereden aşağı soyulmadık ev bırakmayan hırsızların Paşası… Bir de uyuşturucuyla uyuşmuş gençlerin ve öldürmeyi oyun sanan çocukların Paşa’sında hayat devam ediyor ve kırlangıçlar çocukların sevinç çığlıkları eşliğinde attıkları pençelere inat, gagalarında sabırla taşıyorlar çöp parçacıklarını...