Sömürüde serbestliğe son!

Bir hafta oldu, ateşi harlayarak ve işçi sınıfının yaşamı yaratan gücüne inancı diri tutarak...

Cuma, 23 Mart 2007 (19 yıl 7 ay önce)

Yaşanan en yakıcı sorun kadın kimliğine yönelik aşağılamalar. Her tarafta kamerayla gözetleniyoruz. Tuvaletlerin girişine dahi, giriş çıkışları kontrol etmek amaçlı, dakika hesaplamak için kamera yerleştirildi. İnsan yerine koyulmuyoruz ki... Yemeklerden bile hamam böceği ayaklarını ayıklıyoruz... Bu koşullar altında çalışmayacağız... Daha fazla ezilmek ve sömürülmek istemiyoruz...
Bu sözler, Mersin Serbest Bölgesi'nde bulunan Lale Tekstil işçilerinden Alev Demir'e ait. Demir, kölece çalışma koşullarını ve direniş kararlılığını dün Alınteri okurları ile paylaştı.
Anne nasıl olsa paranızı da alamıyorsunuz, ben biriktirdiğim parayı sana fazla mesai parası olarak vereyim benim yanımda kal bugün gitme.
Bu sözler ise işçi Mediha'nın 8 yaşındaki kızına ait. Bir sabah annesi işe gitmek için evden çıkmak üzereyden sarfedildiler. Ve aslında işçilerin aileleriyle birlikte içine atıldıkları ücret ve zaman sefaletini de özetliyorlar...

Mediha ise ilk defa içinde bulunduğu mücadelede karamsallıkla direnç arasında bulunuyor şu anda:
Direnişin ne kadar uzayacağını bilmiyoruz. Ne kadar dayanabiliriz onu da bilmiyoruz. Çünkü burası uluslararası sermayenin elinde ve biz buna ne kadar dayanabiliriz. Biz olmazsak iş veren başka işçi alacak işsiz olan çok fazla...

Biz yine de fiili grevimize devam edeceğiz. 4 gündür çalışmadığımız için cebimizdeki son kuruşa kadar harcadık. Yürüyerek de olsa buraya gelip direnişimizi sürdüreceğiz.
Fakat kölece çalışma koşulları, kapitalist barbarlık işçilere sabrı unutturuyor, Mediha'ya da:
Bizler insanca çalışmak insanca yaşamak istiyoruz. Çocuklarımıza zaman ayırmak istiyoruz. Ama tuvalet ihtiyacımızı bile gözetim altında kullanıyoruz. Bir nevi onursuz yaşıyoruz. Artık buna boyun eğmek istemiyoruz.
Lale Tekstil'den bir diğer kadın işçi, 12 yaşından beri içinde bulunduğu sömürü çarklarının deneyimiyle, en çok ne için mücadele ettiğini biliyor. O daha 4 aylık evli ve direniş ateşinin içinde:
Eşimin yüzünü bile doğru dürüst göremiyorum. Aldığım maaş 435 YTL. 300 kişi çalışıyoruz hepimiz ücretli köleyiz. Sağlık koşulları berbat iş kazalarına duyarsızlık ve umursamazlık var. Çok düşük mesai ücretiyle çalışıyoruz. Akşam yemeğimiz dahi yok. Ortacılar sabah saat 7'den gece 24′e kadar çalışıyorlar.

REBEKA, ARTEKS, MERKAN, LALE, PALMİYE, ERKAN tekstil atölyelerinde 5000 kişi çalışıyoruz. Taleplerimiz sigorta, çalışma koşullarının iyileştirilmesi fazla mesailerinini kaldırılması, sigortalı ve sigortasız mevcut çalışan tüm işçilerin iş sağlığı ve iş güvencesinin sağlanması ve şimdiye kadar 1/1 olarak aldığımız fazla mesai ücretlerinin 01.01.2007 ocak ayından itibaren yasal hakkımız olan normal mesai günleri için 1/1.5, hafta sonraları mesailerinin ise 1/2 tahsis edilmesi.
İşçiler, Kölece Çalışmaya Kölece Yaşamaya Hayır kampanya broşürlerini büyük bir ilgiyle incelediler. Kendi aralarında dağıtmaya başladılar. Bir kadın işçi, bu sloganı çok sevdiğini kendisini ifade ettiğini söyleyip yarın direnişe geldiğinde bu sloganları döviz yapıp taşıyacağını söyledi.
Bir diğer işçi, yanlarında olduğumuz için Alınteri dostlarına teşekkür edip, yol gösterici oldunuz diyen Mehmet. "Ben diğer işçi arkadaşlarımın söylediklerine katılıyorum" diye başlıyor konuşmaya ve duraksamaksızın sayıyor kendilerine reva görüleni:
Maaşlarımızda bile kesinti oluyor. Köle muamelesi görüyoruz. 4 gün boyunca geceli gündüzlü meaiye kaldığımız günler oluyor, çocuğumuz hastalandığı zaman bir gün izin istendiğinde bize kapı gösteriliyor. Sağlık koşullarının olumsuzluğundan kaynaklı doktorlar kontrole gelmişti ve işçilerin yarısında verem başlangıcı çıktı. Fakat hiç bir işlem yapılmadı. Geçtiğimiz yıl, 1 saatlik iş bırakmada patron ve personel şefi Gürsel KILIÇ tuvalete kitleyip anahtarı cebine koymuştu. Bize en doğal ihtiyaçlarımızdan bile mahrum bırakmaya çalışıyorlar. Biz bunlara karşı güç olmalıyız.
Koca bir dünyada küçük bir azınlığın sefahati için milyarların sefalet ve açlığı...

Koca bir üldede bir avuç kan emicinin ışıltılı yaşamı için milyonların karanlığı...

Koca bir sanayi bölgesinde bir kaç patronun binlerce işçinin kölece çalışma ve yaşam koşulları üzerinden palazlanması...

Binler bu sömürüye artık yeter dediler...

Milyonlar ve milyarlar ise içten içe küfürlerle sessizliklerinde boğuyorlar öfkelerini...

Binler direniş ateşinin etrafında geceyi gündüze taşıdılar her zamanki işçi yaratıcılığıyla. Gündüz gece, slogan; gündüz gece bildiri; gündüz gece mesai giriş çıkışlarında, servis otobüslerinde konuşmalar.

Bir hafta oldu; zayıflayan ateşi harlayarak ve alevlerin yalımında işçi sınıfının yaşamı her gün yeniden yaratan gücüne inancı diri tutarak geceyi gündüze taşıyalı.

Söndürmeye de niyetleri yok...

Çünkü onlar yalnızca ekmekleri için değil, onurları için de mücadele ediyorlar. Sigortasız, sendikasız, kayıtdışı, yaşam dışı çalıştırılmaya, yok sayılmaya ve her gün yeniden yok edilmeye karşı 30 fabrikadan 3000 proleter olarak "varız, buradayız" dediler. Rezilce diz çökerek, kölece boyun eğerek değil Sınıfın Onuru ile yaşamak istiyoruz.

Bu ateşi milyonlara umut ışığı yapmak, sınıfın onurunu sınıfın kolektif eylemiyle korumak, yaşatmak, büyütmek ve düşmanın iğrenç bedenini çiğneyerek ilerlemek hepimize bağlı...

O milyonlarla büyüyecek ateşle kapitalizmin karanlığını aydınlatmak, özgür emeğin geleceğini görünür kılmak bizim elimizde...