Devrimci Proleter 1 Mayıs

Devrimci siyasette mızmızlığı, işçi sınıfında sessizliği yırtılmak için 1 Mayıs'a...

Cuma, 23 Mart 2007 (19 yıl 7 ay önce)

Devrimci proleter 1 Mayıs‘ı yaratacağız. 2007 yılı 1 Mayıs’ının, ilk kez böyle bir eyleme katılan az sayıdaki emekçi ve genç dışında, birkaç gün sonrasına bile doğru dürüst iz bırakmayan bir silikleştirmeyle geçiştirilmesine izin vermeyeceğiz!

Komünistlerin ve sınıf bilinçli işçilerin 1 Mayıs'ı, herhangi bir siyasal katılımcı olmakla kalmayacak! Başarı ölçütü, komünistlerin öncesi ve sonrası ile 1 Mayıs üzerinde, 1 Mayıs’ın da bir bütün olarak sınıf savaşımı üzerinde ilerletici etkisinin ne olduğudur.

1 Mayıs dünya ve Türkiye sınıf savaşımında özel bir gündür. Tarihsel savaşım kazanımı, mevzisi ve göstergesidir. Nabızdır hızlanan. Kavgayla açılmış ve açılacak özgürlük alanlarıdır. Tempodur soluk soluğa. Tarih bilinci, sınıf bilinci, örgüt bilinci ve gelecek dinamiğidir. Burjuva korkuluğunu hep korkutan. Militan sınıf duruşudur, terli avuçlarında gözalabildiğine işçi havzalarıyla.

2007 1 Mayıs'ı, yarım milyon işçi ve emekçinin Taksim‘e aktığı, 36 kişinin devlet ve kontrgerillası tarafından katledildiği 1 Mayıs 1977′nin 30. yıldönümü. Bu 1 Mayıs, Türkiye işçi sınıfı tarihinde (tabii bugününde değil) önemli bir yeri olan DİSK‘in kuruluşunun 40. yılını kutladığı ve “Taksim’de kutlayacağız” söyleminde bulunduğu bir döneme denk geliyor. En nihayet, 1 Mayıs 2007, Cumhurbaşkanlığı seçiminin Meclis’teki ilk iki turunun yapılacağı günlere denk geliyor.

Taksim’de yatan ölülerimizin hesabı, halen Taksim’i zaptederek sorulabilmiş değil. Her yıl 1 Mayıs’ın birkaç gün öncesinde Kazancı yokuşuna kırmızı karanfil bırakmak da onları anmak değil. Taksim’de 30 yıl önce işçilerin üzerine damlara pusulanıp kurşun yağdıranlar, panzerlerle ezenler ile Hrant Dink’i katledenler bir ve aynı: Faşist devlet ve kontrgerillası. Taksim, Maraş, Çorum katliamlarını CIA lojistiği ile düzenleyen aynı faşist katiller, bugün “anti-emperyalist” pozlarında çalım satıyorlar.

Ortalık, kendilerine “ulusçu, ulusalcı, kuvayi milliyeci, müdafa-i hukukçu, milli uyanışcı, ikinci kurtuluş savaşçısı, vb.” diyen faşist kontrgerilla çetelerinden geçilmiyor. Ve her birinin başında emekli generaller, albaylar. Başını emekli general Hurşit Tolon, eski DGM Başsavcısı Nusret Demiral, Susurluk çetesinden Korkut Eken, İbrahim Şahin gibilerin çektiği “Milli Uyanış Platformu“, 14 Nisan’da Ankara’da “Milli Şahlanış Mitingi” düzenliyor.

Kanlı postallar cilalanarak, tetikçi sürüleri kızıştırılarak, yan bakanı andıçlayarak, Kürt halkı ve toplumsal muhalefet güçleri üzerindeki faşist baskı ve operasyonları yoğunlaştırarak, ulusal onursuzlaşmaya tepkileri istismar edip damardan şovenizm zehri akıtarak… Sarsılan faşist rejimlerini korumaya ve sağlamlaştırmaya çalışıyorlar.

MGK- Kontrgerilla Dağıtılsın! ABD Ortadoğu’dan Defol! Kahrolsun emperyalist kapitalizm! Kahrolsun işbirlikçi burjuvazi! Emekçilere Özgürlük! Bağımsız Sosyalist Türkiye! Kürt Ulusuna Özgürlük! Bağımsız Sosyalist Kürdistan! 1 Mayıs 1977′nin 30. yıldönümünün gerçek anlamı işte budur. Sıkıştıkça kırbacını emekçilerin yüzünde şaklatan faşist rejimin son çivisi sökülünceye, emperyalist kapitalizmi giderek daha fazla içselleştiren bağımlı kapitalizmi yıkıncaya dek dişe dişe bir mücadeleyi işçi sınıfına mal etmektir; militan sosyalizm çizgisidir.

II. Bonapart, Napolyon Bonabart‘ın ne kadar zavallı bir karikatürüyse, bugünkü DİSK de, 40 yıl önce işçi sınıfı hareketinin militan yükselişi içinden doğan DİSK’in o kadar kötü bir karikatürüdür. Öyle ki DİSK patronları bugün kırkını değil, TÜSİAD, Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül, DSP ve SHP ile sarmaş dolaş, olsa olsa cılkını kutlamaktadır.

DİSK patronları ranta çevirip yiye yiye bitiremedikleri işçi sınıfı mücadele tarihinden geriye ne kaldıysa, onu da burjuva sol liberalizmi adına seçim yatırımına dönüştürmekle meşguldur. Sosyal liberallerin mutlak iktidarsızlıklarının, - “anti-faşizm” ve “demokrasi mücadelesi” söylemine başvurduklarında, “1 Mayıs’ta Taksim’deyiz” dediklerinde bunların gereklerini yapmak için mecal bir yana- mutlak iradesizliklerinin en önemli nedenlerinden biri gerçek sınıf savaşımından, yığın hareketinden ölesiye korkmalarıdır.

Liberal-reformizm, “demokrasi” dediğinde bundan kimseyi -hele ki sermayeyi- incitmeden, kimseyi rahatsız etmeden, kimseyi ürkütmeden, “yaşa ve bırak yaşasınlar” -işçi sınıfı hariç!- felsefesini anlar. Liberal-reformizm ile iyiden iyiye iç içe geçmeye başlayan küçük burjuva devrimci-demokratizmin ona yaslanırken sandığı gibi sınıf mücadelesine dayanan siyasal özgürlük savaşımının ittifakı değil, engelleyicisi ve tasfiyecisidirler. Fakat DİSK, cenazesinde sermaye ile “yeni sol oluşum ya da ittifak” için dans ede dursun, bu yıldönümü de önemlidir.

Kahrolsun liberal ve milliyetçi sendika patronları! Kölece çalışmaya, kölece yaşamaya, kölece sendikacılığa hayır! Yeni bir devrimci sendikal hareket yaratacağız! Yeni bir militan-sosyalist işçi kuşağı yaratacağız! Türkiye işçilerinin yığınsallaşan ve militanlaşan mücadeleler içinde gerçek bir sınıfa dönüştüğü, toplumsal ağırlık ve etkisinin arttığı, yılların dönümünün gerçek anlamı işte budur. Emekçileri kırbaçlarken elinin su topladığından şikayet ederek, emekçileri ezmenin daha “modern” yöntemlerinden dem vuran liberal burjuvaziyi de rahatsız etmek, toplumsal muhalefet güçlerinin kendinden hoşnut cıvıldamaya bırakıldığı sosyal-liberalizmin “altın kafesini” parçalamaktır.

Yeni cumhurbaşkanlığının perdesi de 1 Mayıs’ta açılıyor. Fakat işbirlikçi burjuvazi içindeki cebelleşmesi, burjuva yazarların “Mayıs sıkıntısı” ve “sessiz gürültü” dedikleri biçimde, tırmanıyor. Faşist diktatör eskisi Evren‘in derin katkılarıyla rejim tartışmalarında karşılıklı nabızlar yoklanırken, bir yandan da karşılıklı andıçlar ve deşifrasyonlar havada uçuşuyor, her vesileyle açık ve yarı-açık toplantılar düzenleyen muvazzaf ve emekli generaller “zinde güçler görevde”, “ordu tedirgin” mesajları veriyor, puslu ve gergin havada duyulan çakalların ve sırtlanların ulumasıdır. Provokatif spekülasyonların bini bir para:

Erdoğan aday olursa TSK komutası nazik bir muhtıra verecek, ısrarlı olursa 27 Mayıs ya da 28 Şubat benzeri bir darbe olacak, o da olmazsa “ulusalcı-laik” faşistler cumhurbaşkanlığı konutu önüne yığılıp “turuncu darbe” yapacak… 1 Mayıs’ta Taksim zorlanırsa ordu Emasya protokolünü kullanıp Taksim’e inecek, vb.
Kitlelerin zaten şoven-milliyetçilik ile liberalizm, Kemalist faşizm ile liberal dincilik arasında karıştırılmış kafası, Cumhurbaşkanlığı vesilesi ile iyice çırpılıp çarpılmak, bölünmek, gerici içgüdüler kışkırtılmak isteniyor. Kürt halkına faşist baskı ile liberal tasfiye kıskacı ise tam gaz. Büyükanıt’ın ABD kıblesinden yaptığı “dinamik güçler var” açıklamasından sonra başlayan DTP operasyonu Cumhuriyet gazetesinin tezahuratları arasında yayılırken, Radikal gazetesinden Perihan Mağden de makasın öbür ağzını biliyor:
Bakın biz ezen ulus şovenizminin sivri tırnaklarını ojeliyoruz, siz Kürtler de şu ezilen ulus milliyetçiliğinden, mücadele değerlerinizden vazgeçiverin canım. Devletimizi ve sermayemizi ürkütmeyen, tırnakları tamamen sökülmüş uslu bireycikler olun yani!
Tüm bu alçaklıklar rezalethanesi karşısında komünistlerin ve sınıf bilinçli işçilerin duruş yönü nettir. 1 Mayıs, kafası karıştırılmış, burjuva saflar arasında yalpalayıp duran işçi ve emekçi kitlelerin öncü dinamiklerini, kendi bağımsız siyasal sınıf savaşımı bayrağı altında toplama günüdür. MGK, Özel Kuvvetler Komutanlığı Dağıtılsın; Milli Güvenlik Siyaset Belgesi, Emasya Kaldırılsın!

Taksim meselesine gelince, hangi 1 Mayıs asker yığınağı ve Özel Kuvvetler Komutanlığı olmadan gerçekleşti ki! Irkçı-faşist baskı ve saldırganlık karşısında Kürt halkının yanında olacağız. Yalnızca Newroz'u ulusal ve sınıfsal anlamına uygun bir savaşım günü olarak kutlayarak değil, 1 Mayıs’ta da Kürt işçi ve emekçilerin ulusal ve sınıfsal kimlikleriyle yer almasını sağlayarak.

Fakat burjuvazi ve devletinin, PKK ve DTP içindeki ve arasındaki çatlaklara oynarak, Kürt hareketini ulusal kimliğinden, hatta Barış Anaları ve Öcalan gibi reformist sembollerden bile geriye doğru çözmesine, DTP ve kuyrukçusu post-devrimci demokratların da buna meyletmesine karşı, hareketi olduğu noktadan ileriye çekmek için de devrimci bir basınç yaratacağız. Türk işçi ve emekçileri zehirleyen şovenizme karşı uzlaşmaz bir savaşım vereceğiz. Dünyanın Bütün İşçileri Birleşin! Yaşasın Proletarya Enternasyonalizmi! Emekçilere Özgürlük!

Emeğin Korunması Mücadelesi/Kölece Çalışmaya Kölece Yaşamaya Hayır! kampanyasının kabuğunu 1 Mayıs sürecinde kıracağız. Kampanyalarımız sosyalist demokratik içerimleriyle dolaysız bir siyasal perspektife sahiptir. Diğer taraftan emeğin korunması mücadelesinin, Herkese İş, Sağlık, Eğitim Güvencesi! İnsanca Yaşanacak Ücret İnsanca Yaşanacak Zaman! gibi talepleri doğrultusunda yaratılan, yaratılacak olan her örgütlenme ve hareketlenme dinamiği, işçilerin etkisinde olduğu burjuva gerici ideolojilerle savaşımı kolaylaştıracak ve güçlendirecektir.

En geniş işçi ilişkileri ağını toparlayıp sevk edecek 1 Mayıs Hazırlık ve Örgütleme Komiteleri, genişletilip etkin bir çalışma yürüttüğü ölçüde, alanlarda Öncü İşçi Kurulları'nın bir ön geçiş adımı olacaktır.

1 Mayıs alanlarındaki militan-sosyalist içerik, ruh, duruş ve kitlesellik kadar hazırlık sürecindeki 1 Mayıs platformlarında içerik ve biçimde ileri doğru etki ve zorlayıcılığımız, her alanda azami sayıda ve azami katılımlı, sendikal-siyasal içeriği net, işçi toplantısı, etkinliği, pikniği, işçilerin katıldığı eylemli ajitasyon-propaganda, emeğin yumruğunun konuşturulması… başarı ölçütlerimiz olacaktır.

İşçilere yalnızca 1 Mayıs’ın anlamını anlatıp alana getirmeye çalışmakla kalmayacağız, ki bu tarz geleneksel-kendiliğindenci toplama eylem ve etkinliklerinin sonrasının gelmediğini çok iyi biliyoruz, fakat, işçi ve emekçilerle sendikal, siyasal, toplumsal, kültürel her türlü sorunlarını konuşacağız, bir istek ve irade uyandıracağız, harekete geçireceğiz, 1 Mayıs’ın kolektif öznesi kılacağız. Ancak böyle bir siyasal sınıf çalışmasının ve etkisinin kazdığı toprak, 1 Mayıs sonrasında bir dizi alansal, kesimsel sınıf etkinliğinde, öncü işçi kurullarının mayalandırılmasında meyvelerini verecektir.

Evet 1 Mayıs özel bir gündür. Bu yılki 1 Mayıs’ın özelliği ise, yalnızca 1977′nin 30. yıldönümü olmasından, Cumhurbaşkanlığı hikayesine denk gelmesinden, artan siyasal-toplumsal gerilimden kaynaklanmıyor. Ona asıl ruhunu ve özelliğini verecek olan, devrimci siyasetteki mızmızlığın ve işçi sınıfındaki sessizliğin yırtılması, bağımsız militan sosyalist duruş yönü olacaktır.

Ufuk Çizgisi, Sayı: 58, 19 Mart 2007