AB 50 yaşında

GÜNCEL
Pazar, 25 Mart 2007 (19 yıl 7 ay önce)


Liman işçiler Avrupa Parlementosu kuşatmasında
AB’nin 50. yılı kutlamaları nedeniyle Berlin 27 birlik ülkesi devlet ve hükümet başkanlarını ağırladı. AB dönem başkanı Almanya Başbakanı Angela Merkel’in ev sahipliği yaptığı törenlerde, AB’nin doğumu olarak kabul edilen Roma Anlaşması’nın 50. yıl dönümü kutlandı.

25 Mart 1957’de Avrupa Ekonomik Topluluğu ve Avrupa Atom Topluluğu anlaşmaları imzanlanmış ve böylece AB’nin temeli atılmıştı. O zaman Almanya, Fransa, Hollanda, Belçika, Lüksemburg ve Italya ile ilk adımını atan AB geldi 50 yaşında.

Emperyalist Avrupa Birliği'nin demokrasi maskesini indirme sürecine ışık tutan Ufuk Çizgisi'nin 53. sayısından "AB demokrasisi" başlıklı yazıyı aktarıyoruz.

AB DEMOKRASİSİ


"Avrupa’da hak ihlalleri, devlet baskı ve terörü hepimizin bildiği gibi yeni değil. Bunlar eskiden tekil kalıyor, hukuk mücadelesi verebiliyorduk. Fakat çıkartılan Terörle Mücadele yasaları sonrası Avrupa’da bütün hukuk kuralları sanki buharlaştı" Alman devrimci-demokrat bir avukat, ırkçı faşizan yasa ve uygulamalarla her gün yüzyüze gelmenin öfkesini böyle özetledi.

Klasik burjuva demokrasilerinden geriye doğru çözülme, Avrupa devletlerinin buna uyumlulaştırma sürecinin yeni bir olgu olmadığı bilinir. 1945 sonrası konjonktürü içerisinde oluşturulan "Sosyal devlet" "Sosyal Avrupa" politikaları ilk darbelerini 1970‘lerde dünya kapitalizminin yaşadığı kriz ortamında yemeye başlamıştı. Avrupa’da ekonomik ve demokratik hakların sınırlarının genişliği, önceleri Avrupa işçi sınıfı ve emekçilerinin mücadelesini kapitalizmin sınırları içersinde tutarak sosyalist hareketlerin etkisini kırmak üzere geliştirildi. 1917 sosyalist Ekim Devrimi’nden sonra ortaya çıkan sosyalist sisteme sempatinin etkisini kırmak için alabildiğine genişletildi. AB devletleri içersinde Almanya’da ekonomik ve demokratik haklar, hemen bitişiğinde Demokratik Almanya Cumhuriyeti olmasının baskısıyla diğer burjuva demokrasisi ile yönetilen ülkelerden çok daha ilerde idi. Emperyalist kapitalizm üzerinde sosyalist sistemlerin baskısının kalkması, ilerleyen yıllarda emperyalistleri frenleyecek sürekliliği olan kararlı ve inatçı bir sınıf ve kitle hareketi geliştirilememesi, burjuva demokrasilerinin yapıbozuma uğramasında emperyalistlerin elini serbestleştirdi.

Pembe Hayallerin Yıkılışı


Revizyonist ülkelerin yıkılmasından sonra "Burjuva demokrasilerinin en ileri demokrasi biçimi olduğu", "Bürokratik işçi devletinin yıkıntıları üzerine kurulduğu" ideolojik saldırı aracı olarak kullanıldı. "Proletarya diktatörlüğü, proletarya demokrasisi"ne alternatif olarak sunuldu. O dönemler burjuva demokrasisinin kutsanması ekseninde liberalize görüşler, dünya çapında ulusal kurtuluş hareketleri ve devrimci hareketlerin içlerine doğru sirayet ederek, taktiklerden başlayıp stratejiyi sarmaya, İdeolojik-siyasal kırılmaya giden süreci hızlandırmaya başlamıştı. Burjuva demokrasisine yapılan iltifatların gümlemesi, emperyalist-kapitalizmin yeniden yapılanma süreçlerine göre ‘’Güdük ikiyüzlü demokrasi‘’ yi kolaylıkla bir kenera fırlatabileceği gerçeğinde 11 Eylül sonrası dönüm noktalarından biri oldu. Emperyalist sermayenin sınırsız ve engelsiz dolaşımı, azami kar, kar oranlarını artırmak doğrultusunda yeniden yapılanma süreçleri, sürtünmeli de olsa azami egemenliğin de yeniden yapılanmasıyla sağlanabilirdi. Sürtünmeli yaşandı zira, geriye dönük her hamlede; Fransa, Almanya, Hollanda, İspanya, İtalya, Yunanistan gibi ülkelerde çok büyük tepkilerle, direnişlerle karşılaştı.

11 Eylül Kurumsallaşma


Klasik burjuva demokrasilerinden geriye kayışın kurumsallaşmasında alınan yolun ifadesi olarak 11 Eylül sonrası, ABD‘den sonra Avrupa‘da ardı ardına terörle mücadele adı altında, ırkçı faşizan yasalar çıkartıldı. AB’ne yeni katılan ülkeler de bugün, AB ülkelerinin izinde. 2006 Aralık ayı başında, Slovenya’da ülkenin ana dili dışında, ülkede yaşayan diğer azınlıkların tümünün kendi dillerini konuşmalarının yasaklanması aynı rotanın takibidir.

ABD’de çıkartılan yasalar özetle; devletin yetkili kuruluşları bireylerin telefonlarını dinleme, elektronik postalarını okuma, ev baskınları düzenleme haklarına sahiptirler. Bu önlemler için özel bir mahkeme kararına gerek yoktur. Devlet şüphelendiği her kişiyi terörist olarak niteleyebilir ve onun hayatını denetim altına alabilir. Tutukladıktan sonra istediği kadar gözaltında tutabilir, kaybedebilir, ailesi ve avukatı da dahil hiç kimseye bilgi vermek zorunda değildir. AB ülkeleri gelecek tepkileri baştan öngörerek daha ağırdan gittiler. Önce 68 maddelik anti-terör yasasını basına açıkladılar. Anti-terör yasası ile "Politik, ekonomik, sosyal dengeyi bozacak her eylem, bir ülkeye veya uluslararası bir kapitalist kuruluşa zarar verecek her direniş" ’terörizm‘ kapsamına alındı.

11 Eylül sonrası AB‘nin ABD ile eşgüdümlü çıkardıkları yasaları kısaca hatırlayacak olursak:

- ABD ile Avrupa Birliği arasında terör yasaları konusunda uyum sağlanması ve birlikte karar alınabilmesi.

- Bir ülkede alınan tutuklama kararının diğer ülkelerde otomatik olarak geçerli olması. Bir ülkedeki mahkemenin şüpheli kişiyi istemesi durumunda, şüpheli kişinin istenen ülkeye hemen teslim edilmesi

- Şüphelenilen kişinin ekonomik olanaklarına, malvarlığına şartsız olarak el konulması (Mülkiyet hakkının dondurulabilmesi)

- Ortak bir “terörist grup” ve kişiler listesi hazırlanması ve bu listenin tüm Avrupa’da geçerli olması

- Terör suçu ile ilgilenen savcıların Avrupa çapında koordinasyonunun sağlanması, ortak karar alabilmeleri.

- Europol (Avrupa Birliği çapında kurulmuş olan polis teşkilatı) içinde “terör”le ilgilenen özel bir komite kurulması.

- Sınır polisleri arasında işbirliği sağlanması, ortak kontrol mekanizmaları geliştirilmesi.

- Schengen Anlaşması maddelerinin geçici olarak askıya alınabilmesi, serbest dolaşım hakkının iptal edilebilmesi.

AB emperyalist devletleri 2006’ya da hızlı girdiler. Önce, Avrupa Konseyi Parlamenter Asamblesi (AKPA) komünizmi faşizm ile aynı kefeye koyarak, “totaliter komünist rejimlerin suçlarını kınama” kararı aldı. 14-15 Şubat 2006 tarihlerinde Strasbourg’da yaptığı toplantıda, Bolkestein-Hizmetler Direktifi ile AB içerisinde eğitim ve sağlık da dahil olmak üzere tüm hizmet alanlarını piyasalaştırma yasası geçirilmeye çalışıldı.

Sıkılaştırılmış TMY’ler


Bugün Avrupalı kapitalistler gelişecek kitle hareketlerini bastırmanın yöntemlerini sertleştirerek ilerliyorlar. Aralık ayı başında, terörle mücadele kisvesi altında İngiltere‘den sonra Federal Almanya meclisinden "Terör bilgi bankası" ve 11 Eylülden sonra çıkartılan TMY’sının 5 yıl daha uzatılması yasaları ‘Sıkılaştırılmış’’ biçimiyle geçti. Yasa 1 Ocak 2007‘den itibaren yürürlüğe girdi. Yasanın saldırganlığı "Nazi dönemine geri mi dönülüyor" tartışmalarını hızlandırdı. Buna göre; ‘şüphelilere’ ait isim, cinsiyet, doğum tarihi ve yeri, etnik köken, din, adres, konuşulan diller ve fotoğraf, telefon numaraları, banka hesapları, araba ve uçak ehliyeti, gidilen yerler ve ilişkide olunan kişilerle ilgili bilgiler, e-posta adresleri gibi özel bilgilerin bulunduğu bir veri tabanı oluşturulacak. Dış istihbarat BND de polis ve gizli servisle birlikte bilgilere ulaşma hakkına sahip olacak.

Benzer uygulamalar yasallaşmadan da polisin bilgileri merkezileştirdiği, devrimci, demokrat, anti-faşistleri sürekli takip ettiği bilinmektedir. Avrupa‘da 1980 sonrasında gelişen devrimci, anti faşist muhalefeti denetim altında tutmak için, kişiye ait tüm özel bilgilerin bir merkezde toplandığı ve bu uygulamaya karşı o dönem büyük bir karşı koyuş olduğu bilinmektedir. Son saldırıların ayırdedici bir noktası; TMY ve "Yurtdışında terör örgütüne üye olmak" yasalarına dayanılarak Türkiye‘li devrimci örgütlere yönelik operasyonların Türk devleti ile anlaşmalı, Türkiye ve Avrupa’da eşzamanlı yapılmasının sistemleştirilmesidir. Yasal süresiz oturum hakkı bulunan Türk ve Kürt devrimcilerin Türkiye‘ye geri gönderilmek üzere evlerinden alınıp tutuklanması, devrimci kurumların rastgele basılarak gözaltı terörü ve tutuklamaların yaygınlaştırılması, bunun Türkiye ile neredeyse aynı güne denk getirilmesi "AB demokrasisinin" son marifetleri arasındadır.

Gösterilen “Kırmızı ışık"


"Burjuva düzenin medeniyeti ve adaleti, o düzenin köleleri efendilerine karşı ayağa kalktığında kırmızı ışığını gösterir. O zaman bu medeniyet ve adalet, açık vahşetini ve yasa tanımaz intikamını sergiler. Üretenlerle ona el koyanlar arasında cereyan eden sınıf mücadelesindeki her yeni kriz, bu gerçeği daha göz kamaştırıcı bir şekilde ortaya koyar" (Marx, Fransa’da İç Savaş)

Avrupa ekonomisinin motoru denilen Almanya‘da, Alman tekelci burjuvazisi dünya pazarlarında rekabet gücünü artırmak, azami karlarını korumak ve geliştirmenin önünde engel olabilecek kazanılmış hakların son kırıntılarını temizleyerek gasp etti. Sağlıktan emekliliğe, eğitimin paralı hale getirilmesinden, çalışma koşullarına, işsizlik parasına kadar her alanda hak gasplarına gitti. Almanya resmi kurumlarının verilerine göre 10 milyon insan fakirlik sınırının altında yaşıyor. İşsizlik 5 milyonun üzerine çıkmış bulunuyor. Sağlık çalışanlarının direnişi, kapatma kararı alınan işyerlerindeki grev ve işgaller, üniversite ve liselilerin direnişleri Almanya’da bir hareketlenmenin ivmesini yükseltti. Sırada işbirlikçiliği ile ünlü IG Metal sendikasının dahi tabanın baskısıyla kükrediği emeklilik yaşının 67‘ye çıkartılması duruyor. Bunun daha da gelişeceği ve büyüyeceği açık bir gerçektir. Almanya tekelci burjuvazisi bunun önüne geçmek, aynı zamanda Almanya’da faaliyetleri olan yabancı kurum ve örgütleri gerektiğinde rahatlıkla ezmek için TMY’larını sertleştiriyor. Bu gerçeğe karşın, Alman devleti "Dış Terör Tehlikesi" "İntihar eylemleri yapılacağı istibaratları alındığı" gibi gerekçelerle yasalara meşruiyet kazandırmaya çalışmaktadır. Mecliste tartışılan "Terör Bilgi Bankasının" oluşturulması kararını içişleri Bakanı Wolfgang Schauble şöyle savundu. "Büyük tehlike ve tehditlerin söz konusu olduğu bir dönemde güvenliği sağlamak ve elimizden geleni yapabilmek için buna ihtiyaç var". Gizlenen "Büyük tehdidin" intihar eylemleri değil bizzat Avrupa çapında gelişecek ve Almanya’yı da saracak olan emekçilerin direnişi olacağı gerçeğidir.

Bugün Avrupa işçi sınıfı ve emekçileri bilinçli öncü kesimler dışında ekonomik ve siyasal saldırı arasındaki bağı görmek noktasında geri bir bilince sahiptir. Ekonomik saldırılara karşı Avrupa çapında direnişler ayrı, ırkçı-faşizan yasalara karşı tepki ayrı kulvarlardan akmaya devam etmektedir. Oysa emperyalist-kapitalist sermayenin dünya çapında serbestleştirme harekatına yanıt olarak geliştirilen AB politikaları, AB Anayasası olarak merkezileştiriliyor. Ayrı kulvarlardan akışa rağmen Avrupa yeni ve sert çarpışmalara açılacaktır. AB emperyalistlerini önden yasaları "sıkılaştırmaya" iten gerçek olgu budur.