1 Mayıs dünya proletaryasının bütünleşme harcıdır, enternasyonalisttir.
“Dünyanın havası”nda bir şeyler farklılaşıyor. Bu farklılaşma henüz sınıfsal, siyasal, uluslararası güç dengelerinde büyük çaplı değişmeden uzak belki. Ancak ABD emperyalizmi, dünya ve direnen halklar karşısında artık eskisi kadar rahat racon kesemez hale geldi, bu bir. AB “alternatif” bir emperyalist açılım sağlamak bir yana, içindeki direnişlerle, rakipleriyle, birbirleriyle tıkanmış durumda, bu iki. Emperyalist kapitalizm yeni bir ekonomik kriz dönemecinde, bu üç. Ne de dünya proletaryası burjuvazi ve neoliberalizm karşısında eskisi kadar keyfekeder. Avrupa proletaryasının kriz ve neoliberal saldırganlığa karşı direnci artıyor, Asya ve Afrika proletaryası uyanıyor, son on yıllardaki en yaygın, kitlesel, yer yer militan eylemlerle tarih sahnesine çıkmaya başlıyor, bu da dört.
Emperyalist ve bağımlı kapitalizmin ekonomik durgunlaşması, neoliberal saldırganlığı ve devlet baskılarını artırıyor, sınıf çelişkilerini yoğunlaştırıyor, Ortadoğu’da yeniden emperyalist savaş kıvılcımları çakıyor.
1 Mayıs enternasyonalisttir. Tek tek, ayrıksı, birbirleriyle ölümüne rekabete itilen ülke işlerinin, dünya proletaryası olarak bütünleşmesinin bir harcıdır. 1 Mayıs ajitasyon-propagandasının en başına bu yazılmalıdır. Toplu ulaşım zamlarını militan gösteri ve çatışmalarla eski fiyatında altına çektiren Çinli işçi ve yoksul köylülerin, tepesi attı mı ortalığı yıkan Bangladeşli tekstil-konfeksiyon işçilerinin, İran‘da son onyılların en büyük kitle grevi ve gösterilerini gerçekleştiren eğitim emekçilerinin, Avrupa‘nın 5 büyük ülkesinde uluslararası direniş yapan Airbus işçilerinin, Gine‘de diktatörü tahtından indiren genel grev genel direnişçilerin, Zimbabwe‘de diktatörü sallayan genel grev ve gösteriyle işçi ve yoksul emekçilerin ve yılın daha ilk 3 ayında dünyanın sayısız ülkesinden grev ve direnişlere çıkan 3 milyonun üzerinde işçi, emekçi ve öğrencinin mücadele titreşimleri 1 Mayıs’ta buluşmalıdır. Emperyalist kapitalizme, ücretli köleliğe, neoliberalizm ve milliyetçiliğe, emperyalist savaş teyakkuzuna karşı tüm ülkelerden proleterlerin tepki ve çabaları, 1 Mayıs’ta dünya proletaryasının yumruğu olarak havaya kalkmalıdır. Dünya proletaryasın bahar eylemlerinin soluğu 1 Mayıs çalışmalarına, alanlarına bu titreşimi, bu ufku yüreğinde hisseden işçi ve emekçilerle taşınmalıdır.
Mersin Serbest Bölge işçilerinin birleşik direnişi, Türkiye’de son yılların en önemli işçi eylemidir. Yalnızca ilk sarsıcı serbest bölge direnişi olmasıyla değil. Türkiye’de son 6-7 yılda düzensiz aralıklar da olsa kendini gösteren bir tarihsel eğilimin parçası olmasıyla: Bölgesel birleşik işçi direnişlerinin zemini ve dinamikleri serpilip gelişiyor. Ve gerçekleştiği şehrin, faşist provokasyon girişimleri ve beklentilerinin yoğunlaştığı Mersin olmasıyla. Direnişin hemen öncesinde sendikal araştırmalarıyla tanınan akademisyen Yüksel Akkaya‘nın Mersin’deki Türk ve Kürt işçi-emekçiler üzerine bir araştırması yayınlanmıştı. Türk ve Kürt işçi-emekçilerin her ikisi de kendilerini yüzde 70 oranlarında birbirlerine karşı, ulusal kimlikleriyle tanımlıyorlardı! En büyük sorun ve çelişki olarak birbirlerini görüyorlardı. En büyük sorun olarak patronlarını ve patronlarıyla yaşadıkları çelişkiyi görenlerin oranı ise yüzde 3‘ü geçmiyordu! Mersin direnişi ise, Türk-Kürt kutuplaşmasının en fazla öne çıktığı ve kaşındığı bir yerde, proletarya-burjuvazi kutuplaşmasını ortaya çıkardı ve bir süreliğine de olsa “baş çelişki” haline getirdi. 1 Mayıs ajitasyon-propagandasında, “Kölece Çalışmaya, Kölece Yaşamaya Hayır!” kampanyasının devrimci refleksif iyi bir uygulaması olmasıyla, bölgesel örgütlenme ve birleşik direniş dinamiklerindeki esinleyiciliğiyle geniş işçi kitlelerine taşınmalıdır. Bazılarında çalışma yürütülen birçok sanayi bölgesinde, işçi havzasında, şu veya bu düzeyde benzer dinamiklerin içten içe işlediği iyi görülmelidir. “Sınıf örgütlenmesi olarak 1 Mayıs’a hazırlık”, bu dinamikleri yakalayacak, kilitlenecek, bölgesel-sektörel öncü işçi kurullarının tohumlarını atacak ve büyütecektir. Bunun kadar önemlisi: Çoğunluğu Kürt işçilerin direnişi, Türk işçilerinin yaygın etkisi altında olduğu şovenizme karşı zorlu mücadelede de layığıyla değerlendirilmelidir.
Neoliberal saldırganlığın azgınlaşması, emeğin zincir yaralarına inen ara IMF paketi kırbacı, başka bir dinamiği daha ortaya çıkartıyor. Ezicileşen çalışma ve yaşam koşulları yetmezmiş gibi, büyük sanayide kitlesel işten çıkarmalar, hak gaspları artmaya başladı. Emek yoğun sektörlerde ise ücretlerin ödenmemesi, eksik ödenmesi, birikmiş alacaklar sorunu, ve tabii sigortaların yapılmaması hepsinin üzerine tüy dikiyor. İşten çıkarmalara ve üç kuruşluk hakların bile gaspına karşı yaygın bir ajitasyon yürütülmelidir. İşten çıkartılan, alacakları ödenmeyen her işçi, 1 Mayıs çalışmasının, örgütlenmesinin, eylemlerinin aktivisti haline getirilmelidir.
Diğer yandan da ağır hak gaspları karşısında beyaz eylemler, Tez Koop-İş‘in 4B’ye (taşeron statüsüne geçirme) karşı Türk-İş‘ten başlattığı protesto eylemleri, Eğitim-Sen‘in ek ders ücreti gaspına karşı eylemleri, BES‘in eylemleri gibi sendikal kıpırdanmalar yaşanıyor, yaşanacak. Sınıf bilinçli işçiler, 1 Mayıs öncesindeki tüm bu sendikal kıpırtıların içinde yer almalı, etkin dayanışma göstermeli, tümünü birleşik bir eylem zeminine akıtmak için azami çaba göstermelidir.
Diğer bir dinamik, beyaz yakalılar ve yeni emekçi kesimlerinin proleterleşme ve konum kaybı süreçleri içerisindeki artan sıkışmaları ve sendikal arayışlarıdır. Yine sağlık emekçilerinin yanısıra, düzensiz -güvencesiz eğitim emekçileri, özel işyerlerinde çalışan büro işçileri, mühendisler, avukatlar, asistanlar, ayrımlaşma ve vasıfsızlaşma sürecindeki diğer mesleklerden emekçiler ve üniversite öğrencileri, bu kapsamdadır. Bunların birçoğu tam da bu konum kaybı sarsıntısı içinden, uzun soluklu direşken bir çaba ve iradeyle, yığın hareketi potansiyeline sahiptir. İlk minik kabarcıkları da ortaya çıkmaya başlamıştır. 1 Mayıs çalışması, bu kesimler içinde de örgütlenme ağlarının genişletilmesi ve alanlarda, sınıfın bir bileşeni olarak yer almalarını hedeflemeli, bu yönüyle temsil niteliğini güçlendirmelidir.
Üniversite ve özellikle de lise ve meslek lisesi öğrencileri, yığınsallaşma dinamiğine sahip diğer bir kesimdir. Diplomalı işsizlik, ÖSS ve diğer sınavların cehennemi, çalışan öğrenciler, asgari ücretin üçte birine ateş püsküren meslek liseliler… 1 Mayıs saflarına geleceğin, ve yarın artık bugün olduğuna göre bugünün genç proleterlerini, yarı proleterlerini yığınsal olarak çekmelidir.
Ve ne 8 Mart ne Newroz bitmiş değil. Kürt halkına baskılar, saldırılar yoğunlaşarak sürüyor. Çorlu‘da vicdani redçilere karşı, Ankara‘da “Milli Uyanış” adı altında faşist şoven linç histerisi kazanları kaynıyor. Emekçi kadın sorunu, modern ve geleneksel küçük burjuvazinin çözülmesi, geniş kesimlerinin proleterleşme sürecinde olmasıyla derinleşiyor, yeni boyutlar kazanıyor. Onlar iki kat ezilenler. Kürt halkına, emekçi kadınlara dönük her türlü baskı, saldırı, taciz karşısında sınıfa karşı sınıf duruşunu, emeğin yumruğunu bulmalı. Alanlarda Kürt ve kadın emekçilerin bileşimi, devrimci sınıf ve sosyalizm eksenli siyasal özgürlük mücadelesinin bir ölçütü olarak görülmeli.
Ortadoğu emperyalist savaş rüzgarları, işbirlikçi burjuvazi ve rejiminin kan kokusuyla sarhoşluğu, meydanlarda ırkçı-faşist güruhların ulumaları… Antiemperyalist, antifaşist teşhir, ajitasyon ve eylemler, militan sosyalist duruş yönüyle birlikte bu 1 Mayıs çalışmasının en acil, en yakıcı görevidir.
Tüm bunları nasıl yapacağız?
Toplaya eyleye! Tüm bu dinamikler ve görevler iç içedir, birbirine geçişlidir. Her birinde atılacak adımlar diğerlerini güçlendirecek, yeni olanaklar ortaya çıkartacaktır. 1 Mayıs’a dönük çalışmaların, kitle dinamiklerini toplayıp sıçratacak ara geçiş organizasyonları hedefleri mutlaka olmalıdır.
Ufuk Çizgisi, Sayı: 59