1916'da Almanya'da bir avuç devrim tutkunu yüreğin 1 Mayıs'ta çaktığı kıvılcım...
Almanya'da I. Emperyalist Paylaşım Savaşı'nın ilk yılları. Savaş halkları birbirine kırdırmakla kalmıyor, bütün ağırlığıyla Alman işçi sınıfını üzerine çöküyor. Savaş öncesinin kısmi refahının yerinde şimdi kıtlık, açlık ve sefalet var.
İşçi sınıfının uzun mücadele yıllarıyla kazandığı haklardan her geçen gün bir tanesi daha elinden alınıyor. Örgütlenme hakları, direnme hakları, ekmek yeme hakkı ve giderek yaşama hakkı; cepheye sürülen işçilerden her yıl yüzbinlercesi ölüyor.
Ya yüz binlerce işçiden oluşan dev bir sınıf tabanına sahip Alman Sosyal Demokrat Partisi'nin hain yöneticileri ne yapıyor? Şovenist hükümeti desteklemekten başka hiçbir şey! İşçi sınıfının her gün kabaran öfkesini dizginlemekten başka hiçbir şey! "Bu savaş kendi yurdumuz için verilen bir savaştır"; böyle diyorlar hain sosyal demokrat parlamenterler.
Bir Liebknecht var, partinin milletvekilleri arasında, savaş kredilerine hayır oyu veren. Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht'in oluşturdukları Enternasyonal Grup (sonradan Spartakist hareket), "asıl düşman kendi içimizdedir" diyor.
1915'te, işçi hareketinin küçük de olsa yeniden sokak gösterilerine, kendiliğinden iş bırakmalara başladığını, hatta yer yer devletle çatışmalarının yaşandığını görerek; sınıfın dağınık ve kendiliğinden direnişlerine bir itilim kazandıracak bir çıkış planlıyorlar.
En ılımlı 1 Mayıs gösterilerinin bile yasaklandığı, yasaklanmayanların da Sosyal Demokrat Parti ve sendika yöneticilerince engellendiği 1916 yılında, Berlin merkezinde yasadışı 1 Mayıs ajitasyonu yürütüyorlar.
Partinin sağ ve merkez kanatları, onlara "deli" gözüyle bakıyor. "Bu bir intihar eylemidir" diyorlar, "hem kitleler arasında devrimci duygular bulunduğunun yeterli kanıtı var mıydı bakalım?"!
1 Mayıs günü, saat sekizde, Potsdamerplatz'ın ortasında Karl Liebknecht'in gür sesi çınlatıyor: "Kahrolsun Savaş! Kahrolsun Hükümet!" Göstericiler, Karl ve Rosa'nın çevresinde toplanmış bir kaç yüz kişiden ibaret.
Karl Liebknecht anında tutuklanıyor. Önce "olağan" sonra olağanüstü savaş mahkemesinde yargılanıp 4 yıl ağır iş hapsine mahkum ediliyor, dokunulmazlığı kaldırılıyor.
Parlementoda sosyal demokratların ezici bir çoğunluğu da onun dokunulmazlığının kaldırılmasında eski "sınıf düşmanları"yla birlikte oy kullanıyorlar. Onların bürokratlaşmış kafaları, Liebknecht'in devrimci çıkışını anlamak şöyle dursun, ürküntü ve şaşkınlıkla karşılıyor:
Liebknecht'in dünyanın yazgısını etkiliyebileceği, insanların eline el ilanları tutuşturarak, Potsdamerplatz'da bir gösteri düzenleyerek yüksek politikada oynayabileceği nasıl hayal edilebilir? (...) Bu patolojik istikrarsızlığı, bizim iyi düşünceli ve duyarlı sükunetimizle kıyaslayın!..Ama "yüksek politikacılar"ın anlamadığını, canı burnundaki işçi sınıfı anladı. Liebknecht'in tutuklanması ve mahkumiyeti üzerine, bu uygulamaları protesto eden 55 bin işçinin katıldığı bir grev patladı. Bu, aynı zamanda savaş döneminin ilk büyük kapsamlı politik greviydi.