Cumhurbaşkanlığı savaşları ve işçi sınıfı

Kahrolsun işbirlikçi burjuvazinin cumhurbaşkanlığı dolapları!

GÜNCEL
Çarşamba, 4 Nisan 2007 (19 yıl 6 ay önce)

Cumhurbaşkanı adaylarının belirlenme tarihi (16- 26 Nisan) yaklaştıkça işbirlikçi burjuvazi ve devleti içindeki gerilim de tırmanıyor. MGK içinde ve devletin tepesinde önemli bir forsu olan Cumhurbaşkanlığı mevzisi için çatışan işbirlikçi burjuva güç odakları, geniş kitleleri de birbirine karşı yedekleyerek burjuva-gerici eksende bir toplumsal kutuplaşmaya dönüştürmeye çalışıyorlar.

Gerilimin merkezinde, olgusal olarak, Tayyip Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığına aday olma ihtimali var. Erdoğan, aday olduğu takdirde, AKP'nin Meclis'teki ağırlığıyla Cumhurbaşkanı olmasının önünde herhangi bir yasal engel bulunmuyor.

Ancak yasaların emekçileri ezmek için olduğu siyasal sistemde, burjuva güçler çatışmasının yasal çerçeveyle sınırlanmayacağı, “tarafların” birbirine karşı her türlü fiili ve “rutin dışı” güç aracı, kitle manipülasyon ve provokasyon yöntemini kullanılacağını herkes bilir. Nitekim bir dengesizleşme durumu yaratan her rejim savaşında olduğu gibi, karşılıklı andıç, kontrgerilla, yakın tarihli darbe girişimi deşifrasyonları havada uçuşuyor, kitleleri burjuva güç çatışmasının aleti olarak 14 Nisan'da sokağa dökme organizasyonları yapılıyor.

Ordunun komuta kademesi kendi içinde çok net ve üst perdeden gürleyen bir duruşa sahip görünmese de, Erdoğan'ın Cumhurbaşkanı olmasını istemiyor. Çünkü bu durumda, Genelkurmay'ın MGK içindeki ağırlığı ve inisiyatifi, hükümet politika ve uygulamaları üzerindeki denetimi zayıflamakla kalmayacak, bir konum kaybı yaşayacak.

DUYDUĞUNUZ ÇAKALLARIN ULUMASIDIR


Ordunun komuta kademesi çevresinde toplanan ve kendine “ulusalcı/kemalist güçler” diyen, başını emekli organerallerin, kontrgerilla subaylarının çektiği ırkçı-faşistler, “sivil toplum organizasyonları” adı altında, Erdoğan'ın önünü kesmek için, 14 Nisan'da Ankara'da Türkiye çapında topladıkları güçlerle bir gövde gösterisine hazırlanıyor. Bunların 14 Nisan mitingi ve 15 Nisan Anıtkabir'i güruhsal tavaf ile yapmak istedikleri, bir tür “tanksız” 28 Şubat müdahalesi, “sivil” kılıklı darbeciliktir.

“Emperyalizme ve irticai karşı devrime karşı, kemalist devrimin ve ulusal bağımsızlığın son kalesinin savunulması” gibi söylemlerle ortalığı velveleye veriyorlar. Hükümetin tuttuğu ve genişletmeye çalıştığı mevziler dışındaki tüm devlet ve kamu kurum ve kuruluşlarını, düzen parti ve çetelerini, üniversite ve okulları, düzen sendikalarını seferber ederek ya da yedeklemeye çalışarak, Türkiye çapında derin ve geniş bir faaliyet yürütüyorlar.

ORTAYA SERİLEN DEVLETTİR


Tabii AKP hükümeti de boş durmuyor. O da elindeki devlet gücü ve olanaklarını kullanarak, kendine “ulusalcı” diyen kesimin önde gelen organizatör ve sözcülerinden emekli organeraller Şener Eruygur (eski jandarma genel komutanı ve şimdi mitingin görünürdeki organizasyonunun üzerinden yürüdüğü Atatürkçü Düşünce Derneği başkanı) ve Hurşit Tolon'u hedefe çakarak, 2003 yılındaki darbe girişimlerini ve TİT gibi kontrgerilla çeteleriyle bağlantılarını deşifre ediyor. YÖK ve rektörlerin 14 Nisan mitingi için sınavları ertelediğini duyuruyor ve savcılığı soruşturma açmaya zorluyor, müfettişler gönderip ADD'nin defterlerini incelemeye alıyor, vb.

Yani AKP tıpkı, Danıştay provakasyonuyla kendisine karşı bir kısım orta sınıf kitlesinin “ordu göreve!” sloganıyla yürütülmesine karşı her birinin başında emekli subayların olduğu kontrgerilla çetelerine dönük sınırlı operasyonlarla durumu dengelemeye çalıştığı gibi, bugün de TİT çetesi operasyonuyla, eski deniz kuvvetleri komutanının darbe organizasyonu günlüklerini deşifre ederek, üst düzeyden karşı hamleler yaparak, muarrızı olan cepheyi zayıflatmaya ve bölmeye, bazı kesimlerini “tarafsızlaştırmaya” çalışıyor. Bunda da belli bir başarı gösterdiği söylenebilir.

AKP, Erdoğan, Gül ve Arınç bu ataklığı ve politik inisiyatifi kaptırmama çabasını nereden buluyor diye sorulacak olursa: Bunun en önemli nedeni, TÜSİAD'ın cumhurbaşkanlığı konusunda açık bir tutum ortaya koyamaması ve yalpalaması, daha doğrusu ikili oynamasıdır. Ve batı emperyalizminin bu tarz bir bölünme paronayası üzerinde yükseltilen histeri dalgasından hazetmemesinden...

TÜSİAD bir yandan Erdoğan'ın cumhurbaşkanı olmasının yaratacağı gerilim ve istikrarsızlıktan çekinir görünüyor, diğer yandan hayırhah bir tutum alıyor. İşbirlikçi tekelci burjuvazi bir yandan rakibi durumundaki islami kılıklı sermayenin devlet içindeki ve tepesindeki forsunun artmasını istemiyor ve onu kontrol altında tutmak istiyor diğer yandan, bölge çapındaki iş bağlantılarında olsun, ABD'nin istediği liberal islam maskesine olsun ihtiyaç duyuyor.

Daha arka planda ise, işbirlikçi burjuvazinin ağırlıklı kesimlerinin dış ve iç politikanın temel konularında ABD politikaları ekseninde birbirine daha fazla yakınlaşması ve belli ölçülerde ortaklaşma sürecine girmeleridir. Ordunun komuta kademesinin üst perdeden gürlemek ve Sincan'da tank yürütmek yerine başını emekli orgenerallerin ve yarı-resmi kontra çetelerinin çektiği “sivil” kılıklı gövde gösterileri ile yetinmesini de bu durumu açıklar.

FİL TEPİŞMESİ ARTACAK


Kuşkusuz cumhurbaşkanlığı savaşları daha çok su götürür ve önümüzdeki günler ve haftalarda, karşılıklı hamleler, operasyonlar, provokasyonlarla hızla tırmanabileceğinin işaretlerini de vermektir. Yakın tarihli darbe girişiminin deşifre edilmesi, BBP Trabzon İl Başkanının gözaltına alınması, TİT operasyonu ve 14 Nisan organizasyonu ve başını çeken emekli orgenerallerle bağlantısının olduğunun sızdırılması, tam da böyle bir süreçte MHP otobüsünün kurşunlanması ve BBP binasına bomba bırakılması, rejim savaşlarının daha ne tür güç çatışmalarına, provokasyonlara, siyasal-toplumsal sarsıntılara doğru keskinleşebileceğini göstermektedir.

Cumhurbaşkanlığına ve genel seçimlerle hükümete kim gelirse gelsin, emperyalist ve işbirlikçi tekelci burjuvazinin programını uygulayacaktır. Bu açıdan Birikim dergisi ve Radikal gazetesinden bir takım aklı evvel sosyal liberallerin, parlamento dışından “sol aday” göstermek, genel seçimlerde sosyal liberal bağımsız adaylar çevresinde kampanya yürütmek gibi dahiyane buluşları, işbirlikçi burjuvazi ve devletinin içindeki güç çatışmalarından dökülen kirli çamaşırları gözlerden gizlemeye çabasından başka bir şey değildir. Asıl sorun ise, burjuva cumhurbaşkanlığı muharebesinin emekçi kitlelerin gerici eksende bölünmesi ve saflaşması, manipülasyon ve provokasyonu üzerinden yürütülmek istenmesidir.

TANI BUNLARI!


28 Şubat darbesinin “Silahsız Kuvvetler”ini hatırlatacak şekilde, 14-15 Nisan ve sonrasındaki “sivil” kılıklı müdahale girişimde, kontra çeteleri, emekli generaller ve kontra subayları, emekli subay ve astsubay dernekleri, ATO gibi patron örgütleri, YÖK kademeleri, düzen partileri ve bilimum Türkçü-faşist kurum ve organizasyon ile birlikte, Türk-İş, Petrol-İş, Yol-İş, Genel-İş gibi sendikalar, Altı Nokta Körler Derneği, Ziraat Mühendisleri Odası gibi kitle örgütleri ve meslek odaları yer almaktadır.

İşçi-emekçileri kendi bağımsız sınıf eylem ve talepleri doğrultusunda organize etmek ve ilerletmek için kılını kıpırdatmayan bu hain sendika-kitle örgütü bürokratları, 14 Nisan kontra mitingine taşımak için seferber olmaktadır. Bu hainler işçi ve emekçileri, öğrencileri, kendi sınıf düşmanlarının ve kontra çetelerinin çıkarlarına ve programına altlık yapmaya çalışmakla kalmamakta, Türkçü-faşist çetelerin 14 Nisan mitingi deklarasyonuna “özelleştirme ve neoliberalizm karşıtlığı, emekçilerin çalışma ve yaşam koşulları, demokrasi” gibi demogoji sosları dökerek, kafatasçılığı, Ku-Klux-Klan linçciliğini şekere bulayarak, emekçilere en alçakça tuzağın kurulmasını iş edinmektedirler.

Gerçekte Kürt halkına ve emekçi sınıflara karşı yapılan ve sosyal gericilik-şovenizm birikimini güçlendiren 28 Şubat darbesinin stepnesi olmakla yetinmiyorlar, şimdi de “sivil” kılıklı askeri müdahale girişimine, onu “sosyal” soslarla estetize edip kenar süsü oluyorlar ve emekçileri en azılı sınıf düşmanlarının çıkarlarına alet etmeye kalkışıyorlar.

“Nazi”nin Türkçe karşılığının “sosyal nasyonalizm” olduğunu, Nazilerin de orta sınıfları ve emekçileri sosyalist ideolojiye karşı yedeklemek için, bu tür “sosyal” demogojilerin binini bir paraya ürettiği unutulmamalıdır. Bu sırtlanlar, çakallar ve “sosyal” kankaları, emekçi sınıfları ve konum kaybı sarsıntısı ve paniği içindeki orta sınıfların, emperyalizm, neoliberalizm ve AKP Hükümeti'ne karşı tüm tepki ve arayışlarını yedeklemek, sarsılan faşist rejimlerini onun ezdiği kitlelerin sırtından tahkim etmek çabasındalar. İşçi emekçileri, işçileşme sürecindeki orta ve ara sınıfların talep, ihtiyaç ve özlemlerini, gelecek korkularını istismar ve manipüle ederek kendi kafatasçı saltanatlarını sürdürmek istiyorlar.

KORKUNUN POLİTİKASI


Ya AKP ve Erdoğan'ın arkasında toplaşan burjuva liberal kesimlere, “sivil toplumculara”, onların “anti-faşist” kenar süslü aldatmaca ve manipülasyonlarına ne demeli? Onlar da kitleleri postal, darbe, kontrgerilla, faşizm, MHP, BBP öcüleriyle korkutarak, 28 Şubat darbesinin ve siyaset mühendisliğinin yaratığı AKP ve Erdoğan'ı “demokrasinin gereği” olarak lanse ediyorlar.

Her iki tarafta emekçi ve orta sınıfların gelecek korkularına, tutunacak dal ve güç arayışına, en ilkel güdülerine oynayarak, korkunun politikasını yapıyor. Her ikisi de, siyasal ve giderek yeniden ekonomik kriz içindeki burjuvazinin kendini kitlelerin içinden yeniden üretme çabasıdır. Her ikisinin de emekçilere, konumları sarsılan orta sınıflara yaşamın her alanında gericilik, çürüme, aşağılanma ve eziyet, derinleşen sömürü dışında verebilecekleri hiçbir şey yoktur.

Gelecekten korkması gereken burjuvazi ve konum kaybındaki orta sınıflardır, ki onlar da zaten her türden sosyal liberalizm ve sosyal milliyetçi ÖDP, TKP gibi türevleriyle zaten bu gelecek korkusunun politikasını yapmaktadırlar. İşçi sınıfının ve geleceğini onda gören proleterleşme sürecindeki geniş kesimlerin gelecekten korkması için hiçbir neden yoktur. Gelecek safları genişleyen ve tarihsel olarak yükselen ileri sınıfındır, onun gerçek sınıf çıkarlarını temsil eden devrimci militan sosyalist ideolojinin işçi sınıfı ve yakın ittifaklarıyla buluşmasıdır. Korkuları büyüyecek ve büyüteceğiz.

Bu bir programlar çatışmasıdır. Fakat çatışan, işbirlikçi burjuva güç odaklarının ve akımlarının kimi nüansları değil, bir bütün olarak çürüyen burjuvazinin emek ve özgürlük düşmanlığında keskinleşen programıyla, militan sosyalist işçi sınıfının programıdır.

Komünistler, Türk ve Kürt, kadın ve erkek sınıf bilinçli işçiler, devrimci 1 Mayıs çalışmalarında burjuva rejim krizi ve savaşlarının, 14 Nisan mitingi ve geriliminin, cumhurbaşkanlığı çevresinde dönen burjuva entrikaların iç yüzünü kitlelere etkin biçimde teşhir etmelidirler, bu it dalaşından dökülen kokmuş çamaşırları sergilemelidirler. 14-15 Nisan manipülasyon ve provakasyon girişimine karşı olduğu gibi burjuva liberalizmine karşı da kitleleri aktif tutum almaya sevk etmelidirler.

Bağımsız militan sosyalist sınıf duruşunu, 1 Mayıs hazırlık çalışmalarında ve eylemlerinde ilerletmek ve kitleselleştirmek için seferber olmalıdırlar.

Kahrolsun işbirlikçi burjuvazinin cumhurbaşkanlığı dolapları!
Kanımızı emenlere peşlerine takılarak kan vermeyeceğiz!
İşbirlikçi burjuvazi ordusu, polisi, MGK'sı, hükümeti, yargısı, YÖK'ü ile sınıf kardeşlerimizin döktüğü kanının hesabını versin!
MGK- Kontrgerilla dağıtılsın!
Emekçilere özgürlük!