Hüseyin öğretmen daha dün katledildi. Emekçiler, öğrenciler 14 Nisan'a altlık yapılamaz.
Gittikçe çöken ve eğitimin göstermelik hallerinden bile uzaklaşılan okullarda, bununla birlikte her türden çeteleşmeye, faşist saldırılara, uyuşturucu kullanımına, tacize de göz yumuluyor.
Öğrenciler arasındaki kavgalarla başlayan süreç, bıçaklama, kurşunla yaralama ve öldürmeyle devam ediyor.
Toplumsal çürümenin ve geleceksizleşmenin bir aynası olan okullarda, aynı şekilde öğretmenler içinde de dinci, gerici, faşist kadrolaşmaya kapılar sonuna kadar açıldığı gibi en doğal demokratik haklarını talep eden, örgütlenmeye çalışan öğretmenler de sürülüyor, işine son veriliyor, bu da yetmezse öldürülüyor.
3 Nisan günü Darıca’da bir ilköğretim okulunda, öğrencilerin gözü önünde bir öğretmen diğerini kurşunlarla öldürdü.
Okul kameralarına da yansıyan görüntülerde, küçük öğrencilerin şaşkınlık dolu bakışları ve kaçışmaları arasında öğretmen Necati Kumaş, meslekdaşı Hüseyin Cebe’yi vurarak öldürdü.
İzleyenlerde de dehşet yaratan bu görüntüler, öğretmenlik gibi “kutsallık” payesi biçilen bir mesleğin bile ne hallere getirildiğini, şiddet ve çürüme kültürünün nerelere kadar sızdığını hissettirdi.
Öğretmenlik gibi çocukların yetişmesinden sorumlu, onlara örnek olacak bir kişilik yerine vahşi, adam öldüren, gözü dönmüş bir kişilik izliyoruz artık… ve bunun gerekçesi olarak da katil öğretmenin “psikolojik sorunlu” olduğu açıklamasıyla geçiştiriliyoruz.
Gerçekten ne kadarı psikolojik sorun, ne kadarı tüm kurumlarıyla çürütülen yapılardan fırlama, önü açılan, gerici, ırkçı faşist dalgayla palazlanmış ve onun rüzgarını arkasına almış kişilik yapısı?? Bu soruları soralım, çünkü olayın gelişimi bu sorularla açıklanabilecek gibi..
Katil öğretmen Necati Kumaş, demokrat kişiliğiyle bilinen ve Eğitim-Sen’li olan Hüseyin Cebe ile ramazanda oruç tutmadığı için başlattığı tartışmayı ilerleyen aylarda da sürdürdü, hatta işi ölüm tehditlerine kadar vardırdı.
Tehdit olayı okul idaresi tarafından bilindiği halde hiçbir şey yapılmadı, üstelik Kumaş’ın psikolojik tedavi gördüğü de bilinenler arasındaydı. Ancak Kumaş’a hiçbir şey yapmayan idare, onu emekli olmasına rağmen bir de “ihtiyaç” nedeniyle göreve yeniden çağırmıştı.
Kumaş tehditlerini sürdürürken de, belinde silahla okulda gezerken de, göreve çağrılırken de aynı yerden gücünü alıyordu: O bu çürümüş sistemin tam istediği “öğretmen” tipolojisindeydi. Dini inançlarını başkasına dayatan, farklı görüşten olana tahammül edemeyen, örgütlü kişiliğin tam karşısında, zorbalığı ve şiddeti bir hak gibi gören, dinci-gerici bir kişilik…
Bu kimlik, hiç de şaşırtıcı olmayan biçimiyle, sokakta da gördüğümüz gibi kurşun olup Hüseyin Cebe’nin ciğerinde patladı… Cebe orada öldü…
Küçücük çocukların olduğu bir okulda bu kadar kolay silahla gezilebilmesinin, bir insanı tavuğu boğazlar gibi öldürebilmesinin, ölümle tehdit edip rahatlıkla mesleğine devam edebilmesinin arkasında son dönemlerde yükseltilen faşist linç ve şiddet kültürünün yarattığı meşruluk vardır.
Ve bu faşist meşruluk kendini, ilkokulda, öğretmenler arasında, silahla ve küçük çocuklarımızın gözü önünde sere serpe gösterebilmektedir.
Ve daha Hüseyin Cebe öğretmenin kanı yerdeyken, üniversiteler ırkçı-faşistlerin 14 Nisan gövde gösterisine öğretim üyelerini, öğrencileri altlık yapmaya çalışıyorlar.
Ordunun komuta kademesi çevresinde toplanan ve kendine “ulusalcı/kemalist güçler” diyen, başını emekli organerallerin, kontrgerilla subaylarının çektiği ırkçı-faşistlerin bu eylemi, Kürt halkına, işçi sınıfı ve emekçilerin öncülerine karşı linç kazanlarının kaynatılması içindir.
Daha Hüseyin öğretmenin, Hrant Dink'in kanı kurumadı, daha yaşanılan onca faşist saldırının satır izleri duruyor... buna izin veremeyiz!
Kendimizin olduğu kadar kardeşlerimizin insanca eğitimi, geleceği ve sağlığı için bile faşist linç kültürüne, dinci-gerici, faşist her türden örgütlenmelere karşı çıkmalı, karşısında örgütlenmeliyiz.