Cuma, 6 Nisan 2007 (19 yıl 6 ay önce)
Şoven milliyetçiliğin, kontracıların, emeğin ve özgürlüğün yeminli düşmanlarının emekçi kitleleri rejim içerisindeki şiddetlenen çatışmaya alet etmek için 14 Nisan'da Ankara Tandoğan Meydanı'nda düzenleyecekleri mitinge 1 hafta kaldı.
MİTİNGLERLE GÜÇ TOPLAMAYA ÇALIŞIYORLAR
Kontracılar, sivil darbeci mitinglerin defterini 27 Ocak'ta İzmir'de açtılar. İzmir'de yaklaşık 25 bin kişinin toplandığı miting, İzmir CUMOK, ADD, İzmir, Manisa ve Muğla Baroları, USİAD, CHP ve HYP gibi partilerin yanı sıra, azımsanmayacak sayıda sendika, kitle ve meslek örgütü tarafından düzenlendi. Bunların içerisinde Ziraat Odaları, İzmir Yeminli Mali Müşavirler Odası, İzmir Üniversiteleri Öğretim Elemanları Derneği (İZÜNİDER)'le birlikte, Türk-İş'e bağlı Yol-İş, Tez Koop-İş, Tek Gıda-İş, Petrol-İş, Tes-İş, Hava-İş, Kristal-İş sendikaları, DİSK'e bağlı Genel-İş sendikası da yer alıyordu.
Kontracı tayfa, aynı zamanda Alevi Bektaşi Dernekleri Federasyonu'nu da katarına katarak İzmir, Aydın, Denizli, Muğla, Manisa, Uşak, Kütahya, Afyon ve ilçelerinden katılımı sağladı. 1 Nisan'da ise faşist kontra miting bayrağını Antalya devraldı. Antalya'da da yaklaşık 20 bin kişi alanlara çıktı.
Şimdi ise sırada 14 Nisan mitingi var. Miting 96 örgüt tarafından düzenleniyor. Bunlardan bazıları, Atatürkçü Düşünce Derneği, Altı Nokta Körler Derneği, Anadolu Kültür Derneği, Ankara Üniversitesi, Ankara Platformu, Ankaralılar Vakfı, Ankara Ticaret Odası, Batı Trakya Türk Birliği Derneği, Büyük Anadolu Kulübü, Çağdaş Eğitimciler Derneği, CUMOK, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, Dil Derneği, Emekli Subay Eşleri, Genel-İş, Hacettepe Üniversitesi, Hacı Bektaş Anadolu Kültür Vakfı, Kıbrıs Türk Kültür Derneği, Kırım Geliştirme Vakfı, Köy Enstitüleri ve Çağdaş Eğitim Vakfı, Müzik Eğitimcileri Derneği, Opera-Bale Vakfı, Nükleer Tehlikelere Karşı Barış Derneği, Ozanlar Birliği Kültür Derneği, CHP, DSP, BCP, SHP, İP, ANAVATAN, Petrol-İş, Tıp Kurumu, Tüketici Hakları Derneği, Tüm Yargı Mensupları Derneği, Türk Kadınlar Birliği, Türk-İş, Türkiye Barolar Birliği, Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği, Türkiye Emekli Subaylar Derneği, Türkiye Gençlik Federasyonu, Türkiye İnsan Hakları Kurumu Vakfı, Türkiye Muharip Gaziler Derneği, Türkiye Ziraatçiler Derneği, Yol-İş Sendikası, Ziraat Mühendisleri Odası, 27 Mayıs Milli Devrim Derneği.
Mitinge çok kısa bir süre kala pis bir çete operasyonu nedeniyle gözaltına alınan TİT kurucusu Semih Tufan Gülaltay ve diğer çete mensuplarının telefon dinlemelerinden, mitingin, aralarında emekli generallerin de bulunduğu “derin” bir “tertip komitesi” tarafından örgütlendiği basına sızdı.
Bu, Cumhurbaşkanlığı krizini sivil darbecilikle çözmeye soyunanların kimliği düşünüldüğünde, devrimci demokratik güçler ve öncü işçi-emekçiler açısından beklenmedik bir durum değildi elbette. Pisliğin yanına pislik yakışır!
Bununla birlikte, miting düzenleyicileri arasındaki kimileri var ki, bunlar, sadece cürümleri kadar yer yakmakla kalmıyorlar. İşçi sınıfı ve emekçi kitlelerin zaten çok sınırlı bir oranını oluşturan örgütlü kesimlerini zehirleme, onların adlarını bu şoven milliyetçi pisliğe bulaştırma olanağına da sahipler. Bunlar ise, DİSK'e bağlı Genel-İş'le Türk-İş'e bağlı kimi sendikalar, kitle ve meslek örgütleri temsilcilik ve şubeleri; onyıllar boyunca mezhepleri yüzünden baskı ve horlanmaya uğramış olan Alevilerin üye oldukları örgütler...
“TEHLİKENİN FARKINDA MISINIZ?”
Cumhuriyet gazetesi, Cumhurbaşkanlığı seçimine yönelik olarak faşist darbe tezgahçısı bir reklam kampanyası yürütüyor. Kampanyanın sloganı ise,
“Tehlikenin farkında mısınız?” Bu “farkındalığın” karşısına Cumhuriyet gazetesi, herkesin kendisi gibi Genelkurmay tetikçiliği yapmasını, ordunun arkasında saf tutmasını koyuyor.
Peki ya öncü işçi ve emekçiler bu faşist kampanyaların oluşturduğu tehlikenin ne derece farkında? Bulunduğumuz illerde -İzmir, Antalya, şimdi de Ankara- düzenlenen ve faşist şoven milliyetçiliğin gövde gösterisi yapmasına, güç toplamasına yönelik olan kontra tertiplerinin karşısına sınıf kimliğimiz, sınıf militanlığımız, sınıf onurumuzla dikilmemiz gerekmiyor mu? İzmir'deki miting öncesi çıkarılan 200 bin bildirinin bölgedeki kent ve köylere dağıtılmış olması, bize neyi söylüyor? Her bir zehir damlasının emekçi kitlelerin bilincindeki, ruhundaki, onurundaki etkilerini temizlemek için az mı çaba harcıyoruz?
Bu dalgaya karşı durmak, sadece söylenmek, öfke biriktirmek, yakınmakla mümkün olmayacak. Rejim krizinin derinleşmesi, sadece 14 Nisan'da değil, her vesileyle emekçilerin saflarına faşist şoven milliyetçiliğin, sınıf işbirlikçi bir ruh halinin, “aynı gemideyiz” psikolojisinin, kardeş halklara karşı düşmanlığın ve pervasızca bir aşağılamanın taşınması anlamına geliyor, gelecek.
Filler tepişirken çimenler ezilir. İşçi sınıfı ve emekçi kitleler, sınıf talepleriyle, emeğin ve özgürlüğün kavga sloganlarıyla, kölece çalışmaya ve kölece yaşamaya karşı öfkeleriyle karşılarına çıkmadıkları sürece, Kürt emekçilerin bulunduğu yerlerde daha da saldırgan biçimler almak üzere, bu miting ve gösterilerden nicesi düzenlenecektir. O halde, bunlar ne seyredilebilir, ne de perdeleri çekip oturarak “tehlikenin” savuşturulabileceği düşünülebilir...
SORUYORUZ, SORACAĞIZ: NE İŞİNİZ VAR?
İşçi sınıfı ve emekçi kitlelerin örgütlü kesimleri adına konuştuğunu ilan ederek meydanlara çıkan sendika, kitle ve meslek örgütlerinin yüzünü öncü işçi ve emekçiler iyi tanırlar. Onların TİS'leri üç kuruşa nasıl sattıklarını, işçilerin binbir emekle ördükleri direnişlerini nasıl kırdıklarını... iyi bilirler. Ancak bunu bilmek,
“Bunlardan da bu beklenirdi” demek yetmez! Tam aksine, yapılması gereken, bulunduğumuz illerde sendikaların ve kitle örgütlerinin 14 Nisan mitingine ve kontracılara altlık yapılmasını kabul etmediğimizi ortaya koymaktır.
Genel-İş'ten, bağlı olduğu DİSK'ten, Petrol-İş'ten ve diğerlerinden üye sendikaların, TMMOB'dan şube ve İl Koordinasyon Kurullarının bu mitingle hiçbir ilişkisi olmadığını, olamayacağını ve kontra mitingine katıldıkları takdirde bunlar hakkında işlem yapılacağını açıklamalarını ve uygulamalarını istemeliyiz. Sendikaların üyeleri olarak, bulunduğumuz her ilde demokratik platformlarda yer alan kitle ve meslek örgütleri olarak, devrimci basın olarak... onlara işçi ve emekçilerin katili kontralara, emek ve halk düşmanlarına karşı tutumumuzu açıkça göstermeli ve sınıf kardeşlerimize teşhir etmeliyiz. Bizim sorunlarımızın, acılarımızın şoven milliyetçiliğe malzeme yapılmasına ve bunun üzerinden emekçi sınıfların bilincinin ve ruhunun kirletilmesine en küçük bir tahammül göstermeyeceğimizi açıkça ortaya koymalıyız.
OKULLARDAN ÇIKIŞ YOK!
14 Nisan mitingi, aynı zamanda rejimin ve sistemin geleceksizliğe, inançsızlık ve karamsarlığa mahkum ettiği üniversite gençliğini de saflarına katmayı hedefliyor. İnönü, Yıldız gibi üniversiteler, öğrencilerin en küçük demokratik hakkına dahi vahşice saldırırken, bir halay dahi faşist soruşturmaların konusu olurken, öğrencilere
“Siyaset yapacaksanız şoven milliyetçi siyaset yapın” diye “yol” gösteriyorlar. Üniversitelerden otobüs kaldırılıyor, üniversitelerin internet sitelerinden açık çağrı ve organizasyonlar yapılıyor.
Okullardan çıkış yok!.. Oraya zaten bu faşist yolun yolcusu olmuş olanlar dışında öğrencilerin gidişine, faşist şoven milliyetçi propaganda ve daha başka kimbilir ne vaadlerle ile baştan çıkarılmalarına izin vermemeliyiz. Bu mitingin hangi 12 Eylülcü kafaların ürünü olduğunu, bizler gençliğimizi yoksunluk ve özgürlüksüzlük içerisinde tüketirken, onların aramızdan Hrant Dink'inkiler gibi tetikçiler devşirmeye çalıştıklarını, antiemperyalizmden dem vuranların emperyalizmin çıkarları için bizi sokmadıkları bataklık kalmadığını, sokaklara 1 Mayıs günü kendi taleplerimizle, kendi emek ve özgürlük bayraklarımızın altında çıkmamız gerektiğini... anlatan canlı ve etkileyici bir ajitasyon/propaganda çalışması yürütmeliyiz.
1 MAYIS ÖNCESİ GÜÇ YOKLAMASI
14 Nisan mitingi, bir yandan Cumhurbaşkanlığı krizine yapılan sivil bir yükleme iken, aynı zamanda ise 1 Mayıs'a yönelik bir güç yoklaması niteliği taşıyor. Bir başka ifadeyle, tek etken bu olmamakla birlikte, 1 Mayıs gününün atmosferini de etkileyecek faktörlerden biri, 14 Nisan mitingi ve ona karşı duruş olacaktır. Dikkatimizin sınıfın geniş yığınları içerisindeki çalışmadan uzaklaşmasına izin vermeden, ama aynı zamanda onun siyasal hedeflerini de büyüterek, 14 Nisan kontracılarına karşı mücadeleyi her alandaki 1 Mayıs çalışmalarının bir bileşeni, bu çalışmaları büyüten ve harlayan bir güç haline getirmeliyiz. Bu raundu milliyetçilik ve liberalizm tuzağına düşmeyerek, kendi sınıf ekseninde şaşmadan yürüyerek “biz” kazanmalıyız!