"Silahsız kuvvetler" iş başında

İt dalaşında, "sivil toplum" ve "demokrasi" demagojilerinin iç yüzü de ortaya çıkıyor.

GÜNCEL
Cumartesi, 7 Nisan 2007 (19 yıl 6 ay önce)

Geçtiğimiz hafta kamuoyunun gündemine 2004 yılında yapılan iki ayrı darbe planını taşıyan Nokta dergisinin bu haftaki sayısında "Günümüzdeki Sivil Eylemler Ne Kadar Sivil?" başlıklı bir haber bulunuyor.

Bu haber de, Cumhurbaşkanlığı konusunda devlet içinde süren işbirlikçi burjuva güç odakları arasındaki savaşımın bir ürünü.

Kendilerine "ulusalcı-laik güçler" diyenler Erdoğan'ın Cumhurbaşkanı olmasına karşı 14 Nisan mitingini bir "sivil" darbe harekatı olarak organize ederken, Hükümet'te polisi ve istihbaratıyla bunların üzerine gitmeye, pazarlık gücünü artırmaya çabalıyor.

Bir taraf hükümet ve polisin, diğer taraf ise ordunun iç yüzünü kıyısından köşesinden sergilemeyi iş ediniyor. İt dalaşında ortalığa saçılan kirli çamaşırlar da, "sivil toplum" ve "demokrasi" demagojilerinin iç yüzünü sergiliyor.

"VAR MI ŞÖYLE ELİ KOLU GÜÇLÜ STK"


Haberde Sivil Toplum Kuruluşları'nın (STK) bazı devlet kurumları tarafından psikolojik savaş aracı olarak görüldüğü iki ayrı belge ile ortaya koyuluyor.

Genelkurmay İstihbarat Dairesi Başkanı Korgeneral Aslan Güner tarafından hazırlandığı iddia edilen belgede şu ifadeler geçiyor:
Toplumsal Gelişime Destek Faaliyetleri'nin (TFGD) etkin biçimde yürütülebilmesi amacıyla; TSK olarak TFGD kapsamında müşterek hareket edilebilecek Sivil Toplum Örgütleri'nin tespit edilmesi ve bu örgütlerle işbirliği ilkelerinin belirlenmesine ihtiyaç duyulduğu ilgi ile bildirilmiştir.
Haberdeki belgelerden biri Yükseköğretim Kurulu'nun (YÖK) benzer bir faaliyet içinde olduğunu ortaya koyuyor. YÖK Başkanvekili Prof. Dr. Abyar Erkpınar imzasıyla 4 Mart 2003 tarihinde Bahçeşehir Üniversitesi Rektörlüğü'ne gönderilen yazıda kendilerine yardımcı olacak öğretim elemanlarının isimlerinin bildirilmesi isteniyor.

Genelkurmay'ın Sivil Toplum Örgütleri'nden ne tür bir "yardım" isteyeceği ise "duyarlı vatandaşların milli hassasiyetli" linç girişimlerinde ve "Ordu Göreve" pankartlı mitinglerde kendini ortaya koymuştu.

GÜNÜN KOŞULLARINA UYGUN DARBE


Fakat bunların daha vahimi 28 Şubat'ta yaşanmış, bırakalım STK soslu kontra örgütlerini sendikalar bile postmodern darbenin aleti olmuşlardı.

28 Şubat sürecinde Genelkurmay Başkanlığı Genel Sekreteri olarak görev yapan emekli Tümgeneral Erol Özkasnak bu durumu şöyle açıklamıştı:
28 Şubat, günün koşullarına uygun bir yöntemde gerçekleştirildi. O günün dünya ve ülke koşullarında 12 Mart ve 12 Eylül gibi klasik bir müdahale yapılamazdı. Cumhuriyetin karşılaştığı tehlike, bir tek mermi atılmadan, demokratik mekanizmaların harekete geçirilmesiyle bertaraf edilmiştir. Silahsız kuvvetler kavramını kullanmamızın nedeni ve amacı budur.
O zamanın silahsız kuvvetlerini hatırlarsınız: TOBB, TİSK, TESK, Türk-İş ve DİSK.

İşte 14 Nisan mitingi bundan başka bir şey değildir. Ordu bu kez müdahalesini Sincan'dan tankları yürütmeye de gerek bırakmayacak şekilde daha üst perdeden koltuk değnekliğini gören sivil soslu kontra örgütlerine ve sendikalara yaptırmaya çalışıyor.

Nitekim TİT kurusucu Gülaltay'ın 14 Nisan'la ilgili general eskileriyle yaptığı telefon görüşmeleri mitingin arka planını gözler önüne sermişti.

İşçi sınıfı ve emekçiler "tepelerindeki" bu it dalaşından akan irin ve lağımlara iyi bakmalı, sınıf düşmanı burjuvazi ve devletini iyi tanımalıdır.

İşçi sınıfı ve emekçilerin "tepedeki" it dalaşından dökülen kokuşmuş burjuva siyasetten öğreneceği bir şey daha varsa, o da, buna tam karşıt devrimci sınıf siyasetinin ancak bağımsız devrimci militan sosyalist sınıf örgütlerinde yapılabileceğidir.