İt dalaşında, "sivil toplum" ve "demokrasi" demagojilerinin iç yüzü de ortaya çıkıyor.
Geçtiğimiz hafta kamuoyunun gündemine 2004 yılında yapılan iki ayrı darbe planını taşıyan Nokta dergisinin bu haftaki sayısında "Günümüzdeki Sivil Eylemler Ne Kadar Sivil?" başlıklı bir haber bulunuyor.
Bu haber de, Cumhurbaşkanlığı konusunda devlet içinde süren işbirlikçi burjuva güç odakları arasındaki savaşımın bir ürünü.
Kendilerine "ulusalcı-laik güçler" diyenler Erdoğan'ın Cumhurbaşkanı olmasına karşı 14 Nisan mitingini bir "sivil" darbe harekatı olarak organize ederken, Hükümet'te polisi ve istihbaratıyla bunların üzerine gitmeye, pazarlık gücünü artırmaya çabalıyor.
Bir taraf hükümet ve polisin, diğer taraf ise ordunun iç yüzünü kıyısından köşesinden sergilemeyi iş ediniyor. İt dalaşında ortalığa saçılan kirli çamaşırlar da, "sivil toplum" ve "demokrasi" demagojilerinin iç yüzünü sergiliyor.
Toplumsal Gelişime Destek Faaliyetleri'nin (TFGD) etkin biçimde yürütülebilmesi amacıyla; TSK olarak TFGD kapsamında müşterek hareket edilebilecek Sivil Toplum Örgütleri'nin tespit edilmesi ve bu örgütlerle işbirliği ilkelerinin belirlenmesine ihtiyaç duyulduğu ilgi ile bildirilmiştir.Haberdeki belgelerden biri Yükseköğretim Kurulu'nun (YÖK) benzer bir faaliyet içinde olduğunu ortaya koyuyor. YÖK Başkanvekili Prof. Dr. Abyar Erkpınar imzasıyla 4 Mart 2003 tarihinde Bahçeşehir Üniversitesi Rektörlüğü'ne gönderilen yazıda kendilerine yardımcı olacak öğretim elemanlarının isimlerinin bildirilmesi isteniyor.
28 Şubat, günün koşullarına uygun bir yöntemde gerçekleştirildi. O günün dünya ve ülke koşullarında 12 Mart ve 12 Eylül gibi klasik bir müdahale yapılamazdı. Cumhuriyetin karşılaştığı tehlike, bir tek mermi atılmadan, demokratik mekanizmaların harekete geçirilmesiyle bertaraf edilmiştir. Silahsız kuvvetler kavramını kullanmamızın nedeni ve amacı budur.O zamanın silahsız kuvvetlerini hatırlarsınız: TOBB, TİSK, TESK, Türk-İş ve DİSK.