Hayır! çocukları kandırmadım ben hayır!; onlar kanmaya hazırdı zaten...
YÜKSEKOVA HABER - İSKENDER ÖZATLI
Babamın Fotoğrafı:
Güzel bir gün, denizi olmayan bir kent için… Önümdeki aynaya bakıyorum, yanı başındaki fotoğrafa sonra… Ben ve babam… Şel u şepiklerini giyinip kucağına beni almış simsiyah sakallarıyla bana gülümseyen babama uzun uzun bakıyorum… Biraz da kendime, küçükmüşüm aynadaki halimden… Düşündüm biraz; büyümek vardı şimdi, elinde çocuğum, babam gibi gülümsemek… Çocuğumun aynadan bakıp “büyümek istiyorum” demesi vardı şimdi…
Annem…
Yine erken uyanmış, sabah ezanıyla… Namazını kılıp demlemişti çayı… Babam erken kalkıp çay içmeyi seviyor diye… ineğide sağmıştır şimdi... ne garip insan bu annem!.. aynaya bakarken düşündüm de annemle çektirdiğim hiç fotoğrafım yok, yani allah korusun! birimize bir şey olsa, beraber yaşadığımızı kanıtlayacak hiçbir şey olmayacak ortada...
Evim’den ayrılıyorum:
Doyurucu olmasa da ettim kahvaltımı, karnım doymuş gibi... Sırtını dağlara dönmüş bir mahallede (ki dağlar da sırtını dönmüştür mahalleye birçok nedenden!) “konuté satiyan” diye bilinen yerin yakınındaki evimden çıkıyorum… Ayağıma, üşümesin diye ayaklarım annemin ördüğü çoraplara rağmen (goré ris), hafiften bol gelen ayakkabılarımı geçiriyorum… Üzerimde bir hafiflik… Pazar… Okul olsa okulu asasım var…
Orda bir deniz varmış:
Çocuklar bahsediyor hep, sanayi sitesinin yanında su birikmiş, oraya deniz diyorlarmış... mavi değil ama... martı da yok hiç... kuş ölüleri varmış ama... kimi çöplük kimi ambar diyormuş ama orası bizim denizimiz diyormuş çocuklar... Deniz görmemiş kentin çocukları işte, nerde bir su birikintisi görsek orası bizim denizimiz, kuş ölüsü görsek bizim martımız oluveriyor...
Denize yolculuk:
Siz isimlerini biliyorsunuz onların, söylemiyeceğim ondan, arkadaşlarımla denizimize doğru yol aldık bu sabah. Oynadık epey... sonra ne oldu bilmiyorum, denizimiz bizi çok sevdi, bırakmadı; biz zaten çoktan vermiştik ruhumuzu o su birikintisine her şeyine rağmen (tüm kirliliğine rağmen) ona denizimiz demiştik bir kere... çok direnmedik... biraz canımız acıdı, ama deniz sanmasın diye her su birikintisini çocuklar, bir şey olmaz demesin diye “büyüklerimiz (yetkililer)” razı olduk boğulmaya... şimdi tesellimiz “büyüklerimizin” mezarımızı kurutması....
****___****____****
Babasının Fotoğrafıyım:
Ben az önce konuştuğunuz çocuğun babasının fotoğrafıyım. Babası erken çıkmıştı o gün evden, göremedi onu... bana kaldı ona son kez gülümsemek... büyümek istediğini babasının gerçeğine değil de bana söyler çoğu zaman... mesafe koyuyor babalar çocuklarıyla kültürümüzde, kızdığım oluyor arasıra ama dilimden anlayan çok az kişi oluyor... işte yine kızıyorum, son gülücük ona değil de bana kaldı çünkü...
Annesiyim:
“Ne garipsin sen anne” deyişi kulaklarımda çınlıyor... çoraplarını iki kat yapmıştım üşümesin diye... evet haklı hiç fotoğrafımız yoktu, ama üzülme artık oğlum, cesetinle bile olsa bir fotoğrafımız var artık... fotoğrafta uyuduğunu söylerim; inanır herkes, beraber yaşadığımıza dair kanıt olur fotoğrafımız... görüntülerde gördüğünüz yüreğimin kaç parça olduğunu suçlamayın beni ne olur; canı elinden alınmış biri için çok ağır olur bu...
Ayakkabısıyım:
Babası almıştı beni, seneye de kullanır diye biraz büyük almıştı... hani üzerimde bir hafiflik var diyordu ya; haklıydı; 3 aydır taşıdığım bu beden ilk defa sanki basmıyordu yere... ama canım aşırı derecede acıyordu... gitmesini istemiyordum... ölüme gideceğini biliyormuşum gibi bir his vardı içimde...
“Seninle gelmek istemiyorum… Bu sefer yalnız git gideceğin yere… Yoldaşın olmak istemiyorum bu yolda” diyesim vardı, diyemiyordum; fotoğraf gibiydim sözümü dinletemiyordum... sudan çıkarttıklarında öylece yere yapıştım, çamura tüm gücümle tutundum... ölümünden kendimi sorumlu tuttum; onu buraya getiren bendim çünkü… bendim; ayakkabısı...
Deniz:
Adım deniz değil onlar bana öyle diyolar ama... benim bir suçum yok, onlar yarattılar beni; içime onlar attılar o pislikleri... seziyorum çok az ömrüm kaldı, kurutucaklar beni... hayır! çocukları kandırmadım ben hayır!; onlar kanmaya hazırdı zaten...
Büyükler (yetkililer):
Üzgünüz... allah rahmet eylesin, yakınlarının başı sağolsun, allah onlara sabır versin vesaire vesaire... en kısa zamanda kurutucağız; başka canlar gitmeyecek kimse meraklanmasın, biz görevimizin başındayız!