Yaşamını ellerine al!

Emeğe dair hiçbir şey yabancı değildir bize. Bir tek, bizi kölelik prangasına ücret zinciriyle bağlayanlar...

GENÇLİK
Pazartesi, 9 Nisan 2007 (19 yıl 1 hafta önce)

Onları hem de, çok iyi tanımalı ama ne kafalarımızda ne de yaşamlarımızda asla onlardanlaşmaya çalışmamalıyız.

Oysa yaşamda, şurada ya da burada, şu zamanda ya da bu zamanda, işçi sınıfımızın gerçekliği ne yazık ki, tam tersi.

Çıkıp sokağa şöyle bir bakalım.

Karşılaştıklarımızı, önce dış görünüşleriyle tartalım.

Blue Jean's, ayakkabı, cep telefonu, gömlek, mont vs. vs. İlle de markaya yatırılmış haftalıkların içindeki iç sızlatan bir olmamışlık, bir kavrukluk çarpar bizi.

Eski parayla yüzlerce milyonluk "donanım"ın altında yoksunluklarla çizilmiş bir kültürel yoksulluk olanca ezilmişliği ile haykırır.

Arabesk formatında Rock'tır o, bükük boynuyla. Saçları, doğduğu günden bu yana ezilmekten, sömürülmekten, horlanmaktan kırışmış alınlarını örtmek, gizlemek için uzatılır. Ha babam, de babam sallanan başların üzerinde savrulması için değil.

Daha 16'sına gelmeden tanışmadıkları, muhatap edilmedikleri alçaklığın kalmadığı genç kızlar, ister konfeksiyonda, ister dokuma atölyelerinde vs.'de olsun, çalınan gençliklerini badana misali kalınca yapıştırdıkları fondöteni boyayarak kapatmaya çalışsalar da nafile çabadır. Çünkü, derin aksanlarını örtecek bir "malzeme" henüz keşfedilmemiştir.

Onlar ne kadar hızlı ve büyük adımlarla, büyük ve hızlı adımlarla mahalle, semt, atölye, sanayi sitesi sınırlarını aşarlarsa aşsınlar, parçası olmak istedikleri yaşam daha hızlı kaçar onlardan. İstanbul'un İstiklal'i, İzmir'in Konak'ı, Ankara'nın Kızılay'ı, Tunalı Hilmi'si yaşamlarından artırtırdıklarını adımbaşı vantuzlar.

İmrenilen "renkli" yaşamlar ise, vantuzladıklarını hesapsızca harcarken şehevi bir aşağılama gösterisi gerçekleştirir, onların, proletaryanın genç nesilleri üzerinde, hepimizin umutlarımızda, bilinçlerimizde.

Ne yapılırsa yapılsın, ne kadar çabalanırsa çabalansın, ulaşmanın mümkün olmadığı ilişkilerin sanal kişilikleri, ikili yaşamın parçalanmış kişilikleri olarak genç işçileri kendi kendileriyle dövüştürür kaskatı gerçekliğiyle burjuvazi, sermaye, emekgücü sömürücüleri velhasılı KAPİTALİZM.

Beri yanda, “Neden” diye sorar genç işçi ve daha çok çalışıp (kendisi için daha az zaman ayırıp), daha çok tüketerek, biraz daha “kaliteli” markalardan tüketerek daha da çok “...mış gibi yapmaya” çabalarken; TÜKENİR.

Daha sonra, hatta aynı sırada bile, O'ndan bahsederken önce düşünüyormuş gibi, uzak geçmişten birilerini hatırlamaya çalışıyorlarmış gibi yapıp sonra, “haa..” derler, “hani şu Lee'li” ya da “Levi's'li” ya da “Nokia 8110'lu” vs. vs. “...çocuk mu?”

Tükenmiş, tüketilmiştir işte sonuçta. Ötesinde ne derlerse desinler, O'nu O yapan her şeyi tükenmiştir bir kere.

Kişiliğini, kimliğini, özneliğini, onurunu...Artık, insan olarak bile anılmayacaktır.

“Geçen pazar İstiklal'deydi Lee. accayyip dağıttı.”

Peki ama kim bu, şu, o “Lee”?

“Çette tanıştık. Kız tam Rocker karikatürü. Saçlar, makyaj, sürmeler, bileklikler, deri yelek, postal... her şey tam da bir Ozzy deyişi, bir Led Zeppelin, ....var ki.....”

İşçisin sen sınıf kardeşim. İşçi kal.

Her gün yeni baştan, dünyayı ve zamanı ve var olan tüm yaşamı sen yaratıyorsun. İşçi kal.

İşçisin sen, tarihin yapıcıları olmanın onurlu saflarından kaçma. İşçi kal.

Her gün akıttığın alınterinde simgeleşen işçi yaratıcılığından utanma. İşçi kal.

1 Mayıs'ta sınıfının, sınıfımızın onuru için, seni yaşamından ve kendinden utanmaya zorlayan kapitalizmden ve dahi onun karşısında birbaşına, yapayalnız bırakan sendikalardan, ağalarından ama ille de burjuvalardan, devletinden hesap sormak için ayağa kalk.

İşçi kal kardeşim. Yaşamını ellerine al! Devrimci işçi ol!

Gururlu başlar dizisinin saflarına gir.

Sınıf kardeşlerinle birlikte ol, gerçekten kendine ait bir geleceğin inşasına omuz ver.