Salı, 10 Nisan 2007 (19 yıl 6 ay önce)
Tuzla Organize Deri Sanayii'nde her gün öğle saatlerinde deri işçilerinin kızgın sloganları başta Hacı lakaplı Abdinur Alkoç ile onun varisi İskefe Deri'nin genç patronu "küçük bey" Bilal Alkoç'un kulaklarını tırmalıyor. Sonrada TİS sürecindeki tüm deri patronlarının.
Alkoç Deri'nin işçileri aylarca geciktirilen ücretlerinin ve ikramiyelerinin küçük beyin altında her daim en son modelle yenilenen araba olarak kendileriyle dalga geçercesine geri dönmesinin hesabını soruyorlar.
"Hacı amca" göz boyamak için sanayi girişine kocaman cami yaptırmış, kaldırımlara çam ağaçları diktirmiş, fabrika arazisini kameriyelerle, havuzlarla, hayvanat bahçesiyle süslemiş ama işte kapının önünde duran 4 işçi, onun göstermek istemediği gerçek yüzünü cümle aleme gösteriyor.
54 yıldır çalıştırdığı işçilerin sırtından yükünü tutan Abdinur Alkoç ekonomik güç olmanın yanısıra AKP ile siyasi güç olmanında pervasızlığıyla daha güvenli konuşuyor bugün. "Devlet benim". Ve dolardan başka para tanımayan Abdinur Alkoç gelecek 50 yılı da oğluyla garantiliyor. 2002'de yeni kurulan İskefe Deri fason imalatın parlayan yeni yıldızı olarak Bilal Alkoç'u deri patronlarının yönetim kuruluna taşımış.
Deri sektörünün kriz sinyalleri verdiği 2000'lerin ilk yılları yüksek maliyetlerden şikayet eden deri patronları işçi çıkarmayla at başı yürüttükleri sendikasızlaştırma ve giderek ücretleri düşürüp kendi çalışma koşullarını dayattıkları fason işletmelerle yeni bir yükselişin ivmesini yarattılar. İşte bu yükselişin bedelini tonlarca derinin altında kalarak ezilen bedenleri ve el konulan emeklerinin tutsaklığıyla ödeyenler işçiler oldu.
Alkoç işçisi son 5-6 yılın canlı tanıklığını yapıyor adeta. Ve yine aynı zamanda güç olma arayışıyla hareket eden işçiler için örgütlü mücadelenin vazgeçilmezliğini anlatıyor. Giderek ağırlaşan çalışma koşulları, düşen ücretler ve geçim zorluğu karşısında örgütlü mücadele vazgeçilmez bir sınıfsal karşı duruş olarak işçi yaşamlarının içinde tek seçenek olarak hayat buluyor.
PATRONLAR SENDİKAYA DÜŞMAN
Yaklaşık 40 işçinin çalıştığı, son teknoloji makinalarıyla Organize Sanayinin en fazla üretim hacmine sahip Alkoç Deri Fabrikası'nda işçiler sendikaya üye olduklarının ertesinde işten atıldılar.
Çıkışı verilen 15 işçi
"Kendi isteğimle hiç bir hak talep etmeden istifa ediyorum" yazan kağıtları imzalamaları yönünde zorlanırken bu kağıtları imzalamayan
4 işçi fabrika önünde direnişe geçti. Şu anda içerde 8 sendikalı işçi çalışırken, çıkışların verildiği gün arka kapıdan kaçırılarak notere götürülen 8 işçi de tekrar işe geri dönme vaadiyle sendikadan istifa ettirildi.
13 Nisan'da sendikaya üye olup 14'ünde kapıya konan işçiler sendikalarıyla birlikte işe geri dönme mücadelesi verirken aynı zamanda işe iade davası açmaya hazırlanıyor. Cuma hariç haftanın 4 günü yemek sonrası 12:00-13:00 sendikanın örgütlü olduğu işyerlerinden toplanan işçiler eylemli destek veriyor. Fabrikası önünde işçilerin toplanmasını hazmedemeyen Alkoç, devlet olmanın gücüyle fabrika önüne jandarma yığarken eylemler Jandarma yığınağı altında, tehdit ve baskılar püskürtülerek yapılıyor.
Bir taraftan da işçilerin beklemekten yorulup vazgeçeceği beklentisinde olan namı diğer Hacı, sefil gönlünden kopacak üç kuruşa işçileri razı etmeye çalışıyor.
"Gelin imzalayın işten çıkışınızı ondan sonrasına bakarız" diyerek yasal olarak bile hak edilmiş olanı gasp etme çabasıyla sınıfsal açgözlülüğünü sergiliyor.
İki sınıf bir kere karşı karşıya gelince sınıf mücadelesinin kuralları işliyor ve doymak bilmez açgözlülüğün karşısına sınıf onuruyla çıkılıyor. Kararlılıkla sürdürülen direnişi patronla işbirliği yaparak kırmaya çalışanlara geçit verilmiyor. Mesaiye kalmamaları doğrultusunda uyarılan işçilerden biri mesaiye kalmaya devam edince başına emeğin yumruğu iniyor. 5 Nisan günü Alkoç Deri Fabrikası'nda çalışan bir işçiyi dövdükleri gerekçesiyle 3 sendika yöneticisi gözaltına alındı ve bırakıldı.
Alkoçlardan Deri-İş sendikasına üye oldukları için işten atılan işçilerle görüştük. Konuştuğumuz işçiler lise mezunu, yaşları 25-30 yaş arası ve 4 yıllık işçiydiler.
Çalışma koşullarını, nasıl çalıştıklarını, emeklerinin karşılığını alamadıklarını, sendikaya üye olmalarını, sonrasında yaşadıklarını canlandırmalı bir tarzda ve hararetle anlatırlarken, anlatacak çok şeyin birikmiş olduğunu görebiliyorduk.
"Bu sanayide çalışıpta sağlıklı tek bir adam bulamazsınız" la açıldı birikmiş öfkenin yolu. 20 günü aşkın zamandır çalışılmamasına rağmen ancak kabuk tutmuştu ellerindeki yaralar. Çalıştığı her yıla bir diş vermişti, sıkmaktan. Her biri 50-60 kilo ağırlığındaki sığır derileri gün boyunca işlenerek
20 tonları buluyordu. Fabrikanın 25-30 ton kapasiteyle çalıştığı zamanlarda oluyordu. Deride zarar sıfırdı. Yere düşen parçalara bile kıyılıp atılmaz kaldırılıp yerden alınırdı. En küçük ve kötü parçalar ip, iş eldiveni.. olarak değerlendirilebilirdi. Ham derilerin işlenip ayakkabı, çanta kumaşı olarak çıktığı bu fabrikada Alkoçların aylık kazancı
500 milyarı geçiyordu. Ama nasıl?
"Köpek gibi çalıştırılıyoruz", "her gün yarım saatten haftada 3,5 saat fazla çalıştık", "5 dakika geç işbaşı yapsak yarım gün yevmiyemize el konuluyordu", "yemek sonrası dışarı çıkmak yasak, dışarıyla ilişkini kesiyorlar, kapalı cezaevi gibi gün ışığı yasak", "vurayım sırtına semer çalıştırayım mantığındalar"... Tüm bunlar bir solukta anlatılıyor ama bitmiyordu... Çalışan daha çok eziliyordu ve bunun sonu yoktu.
En sonunda kötüleşen çalışma ve yaşam koşullarını düzeltebilmenin tek yolu olarak patronun karşısına sendikalaşarak çıkma düşüncesi yeniden canlanıyor. 2000-2001 arası işten atmalarla sendikasızlaştırılan Alkoç Fabrikası'nın atılmayan eski işçileri konumlarını koruma kaygısıyla sendikaya karşı çıkıp, patronun iyi işçileri oldukları yıllar boyunca kazanmak yerine giderek yoksullaştılar.
Yeni alınan işçilerse öle dirile çalışarak da olsa tek başlarına ihtiyaçlarını giderebildikleri koşullarda sendikal örgütlenmeden uzak dururken bugün artık öfkeyle çalışarak yarattıkları değerin karşılığını istiyorlar. Çünkü artık kiminin geçindirecek bir ailesi kiminin de gelecek planları var. Fakat henüz kendi birliğini güven ilişkisi zemininde sağlayıp kendi gücünün bilincinde olarak değil günlük çıkarlar ve koşulların dayatmasıyla, sınıf olmanın gücüyle değil birey olmanın zayıflıkları ve korkularıyla harekete geçen işçiler kendi birliklerini de yaratamadılar. Ancak kimi işçileri işbirliğine dek götüren kendilerine düşman bir sınıfın (patronların) yarattığı lanetli korkuların, paranın hakim olduğu düşünce ve yaşam biçimlerinin işleyişi sürse de işçi sınıfının birlikteliği sağlanamadıkça ona duyulan ihtiyaç da bir o kadar artıyor.
SINIF OLMAYI ÖĞRENİYORUZ
Direnişteki Alkoç işçileri emeğine sahip çıkarak sınıf olmanın zorlu ama onurlu yollarını adımlıyor.
"Emek sarf ederek, çaba göstererek öğreniyoruz" diyorlar.
1 Mayıs'ı soruyoruz,
"illaki bundan sonra bizde gideceğiz artık" oluyor cevapları.
"Eskiden ekmek peşindeydik, gözümüzü bağlamışlar, ha bre çalışıyorduk. Patronlar 1 Mayıs'a gitmeyelim diye her 1 Mayıs erkenden iş başı yaptırırdı. Biz de erken paydos edeceğimiz için sevinir ve çalışmayı tercih ederdik. Fabrika önünden sloganlar atarak geçen işçilere de bunlar niye bağırıyorki diye bakar, anlamazdık.. Şimdi 20 günde anladık hak hukuk nedir, adamlar boşuna bağırmıyormuş".
Bu yıl 1 Mayıs'ı kutlamanın daha farklı bir anlamı olduğunu söyleyip Taksim'de katledilen işçileri anlattığımızdaysa cevapları
"artık bundan sonra siz bize anlatacaksınız her şeyi" oldu. Kölelik zincirlerini zorlayan işçiler olarak emeğin özgürlüğü için attıkları daha ilk adımda onların ağzından dökülen bu sözler sınıf mücadelesinin iki yönlü ihtiyacını çok çarpıcı bir netlikle ortaya koyuyordu. Sınıfın siyasal öncüsü ve öncünün sınıfla buluşmasının gerçekleşmesi sınıf savaşımının en kilit görevlerinden biridir bugün. Ücretli kölelik düzeninin sonunu getirecek devrimci sosyalist güç siyasal öncüsüyle buluşmuş proletaryanın ve ezilen emekçi kesimlerin kaynaşmış örgütlü savaşımından doğacak.
Kızgın güneşin altında organize sanayinin tüm müşterilerin, fabrikatörlerin geçtiği en işlek caddesinde Alkoç Fabrikası'nın önünde
"6 ay 1 yıl da sürse burdayız" diyen 4 işçi inatla, sınıf kardeşlerinin dayanışmasıyla beklemeye devam ediyor.