Bir öğretmenden...

Gençliğin umut ve gelecek olduğunu deneyimle birkez daha yaşadım:

GENÇLİK
Cuma, 13 Nisan 2007 (19 yıl 6 gün önce)

Merhaba,

Ben İstanbul Küçükçekmece'de bir meslek lisesinde ücretli olarak çalışan bir öğretmenim. Bu okula başladığım ilk günden itibaren yaşanan sömürüden dolayı burada çalıştığıma pişman olmuştum.

Bu okulda birçok pis işler dönüyordu. Bunlardan bazıları şöyle: 1,5 milyara varan kayıt parası (haraç) istenmesi, her öğrenciden bir top kağıt, silgi, tahta kalemi, tebeşir istenmesi ve okulun ihtiyaçlarının öğrencilerden karşılanması gibi. Bunları duyduğumda tüylerim ürperdi. Ya bu nasıl okul, bu nasıl eğitim yuvası, bu nasıl adalet diye içten içe üzüldüm.

Bütün bunlar yetmiyormuş gibi bir de okul yöneticileri sınav ya da ders notları için öğrencilerden alınan kağıtları fotokopi adı altında yine öğrencilere 10 kuruştan satıyorlardı. Bu işin için de yönetim öğretmenleri görevlendiriyordu. Her öğretmen sınav için öğrencilerden para toplamaya zorlanıyordu. Ayrıca öğrenciler insan yerine konulmuyor, aşağılanıyor, ders adı altında üretim yaptırılıyor ve bunlar satılıyordu.

Ben bunları öğrendikten sonra öğrencilerimle daha yakından ilgilenmeye, sorunlarını dinlemeye ve bu sorunları sınıfta, kantinde ya da bahçede onlarla konuşmaya başladım. Ayrıca bu sorunları aşmak ve sosyal-kültürel hayatımızı geliştirmek için öğrencilerimle eğitici film ve belgeseller seyretmeyi kararlaştırdık. Toplu olarak roman, öykü, şiir okuma günleri de düzenledik. Bunların yanısıra bir tiyatro kulübü kurmayı da planladık. Bu sosyal etkinlikler özellikle öğrencilerin ihtiyacı üzerinden şekillendi ve öğrencilerin bana olan güvenini artırdı.

Öğrencilerle yakından ilgilenmem, onların sorunlarını tartışmam yönetimi rahatsız etmeye başladı. Neredeyse haftada üç dört kez müdürden sözlü uyarılar almaya başladım. Ama hiç umursamadım bunları. Bu da onları çileden çıkarmaya başladı.

Bir gün, özel bir nedenden dolayı dersi 10 dakika (evet sadece 10 dakika!) erken bırakmıştım. Meğer o sırada müdür beni gözlüyormuş. Ben dersten çıkalı daha iki dakika olmamıştı ki müdürü karşımda gördüm. Hemen odasına çağırdı ve azarlamaya başladı: "Nasıl dersten 10 dakika erken çıkarsın! Sen nasıl öğretmensin!" gibilerinden.

Ama tabii onun derdi başkaydı. Hemen dilinin altındaki baklayı çıkardı: "Bedava fotokopi nasıl çekersin! Kendi kafana göre okulda nasıl etkinlik yaparsın! Senin amacın ne?" gibilerinden başladı saymaya.

Bu şartlarda beni çalıştıramayacağını ve istifa dilekçemi yazmamı istedi. Ben de o anda sinirlenerek "Çok da umrumdasın" dedim ve istifa dilekçemi yazıp çıktım. Bu durumu diğer ücretli öğretmen arkadaşlara da anlattım.

Ben üzülmesinler diye durumu öğrencilerime bildirmemiştim. Ancak ücretli öğretmen arkadaşlar benim okula gelmemem üzerine öğrencilere durumu anlatmışlar. Öğrencilerim bana sürekli email attılar, numaramı bulup telefon açtılar, mesaj çektiler. Kimse bu olaya inanmamış, herkes bunu 1 Nisan şakası sanmıştı (Olay 2 Nisan'da oluyor). İnanmak istememişlerdi. Beni aradıklarında onlara gerçeği anlattım.

Bunun üzerine öğrenciler toplu bir şekilde müdürün odasına dalmışlar "Biz hocamızı çok seviyoruz, onu istiyoruz, derslerimizin boş geçmesini istemiyoruz" diye müdürü sıkıştırmaya başlamışlar.

Müdür ısrarla onları başından savmak için benim yalandan yazdığım dilekçeyi onlara okumuş. Ama öğrenciler inanmamışlar. Sonra beni aradılar ve ben de onlara gerçeği söyledim.

Bana; "Öğretmenim sizin için ne yapabiliriz, lütfen bize yol gösterin. Biz ne gerekiyorsa yaparız" gibilerinden benden takrar okula dönmem için yardım istediler. Bunun üzerine yaklaşık 10 kişilik aktif ve gözü kara öğrencilerle bir toplantı yaptım. Toplantıda onlara şunu önerdim:

1- Okul müdürüne toplu imza kampanyası
2- Dersleri boykot ve derslere girmeme
3- Oturma eylemi
4- İlçe milli eğitim müdürlüğü'ne toplu imza gönderme
5- Ailelere okula konuyla ilgili baskı yapması

Öğrenciler hiç ummadığım bir şekilde hızlıca, "öğretmenimizi istiyoruz" imza kampanyası başlatmışlar. Bazı öğrenciler de aileleriyle birlikte okul idaresine baskı yapmışlar. Bütün öğrencilerim derslere girmeme kararı almışlar. Herkes bu karara uymuş. Derslere giren diğer öğretmenler öğrencisiz sınıfları görünce epeyce şaşırmışlar.

Bu süreç devam ederken aileler de beni aradılar ve üzüntülerini belirttiler. Okul yönetimi ve kadrolu kadrosuz tüm öğretmenler bu olaya oldukça şaşırmışlar. Baskılar karşısında okul yönetimi beni tekrar göreve çağırmak zorunda kaldı. okula geri döndüğümde bütün öğrenciler toplu şekilde beni bahçede karşıladılar. Müthiş bir sevinç ve çoşku vardı.

Bu benim öğrencilerden beklemediğim çok güzel bir başarı idi. Öte yandan onlar da kendi güçlerini görmenin mutluluğunu yaşıyorlardı. Çünkü çoğu apolitik ve asosyal öğrencilerdi.

Gençliğin umut ve gelecek olduğunu deneyimle birkez daha yaşadım.

Tüm öğrencilere örnek olması dileğiyle...