Koparılıp alınmışlar mıdır kavgalarından? Koparılıp alınabilinir mi bir insan kavgasından?
Demir kapılar, parmaklıklar, kelepçe, zindan, hücre serpilip gelişene ses olmaya, soluğunu duyumsamaya engel olabilir mi?
Sınıf savaşından koparılıp alınanlar, mücadelelerini hücrelerine taşıdıkları gibi o koparıldıkları kavgadan da güç alırlar.
Dışarıda yapılan, duyulan her eylem, her etkinlik, her gelişme bambaşka bir coşku yaşatır içeride...
Yarım avuç gökyüzünde dışarının soluğu bir başka yaşanır. Bir başka atar nabzı, dışarda yaprak kımıldasa...
1 Mayıs'ın yeri ise başkadır!.. Onun havası haftalar, aylar öncesinden gelir yerleşir duvarların içine...
1 Mayıslarda, dışarısı içeridir en hakikisinden.
İşçi sınıfından eylemci kitlelerin, proletarya devrimcilerinin, diğer emekçi sınıflar ile devrimcilerin kortejlerinin kitlesellikleri, görsel zenginlikleri, haykırılan sloganların güçlülüğü, burjuvazi ve devletinin duruşu, çizilen sınırların parçalanma düzeyi ve daha bir dizi gösterge soluklar tutularak izlenir.
Radyolarla, TV'lerle atar yürekler.
Gün devrilip 2 Mayıs'a ulaşıldığında ilk iş yataklara, masalara gazetelerin yayılıp resimlerden, haber metinlerinden eylem alanlarını solumaktır.
Ama, devrimci tutsak, yalnızca izleyen olmakla yetinemez.
Hele 1 Mayıs'ta. Dünya işçi sınıfının nabzının ritim yükselttiği, tüm renklerde, tüm ritimlerde geleceğin diliyle konuştuğu bir günde hapisliğin, tecridin sınırları engelleyemez düşüncede ve ruhtaki kolektif coşkuyu.
1 Mayıs'ta her zamankinden erken kalkar devrimci tutsak.
Tertemiz yıkanır, traş olur ve en güzel elbiselerini giyerek bekler yarım avuç gökyüzüne bakan havalandırma kapısındaki kilidin açılmasını.
Saat gelip de kapı açıldığında; "günaydınlar" kısa tutulup sloganlar ve marşlarla en güzel ve en coşkulu kavga türküleri söylenir tüm hücrelerden, hep bir ağızdan.
Kısacık ama kararlılık yüklü konuşmalar gelir birbirinin peşi sıra.
Her hücre, her havalandırma eylem alanıdır; kiminde bir kişi, kimisinde 3 kişiden oluşur kortejler ve safa girer, yürürler Taksim'e, Kızılay'a, Konak'a...
1 Mayıs'tır o bu gün, nabızlar hızlanır adımları hızlandırır, meydanın girişine kurulan barikat gibidir daracık havalandırmanın duvarları.
17 adımda bir yüklenilir barikata.
Elbette sloganlarla, hayallerde, düşüncelerde...
Ama "bu kadarcık" bir hayalcilik, bu kadarcık bir rüya, o gün hoşgörülür.
Bu kadarı da daha fazlası da hakkıdır yürekleri proletaryadan yana, onun sınıfsız ve sömürüsüz bir dünyayı kuracak olan gücüne ve enerjisine inançla atanların.
Her hak gibi, bir görevdir aynı zamanda.
1 Mayıs'ta kulak kabartın!..
Eyleme hazırlanırken, otobüste, minibüste, yürürken toplanma noktalarına doğru, kulak kabartalım dikkatlice; onları duyabiliriz.
Meydanlarda sloganlarımızı haykırırken sesin ne kadar gür çıktığını farkedeceğiz, şaşırmayalım.
Seslerini sesimize katanlar onlardır.
Barikatlarla karşılaştığımızda bir saniye olsun kendimizi yoklayalım.
Omuzbaşımızda onların başlarını, kollarımızda onların kollarını hissedeceğiz.
Sıktığımız yumruğun gücünü farkedip şaşırmayalım. O yumruğa güç taşıyan onlardan bir ritim vardır damarlarımızda...
Onlar biziz ve biz de onlar...
Çünkü onlar da, bizleri hissedecekler, bizlerle olacaklar.