Psikolojik harekatın hedefinde sendikalar

Psikolojik harekat 1 Mayıs'a el attı. 1 Mayıs burjuvazinin iç hesaplaşmasına alet olamaz

Çarşamba, 18 Nisan 2007 (19 yıl 6 ay önce)

14 Nisan'dan sonra biti kanlanan “yeni tipte” 28 Şubat psikolojik harekatı, işi, “sivil” siyaset mühendisliğinin ürünü mitinge katılmayan ya da tavır alan herkesi “vatan hainliği” ile suçlama derekesine vardırdı.

28 Şubat ve 14 Nisan konseptlerinin borazanlarından Cumhuriyet gazetesi gibi psikolojik harekat organları, 14 Nisan mitingine katılmayan DİSK, KESK, TMMOB, 78'liler Vakfı gibi sendika ve kitle örgütlerini de açıkça hedefe koydu.

14 Nisan mitingiyle işbirlikçi burjuva güç ve iktidar mücadelesinde yedekledikleri kitlelerin “gerçek ve biricik temsilcisi” pozlarında, mitinge katılmayan sendika ve kitle örgütlerine baskı ve şantaj yapıyorlar.

PSİKOLOJİK HAREKAT SÜRÜYOR


14 Nisan konseptinin, programında şimdi şunlar var: 14 Nisan'ın aktif katılımcı ve organizatörlerinden ODTÜ Mezunlar Derneği (hani Demirel'in “nerde bu ODTÜ'lüler?” diye darbe destekçiliğine çağırdığı Dernek) üzerinden ODTÜ'nün 50. kuruluş yıldönümünü yedekledikleri öğrenci ve öğretim üyeleriyle birlikte, işbirlikçi burjuva güçlerin rejim savaşlarında 14 Nisan benzeri bir gövde gösterisine çevirmek.

23 Nisan'da ise resmi bayramı her yerde kitlesel katılımla benzer etkinliklere çevirmek. En sonu, üzerlerinde baskı kurmaya çalıştıkları sendikaları da yedekleyerek, 1 Mayıs'ı da tarihsel ve sınıfsal özüne en aykırı biçimde, bir tür 14 Nisan “şenliklerine” çevirmek.

BURJUVA İDELOJİSİNDEN ÖTESİ YASAK


Psikolojik harekatçıların iki yüzlülüğüne diyecek yok! İşçi sınıfı, işçi sendikaları kelimenin gerçek anlamında anti-emperyalist, anti-faşist talepler ileri sürdüğü, direniş ve eylemler yaptığı dönemlerde “sendikalar siyasete karışamaz, provakatörler yapıyor bunları” diye ortalığı yaygaraya verirler.

Fakat tabii, sözkonusu olan işbirlikçi burjuvazinin politikalarına işçileri ve sendikaları yedeklemek olunca, bu kez kendileri sendikaları “göreve” çağırırlar.

Şimdi psikolojik harekatın “sivil” subayları, işçi sınıfı ve sendikaların bu harekatın içine çekememiş olmaktan pek rahatsızlar. Nasıl rahatsız olmasınlar, “1 milyon kişi” diye aşırı abarttıkları mitingleriyle şişinmelerinin tadını kaçırıyor, önde gelen sendika ve meslek örgütlerinin orada olmaması.

“Tüm halk, işçisi, emekçisi, köylüsü, öğrencisi, aydını ile oradaydı” türünden söylemlerle, kendilerine “tüm halkın siyasal temsilcisi” pozları vermelerinin tadını kaçırıyor.

PATRONLARIN SEFERBERLİĞİ


Peki 14 Nisan mitinginde hiç işçi yok muydu? Mitingin toplam sayısına göre sınırlı sayıda işçi vardı tabii ki. Bunların önemli bir bölümü de, patronların “14 Nisan'a gitme göreviyle” izin verdiği, hatta bazı organize sanayi bölgeleri ve fabrikalarda bizzat otobüslere doldurup mitinge götürdükleri işçilerdi.

İşçileri otobüse doldurup Tandoğan'a götüren patronlar ve amirler, otobüslerde “yoklama” yapmayı da ihmal etmediler. Ne de olsa “büyük bir fedakarlıkla” bir günlük sömürülerinden vazgeçiyorlar, bunun yerine işçilerinin önüne başka bir “ücretli iş” koyuyorlardı: Burjuvazinin iç hesaplaşmasına kuyruk olmak!

Siz hiç 8 Mart'ta, 1 Mayıs'ta işçilerine gönüllülükle “eyleme gitmeleri için ücretli izin” veren, bunun için otobüs tutan patron gördünüz mü? Siz hiç, işçi kardeşlerinin direnişine dayanışmaya gitsinler diye işçilerine ön ayak olan, otobüs tutan patron gördünüz mü? Bu ülkede işçiler 1 Mayıs'la ilgileri olmasa bile o gün izin, rapor vb. almaya çekinirler, işten atılma nedenidir çünkü 1 Mayıs'ta rapor almak!

DİSK'ten TİTREK AÇIKLAMA


Psikolojik harekatın “sivil” subaylarının baskı ve tehditlerine karşı DİSK titrek bir açıklama yaptı. DİSK bir yandan “kuyruğu dik tutmaya” çalışıyor, diğer yandan kendisinin de “AKP Hükümetine karşı olduğunu” anlatmaya çalışıyor, AKP Hükümeti ve uygulamalarına karşı yaptığı protesto ve eylemler konusunda “rapor veriyor”!

Bu baskı altındaki titrek duruşuyla, “üyelerini gidip gitmemek konusunda serbest bıraktığı” vb. gibisinden adeta özürcü bir tutum takınıyor.

Neden 14 Nisan mitingine katılmadığı konusunda titrek ve muğlak şeyler gevelemekten öteye gidemiyor. Mitingi organize edenlerden “bazılarının” ve mitingte yapılan konuşmalardan “bazılarının” DİSK'in tarihsel mücadele değerleriyle bağdaşmadığını mırın kırın söylemeye çalışıyor, ancak bu “bazılarının” kimler, söylenenlerin “neler” olduğunu bile açıklama cesaretini gösteremiyor.

DİSK aynı sinik pozisyonu, “katılmıyoruz” türü bir açıklama yapma cesareti bile gösteremediğinde ortaya koymuştu.

DİSK'ten tabii ki, “14 Nisan işçi sınıfının davası değildir, işçiler kendi bağımsız sınıf çıkarlarınız için dövüşün!” tarzı bir açıklama beklemek aklımızdan bile geçmezdi. Ancak, aynı DİSK'in “TÜSİAD'la dayanışma” açıklamaları yaparken pek “cesur” olduğunu da unutmamak gerekir! Aşağıda, DİSK'in açıklamasını sunuyoruz.

DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi’nin 14 Nisan Mitingi hakkındaki değerlendirmesi:

LAİKLİK VE DEMOKRASİ
DİSK’İN TEMEL MÜCADELE İLKELERİDİR!


14 Nisan’da Ankara’da yapılan miting, yüzbinlerce yurttaşın laik Cumhuriyet ve demokrasi yönündeki taleplerini demokratik bir biçimde ifade etmesiyle Türkiye tarihinde şimdiden yerini almıştır. Burada toplanan yurttaşların duyarlılığını paylaşıyoruz. Hükümetin ve Başbakan Erdoğan’ın bu tepkilerden gereken dersi çıkararak, Cumhurbaşkanlığı konusunu bir oldu bittiye getirmeden, uzlaşma ile bütün toplumun benimseyebileceği bir şekilde çözme gayreti içinde olmasını bekliyoruz.

Bizim de DİSK olarak başından beri çağrılarımız bu yönde olmuştur. Çok açık bir biçimde Başbakan Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olmaması gerektiğini, Cumhurbaşkanı’nın toplumun çoğunluğunun onayını alacak bir kişi olmasını beklediğimizi ifade ettik. Bu açıdan DİSK olarak 14 Nisan Mitingi’nin özü ile, yani orada toplanan yüzbinlerin bu yöndeki ortak duygusu ile tam mutabık olduğumuz bilinmelidir.

Bununla birlikte bu mitinge kurumsal kimliğimizle katılmayışımız eleştiri konusu olmuştur. Bazı köşe yazarları “kutuplaştırıcı” bir yaklaşımla, bu mitingi bir turnusol kağıdı gibi kullanmaya çalışıp, mitinge kurumsal destek verenleri bir cephede, kurumsal kimlikleriyle yer almayanları ise diğer cephede, daha açık bir ifadeyle AKP’nin yanında gösterme çabası içine girmişlerdir.

Böyle bir sınıflandırmayı asla kabul etmeyiz! Hele DİSK’i bu yönde suçlamaya kalkışanlara söyleyeceğimiz tekbir söz vardır: Haddinizi bilin!

Sadece DİSK değil, başta ana muhalefet partisi CHP olmak üzere pek çok siyasal ve demokratik örgüt de bu mitinge kurumsal kimlikleriyle katılmamıştır. Katılımcılar bireyler olarak yer almıştır. Bizim üyelerimiz de özgür yurttaş olarak bu mitingde yer almışlardır.

Şimdi DİSK’i suçlayan köşe yazarlarına bir hatırlatma yapalım:

DİSK’e “Neredeydiniz” diye soranlara, 40 yıllık geçmişimizle, AKP iktidarına karşı 4,5 yıldır verdiğimiz mücadele ile “Biz hep buradaydık” diyoruz. Bunu Başbakan Erdoğan bile “Cumhurbaşkanlığı konusunda görüşleri belli olan DİSK ile görüşmeyeceğim” diyerek açıkça ifade etti.

DİSK, daha kimseler ortada yokken, AKP iktidarının neoliberal politikalarına, siyasal kadrolaşmalarına, ABD emperyalizminin taşeronluğunda tezgahlanan “ılımlı İslam” yolundaki model arayışlarına karşı yıllardan beri sürdürülen toplumsal muhalefetin öncülüğünü yapmış ve yapmaya devam eden örgütlerden biridir. Gazete arşivleri bunun tanığıdır.

AKP’nin hükümette olduğu 4,5 yıllık dönemde sürekli mücadele alanlarındaydık. Bu dönemde sadece Ankara’da, AKP’nin bütçe politikasına, sağlık politikalarına, asgari ücret ayarlamalarına, sosyal güvenlik uygulamalarına, Ortadoğu’daki savaşa ilişkin politikalarına, siyasal kadrolaşmalarına, işçi çıkarmalarına, işçileri DİSK’ten koparma çabalarına karşı 10’un üzerinde miting yapıldı. Çok sayıda Ankara yürüyüşü gerçekleştirildi. Gazete ilanlarıyla, AKP’yi ve Başbakan’ı halka şikayet ettik.

DİSK muhalefetini tek bir konu etrafından değil, halkı doğrudan ilgilendiren her konuda ve her alanda sürdürdü. Sürdürmeye de devam ediyor.

Kimse cin olmadan adam çarpmaya çalışmamalıdır. Önce herkes haddini bilmelidir.

DİSK, Cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili tartışmaların daha başında, bu konudaki endişelerini en açık şekilde dile getirmiştir. AKP’nin TBMM’deki adaletsiz temsil gücünü kullanarak Cumhurbaşkanı’nı neredeyse atamayla tek başına belirlemeye çalışmasının ülkeyi tehlikeli bir gerilim ortamına sokacağını vurgulamış, Başbakan Erdoğan’ın aday olmayacağını bir an önce açıklayarak bu makama laiklik, demokrasi, insan hakları, hukuk devleti ve bağımsızlıktan yana tarafsız bir kişinin çıkarılması için uzlaşma yollarını araması istenmiş, bu görüşler çeşitli vesilelerle kamuoyuna açıklanmış ve bunlar yazılı ve görsel medyada birçok kez yer almıştır.

DİSK’i şu ya da bu biçimde AKP hükümetinin ve onun anlayışının yanında göstermeye çalışmak çok ‘zorlama’ bir yorumdur. Birilerinin bu zorlamayı yaptığı da ortadadır.

Gelelim, 14 Nisan Mitingi’ne kurumsal kimliğimizle niçin katılmadığımıza:

Hazırlık aşamasında düzenleyiciler arasında olmadığımız, “düzenleyicileri arasında” da, bizim tasvip edemeyeceğimiz bazı kişi ve kurum adlarının geçmesi nedeniyle, yetkili organlarımızda tartışarak mitinge kurumsal kimliğimizle katılmama kararı aldık. Miting düzenleyicileri arasında adı geçen bazı isimler ile kürsüden dile getirilen bazı görüşlerin DİSK’in ilkeleri, gelenekleri ve dünyaya bakış anlayışı işe bağdaşmadığını çok açık söylüyoruz. Oraya toplanan yüzbinlerin duyarlılığını aynen paylaşırken, mitingin kurumsal sahipleri arasında yer alan bazı isimlerle aramızdaki farkın da bilinmesini istiyoruz.

Biz her zaman olduğu gibi dünyaya eşitlikten, özgürlükten, demokrasiden, kısaca sol’dan bakıyoruz. Toplumu gerginleştirici, kutuplaştırıcı söylem ve tavırları reddediyoruz. Barış ve demokrasinin artık herkesin paylaşması gereken ortak değerler olması gerektiğine inanıyoruz.

Kaldı ki sadece DİSK değil, CHP de dahil olmak üzere çok sayıda örgüt de bu yönde eğilim belirledi. Bir eleştiri yapılacaksa bu yönde karar alan bütün partilere ve örgütlere yapılmalıdır. En azından “tutarlılık” adına bu yapılmalıdır.

Kimi gazete ve köşe yazarlarının yansıttığı gibi DİSK asla “katılmama” yönünde bir “çağrı” yapmamıştır. Bu haber bir “karalama” ifadesidir, çamur atma gayretidir.

Bunları kabul etmiyoruz, DİSK’i karalamaya 40 yıllık tarihimizde olduğu gibi bugün de kimsenin gücünün yetmeyeceğini açıkça ilan ediyoruz!

Bugün gelinen noktada, 14 Nisan Mitingi’nin çok geniş bir katılımla, özellikle kadınlarımız ve gençlerimiz tarafından sahiplenilmesi, laiklik konusundaki kitlesel duyarlılığın dile getirilmiş olması memnuniyet vericidir. Miting aracılığıyla duyarlılıklarını ifade eden yüzbinlerin sesini biz de paylaşıyor ve bu sese kulak verileceğini umuyoruz. İktidarı bir kez daha duyarlı olmaya, Ankara’da halkın dile getirdiği taleplere kulağını tıkamamasını diliyor, sağduyu ve uzlaşma zemininde davranmaya davet ediyoruz.