Cuma, 20 Nisan 2007 (19 yıl 6 ay önce)
14 Nisan günü Tandoğan Meydanı'nda “vatanseverlik”, “bağımsızlıkçılık”. “laiklik” kisvesi altında emek ve halk düşmanı kontra bayraklar altında yürüyen sendika, meslek ve kitle örgütü temsilcilerinden bir kısmının adlarını yayınlıyoruz:
Kamuran Karaca (KESK MYK Üyesi), Vicdan Baykara (Tüm Bel-Sen Genel Başkanı), Sezai Kaya (Tarım Orkam-Sen Genel Başkanı) Ali Berberoğlu (Eğitim-Sen MYK Üyesi), Hasan Fahri Vural (KESK- Eğitim Sen Sendikal Birlik Sözcüsü), Tekin Araç (Tüm Bel-Sen MYK Üyesi), Levent Metin (Tüm Bel-Sen MYK Üyesi), Necat Uluduz (Tüm Bel-Sen MYK Üyesi), Şükrü Durmuş (Tarım Orkam-Sen MYK Üyesi), Dursun Ertürk (BTS MYK Üyesi), Saim Güzel (ESM Eski Genel Başkanı), Şenol Köksal (BES), Naki Yasan (BES)...
Emekçi memur hareketini boğdukları yetmedi!
Bu isimler, devletin kapıkulluğuna karşı 1980'li yılların sonlarında yükselmeye başlayan,
“kafa koparan” emniyet müdürlerine karşı
“Özgürlük alanları mücadele ile açılır” sloganı ile meydanları özgürleştiren, devlet kurumlarının içinde genel grev örgütleyen,
15-16 Haziran 1995'lerde,
4-5 Mart'larda panzerlerin üzerine yürüyen, faşist cinayetler ve sürgünlerle baş eğdirilmeye çalışılan emekçi memur hareketinin bir zamanlarki temsilcileri...
Ama bu isimler, giderek, yüzbinlerin KESK'in kuyusunu kazarak onu emekçi memur hareketinin önünde bir barikat haline getiren oportünizmin ve yasalcı reformizmin simge isimleri haline geldiler. KESK'in başına çöreklenmiş sendika bürokrasisi ile paylaştıkları bu sıfata, KESK içerisinde
“Sendikal Birlik” adlı oluşumu kurarak sendikal bölücülüğü eklemekle kalmadılar. Şimdi de, peşlerine taktıkları emekçileri 14 Nisan'a sürükleyerek, bunun için açık çağrılar yaparak bir sıfat daha kazandılar:
Emekçi sınıfın açık düşmanlığı! Çizginin öbür tarafındakiler! Kontra bayraklarını,
“Yurtseverlik budur” diye manipüle ettikleri emekçi memurların eline tutuşturanlar!
Bu da yetmedi. 14 Nisan'dan sonra Genelkurmaycı
Ulusal Kanal'a çıkıp beyanatlar vererek mitingi ve amaçlarını açıkça savundular! Başları döndü, saldırıya geçtiler!
Eğitim-Sen, TTB ve TMMOB çalkalanıyor!
14 Nisan mitingi öncesi ve sonrasında, KESK'e bağlı Eğitim-Sen başta olmak üzere pek çok sendika, kitle ve meslek örgütü çalkalanıyor. Ulusal Kanal'ın haberine göre,
Mersin'deki
“Mühendis, Mimar ve Kent Plancıları Odaları Platformu” üyeleri de mitinge katıldı. Platformun içinde
TMMOB'a bağlı 13 odanın Mersin şubeleri yer alıyor.
Benzer bir süreç,
TTB içinde de yaşanıyor. TTB'nin çekinik bir üslupla yaptığı
“Katılmıyoruz” açıklama ve çağrısına rağmen,
Manisa, Denizli ve
Trabzon Tabip Odaları, 14 Nisan'da yer aldılar. Manisa Tabip Odası Başkanı
Devrim Akseki,
“Amerikan büyükelçisiyle yanyana 'Hepimiz Ermeniyiz' eylemine katılanların bu eylemi anti demokratik bulmasına” tepkili olduğunu söyleyerek,
"Solcuyum diye geçinenler AKP ile çizgide buluşmuştur" dedi.
14 Nisan depremi,
31 Mart'ta bir kontra mitingin düzenlendiği
Antalya'daki
Eğitim-Sen'i de vurdu. Antalya'da dönem başından itibaren
200 öğretmen Eğitim-Sen'den istifa ederken, Eğitim-Sen'in 31 Mart'taki yürüyüşe katılmaması istifaları artırdı. Benzer bir durum
65 öğretmenin istifa ettiği
Samsun'da da yaşanıyor.
Asıl biz çetele tutuyoruz!
Cumhuriyet gazetesi, 14 Nisan'a katılmayan sendika, kitle ve meslek örgütlerinin çetelesini tutuyor. Buna karşılık, kimlerin orada olduklarının açıklandığı haber-yorumlar da yapılıyor. Cumhuriyet, yarı gözlem, yarı tahmin ya da öngörü, mitingde
TKP'lilerin de bulunduğunu, yanı sıra katılma çağrısı yapmayan sendikaların ve kitle örgütlerinin üyelerinin yer aldığını da bildiriyor. Katılmayanlara karşı “cadı avı” düzenleniyor;
“ABD, AB işbirlikçisi, AKP yardakçısı” vb. saldırılarla geri çekilmeleri ve pişmanlık belirtmeleri isteniyor!
Bunlar,
1950'li yıllarda
ABD'de Senatör
McCarthy eliyle sosyalizmin prestijine karşı açılan savaş sırasında uygulanan yöntemlerin birebir aynısı. O zamanlar, bırakalım komünist olmayı, ABD politikaları ile en küçük çelişkisi olan herkese
“kızıl” diye saldırılır; bu saldırılar, işsiz ve aç bırakmaktan hapsetmeye, hatta Rosenbergler örneğinde olduğu gibi idama kadar götürülürdü.
Daha yakına gelelim. Bizzat
12 Eylül darbesinin kendisi, sınır tanımaz zorbalığının kullanılması yoluyla en küçük muhalif demokratik çabanın ezilmesi, geçmişin devrimci-demokratik mücadelelerinden dolayı emekçi milyonların çaresizlik ve pişmanlığa sürüklenmesi için değil miydi?
Şimdi değişen ne peki? Yalnızca aktörler;
“emek örgütçüleri”, “sendikacı” elbisesi giymiş sınıf düşmanları... Ama hayır! Hangi kirli argümanlar kullanılırsa kullanılsın, 14 Nisan'a gidilmemesi, bu kirli mitinge ortak olunmaması çağrısı yapan hiçbir komünist, devrimci ve tutarlı demokrat geri çekilmeyecek!
Asıl biz çetele tutuyoruz! Emek ve halk düşmanlarını yalnız kendimiz bir kez daha tanımak için değil; aynı zamanda sendikaları, kitle ve meslek örgütlerini itibarsızlaştıran, emekçi kitlelerin her türlü örgütlülük fikrinden soğumasına, atomize olmalarına yol açan, emekçilerin en küçük hak arayışına dahi yanıt olamayan, dahası onu boğan... bu sözde
“liderler”i kitlelere teşhir etmek ve
“Oralarda yeriniz olmayacak” demek için, asıl biz çetele tutuyoruz!
14 Nisan'da oradaydınız, yarın
29 Nisan'da
İstanbul Çağlayan'da olacaksınız... Ama bu bir son nokta: Çizginin öbür tarafına bilerek ve isteyerek geçtiniz. Sınıf işbirlikçiliğine soyundunuz. Yeriniz emek ve halk düşmanlarının, kölece yaşam ve çalışma koşullarını bize yaşatanların yanı!
Kahrolsun sınıf işbirlikçiliği!