Yönetmenliğini Bille August'un yaptığı film, Mandela’nın cezaevi yıllarında geçiyor.
Işıkların sönmesiyle yükselen Güney Afrika ezgisi, yakın tarihimizde Apartheid karşıtı mücalede yaşanan acıları filmin her karesinde hissettirmekte.
Bille August filmin odak noktası olan, James Gregory direnişine damgasını vuran Nelson Mandela’nın cezaevi yaşantısını ve Gregory’deki değişimleri irdelemiş.
Bir subay olan Gregory, Kroostad Adası'na çıkmasıyla ünlü mahkum Maddela ve ANC militanlarının yaşadığı tarihe tanıklık eder.
Çocukluk arkadaşı olan Fafana’dan öğrendiği yerel dil sayesinde Mandela ile ilişki kuran Gregory, cezaevi yönetimi tarafından Sansür Denetim Kurulu'na getirilir.
Gregory gizli yazışmaları deşifre eder. Bu deşifrasyon sonucu ANC militanları yakalanır veya öldürülür. Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde ispiyoncu olan Gregory, yükselen direnişten etkilenmeye başlar ve yeni arayışlara girer.
Güney Afrika’da 18 milyon yerliye karşı 4 milyon olan beyazların yaşadığı ayrıcalığı her beyaz gibi Gregory’nin eşi Gloria’da yaşar. Onlara göre siyahlar vahşi ve teröristtir. Çünkü beyaz yönetim tarafından yapılan ayrımcılık, otobüste, okulda, iş yaşamında ve her yerde bunu körüklüyordu. Tıpkı Kürtler gibi kendi ülkelerinde yabancı olarak yaşayan Güney Afrikalılar bugünde bu gerçeği yaşamaya devam ediyorlar.
Dilerseniz sizi Güney Afrika‘ya götürüp neoliberal politikalar sonucunda yaşanan özelleştirme sürecini anlatayım. Neoliberal politika, özelleştirme politikası işçilerin düşmanıdır. Güney Afrika hükümeti işçilerin gücünü yok edebilmek için bu neoliberal politikaları hayata geçiriyor. Aynı zamanda bu hükümetler Nelson Mandela gibi çok değerli insanları da bu neoliberal politikaları kabul etmek zorunda bıraktı. Belki bunu duyduğunuzda şaşırmış
olabilirsiniz. Şaşırdınız mı?