Din ve Laiklik üzerine

Oportünizmin dünü ile bugünü arasındaki bağ açısından bir hatırlatma ve somut gösterge

GÜNCEL
Pazar, 29 Nisan 2007 (19 yıl 5 ay önce)

Faşist muhtıra karşısında bugünkü tutum sadece siyasal konjonktürü çözümlemede yaşanan belirsizlik ve zorlanmaların bir sonucu değildir. Solun geniş bir bölümünde bugün de açık örtük darbe yandaşlığının, tutum belirsizliklerinin temelinde, halkçı devrimcilik, maoculuktan-milli burjuvazici analizlerden kopamama, Türkiye'nin sınıfsal siyasal tarihinde “Kemalizm”in yer ve rolünün doğru belirlenmemesi ve bunların birbirleriyle harmanlanması bulunmaktadır. Bu Türkiye'de sağ oportünizmin darbecilerle flörtünün tarihsel-teorik köklerinden birisidir.

1991 yılında yayınladığımız “Din ve Laiklik” adlı broşürümüzden aşağıda aktardığımız bölümde Özgürlük Dünyası ve Aydınlık'ın görüşlerini ve bunların eleştirisini bulacaksınız. Bu hatırlatma, oportünizmin dünü ile bugünü arasındaki bağ açısından somut bir gösterge/örnek vak'a olarak okunmalıdır:

Din sorununa yaklaşımda yanlış yönelişle, bir kaosa varan kafa karışıklığı burjuva liberal aydınlardan devrimci çevrelere, sürüyor. Bu konunun genel olarak din sorunu olmaktan çıkıp onu giriftleştiren siyasal bir sorun olma özelliğini kazanmış olmasındandır.

Aydınlarda tutarlı demokrat olamamanın, devrimci hareketlerde teoride sağlam bir zeminde bulunmamanın sonuçları, burada da kafa karışıklığı, genel teorik doğruların söylenmesiyle sınırlanma, farklı siyasal güçlerin etkisi altına girme, pragmatist tavırlar olarak kendisini ortaya koymaktadır.

Çeşitli sınıfsal ve politik güçlerin, herhangi bir olay karşısındaki tutumları, karşı çıkış ya da benimsemeleri, nedenlerinden, amaç ve hedeflerinden bağımsızlaştırılarak ele alındığında, en kaba oportünist yanılgılara düşmek kaçınılmaz olur.

Dini kullanmak, kimi dinci akımlara ilericilik vehmedip ittifak arayışına girmek, ya da sınıf gerçeğinden kopuk bir demokrasi savunuculuğu ile özgürlük bayrağını onlar için de sallamak, revizyonizmin kafalarda yarattığı karışıklığın ürünleridir. Çağdışı bir ekonomik, toplumsal, siyasal sistem adına, kapitalizm karşıtlığı ile proletarya sosyalistlerinin bir birlik arayışı söz konusu olamaz.

Şeriat düzeninde ifadesini bulan tarihsel gelişimindeki kimi özellikler dolayısıyla, diğer dinlere göre daha fazla siyasal, toplumsal ekonomik yaşamın bütün alanlarını düzenlemek zorunluluğunu koyan, kapitalist reformasyonun azığında kalmış İslamiyet gibi bir din söz konusuysa, bu konu çok daha özel bir anlam taşır. Çünkü onda öz ve içerik olarak, demokrasinin zerresini bulmak mümkün değildir. Tarihin çarklarını geriye, karanlık bir çağa doğru çevirmek isteyen dinci gericiliğe karşı tutarlı bir mücadele yürütülmeden, bırakalım komünist olmayı, demokrat bile olunamaz.

Bunun kadar tehlikeli, yanıltıcı bir görüş de, "Kemalist laiklik" savunucuları ile ittifak yapılabileceğidir. Zaman zaman şaha kalkan dinci gericilik karşısında paniğe kapılan küçük burjuva devrimcileri, önüne ardına bakmadan konuşmaktadırlar. Böylesi bir düşünüş, Özgürlük Dünyası gibi bir derginin sayfalarına dahi gelip oturabilmektedir. Özgürlük Dünyası, kafa karışıklığı ve siyasal körlüğün örneklerini vermektedir:
Kuşkusuz, tutarsızlığı eleştirmekle birlikte Kemal ve bugün onun laisizmini sürdürmeye çalışanlarla dinci fanatizme karşı olabildiğince birleşmeye çalışmak yanlış olmaz. (S. 25, sf. 25)
Kemalist savaş geleneğini sürdüren bir burjuva aydın kesimi var ülkede. Ancak bunlar özellikle korkutuldukları koşullarda tutarsız din aleyhtarlıklarının da beslenmesiyle hemen gerilemekte ve gündem oluşturacak olanakları pek az bulabilmektedirler. Olağanüstü yozlaşmış haliyle belirli bir laiklik geleneğini sürdüren ordu ise dikkate alınması gerekli önemli bir güç oluşturuyor. (ags, sf. 26)
Özgürlük Dünyası'nın dinsel fanatizme karşı önerdiği siyasal mevzileniş planı böyle. "Kemalizm"in askeri faşist ideolojiye dayanak yapıldığı ve dinci gericiliğin askeri darbeler için bahanelerden birisi olduğu bir ülkede, bunları söylemek tam bir siyasal körlük örneğidir. Hele bu, faşist cuntacıların yeniden itibar kazanma ve siyasal etkinliklerini güçlendirme, burjuva liberal çevrelerin ve aymaz demokratların desteğini almak için manevra yaptıkları bir dönemde söyleniyorsa!.. Devrimci bir yayın organının bugün görevi, "Kemalist laiklik"in foyasını meydana çıkarmak ve cuntacıların dinsel fanatizme karşı çıkma manevrasıyla meşruiyet kazanma çabasına yolu kapamaktır; ham hayaller yaymak değil. Tutarlı bir demokrasi mücadelesinin, laiklik savunusunun yolu budur çünkü. Niye cuntacılar, "Kemalist laisizm"e sarılmışlardır? Özgürlük Dünyası yazarı bunu hiç düşünmüş müdür?

"Kemalizm" ve Kemalizmin laiklik anlayışı konusunda bulanıklık yaratan görüşler, Teori, Yüzyıl dergilerinin sayfalarından yayılmaktadır. D. Perinçek, "...Kemalizmin, din, Allah, laiklik vb. konularındaki ideolojik tavrı, felsefesi 1924 öncesine bakarak saptanamaz" (Teori, S. 8, sf. 35), demektedir.

Bir "geçiş", "hazırlık" dönemi diye aklamaya çalıştığı bu dönem, "Kemalizm"in din adamları ve feodallerin desteğini almak için pragmatist yollara başvurdukları bir evreye denk düşmektedir. Koşullar ve amaçlardaki farklılıklara karşın, ilerki dönemlerde ve 12 Eylülcü generallerin dini kullanma politikalarının köklerini orada bulmak mümkündür. Bu aynı zamanda, Ulusal Kurtuluş Savaşının sınıfsal şekillenişini de vermektedir.

Antiemperyalist niteliği cılız olan Kurtuluş Savaşı, antifeodal bir içerikte gelişip derinleşmedi. D. Perinçek, "Kemalizm"i laiklik konusunda köktenci gösterebilmek için bunu söz inceltmeleriyle gizlemek istiyor. Sınıf kimliğini, dayanılan güçleri açık bir şekilde dile getirmekten kaçınıyor, radikal bir demokratik devrim miş gibi göstermeye çalışıyor.
Kemalist devrim, laikliği İslamcı kültürle kesin bir hesaplaşma olarak anlamıştı. Laiklik hareketinin temelinde bir siyasal devrim vardı. Kemalistler, sultanlığı ve halifeliği yıkan bir devrime önderlik etmişlerdi. Bu siyasal devrim, toplumsal planda Osmanlı hakim sınıfıyla cephe cepheye gelmişti. Devrimci gündemin ideolojik-kültürel maddesi ise İslamiyet’in tasfiyesi idi. (Teori, S. 8, sf, 35)
Kemalizmin "cephe cepheye" geldiği merkezi feodalitenin temsilcisi, işgalci emperyalistlerle açık işbirliği içerisinde olan feodallerdi; padişahlık ve hilafet kaldırıldı. Fakat bir bütün olarak feodallerin tasfiyesi ya da etkili darbeler indirmek söz konusu olmadı. D. Perinçek, siyasal ve ideolojik alanda son derece radikal olarak nitelediği ekonomik ve toplumsal içeriğinin cılızlığını ise anlatım kurnazlıklarıyla gizlemeye çalıştığı burjuva devriminin feodallerle uzlaşmasının bir ürünü olan yaygın dinsel gericiliği, tarikatları nasıl açıklayacaktır? Tarihsel süreci kopuk kopuk ele alıp bunu sadece sonraki dönemlerde burjuvazinin gericileşmesi ile açıklamak mümkün müdür?

Kemalist laiklik, laikliğin Batıdaki gelişiminden farklıdır. Batıda laiklik, Hıristiyanlığın gelişimdeki özgül yanlar, daha önceki reform dalgaları bir yana, Aydınlanma Çağı adı verilen, bilim, sanat, felsefe her alanda radikal düşünce akımlarının doğumu, burjuva devrimlerinin düşünsel temelini hazırlamıştı. Bu devrimler, burjuvazinin bayrağı altında toplamayı başardığı geniş bir halk katılımıyla gerçekleşmişti; "Ruhban sınıf" feodallerin ayrıcalıklara sahip bir parçasıydı. Bu yüzden, burjuva devriminin daha dolaysız bir hedefi oldu.

Felsefe ve bilimsel gelişmeyi o dönemde en ileri noktaya taşıyan ve sistematize bir şekilde sunan Ansiklopedistler'in bazıları tarafından din, materyalist bir eleştiriye tabi tutulmuştu; siyasal-pratik tavırda egemen burjuvazinin sonraları dini kendi istediği forma sokarak kullanacağı düzeye çekmek için uğraştığı bir radikallik de oldu.

Bunlar Batıda laisizmin dayandığı köktenci temelleri göstermektedir. Kemalist laiklik ise, ne güçlü bir düşünsel temele, ne de geniş halk kitlelerinin katılımıyla gerçekleşen bir burjuva devrime dayanmaktadır. Mustafa Kemal'in kişisel olarak Aydınlanmacı düşüncelerden esinlenmesi, yer yer dine materyalist yaklaşımlar getirdiği biliniyor. Bunların toplumsal-siyasal tarih açısından bir önemi olmadığı gibi, O Kurtuluş Savaşı yıllarında pragmatistçe davranmıştır.

Din ve laiklikKurtuluş Savaşının dinen geçerliliğine dair karşı fetva çıkarttırdı. Erzurum, Sivas Kongrelerinde iki yanına din adamlarını alıp resimler çektirmekten, dualı açılışlardan geri kalmamıştır. Hilafeti temsil eden padişahlıkla bir çatışma içine girdiyse de, yanıtı o yıllarda bu şekilde olmuştur. K. Evren, Atatürk'ün sadece trenin penceresinden verdiği pozu taklit etmiyor; ayetli, duacı açılışlar da o kültürün bir parçası. Kurtuluş Savaşı önderliği, bazı feodallerle ittifakı içeriyordu.

Kapitalist gelişmenin önünü açacak burjuva demokratik reform girişimleri, üstyapıda sınırlı kaldı (Din alanında hilafetin kaldırılması, öğrenim birliği, ezanın Türkçeleştirilmesi, şer-i hukuk sisteminin değiştirilmesi, tekke ve zaviyelerin kapatılması vb. idi). Dinsel gericiliğin sosyal temellerine dokunulmadığı gibi, egemen sınıf ittifakı içinde yer aldılar. Laiklik, ülkemizde yığınların inisiyatifine dayalı bir eylemin, geniş kitlelerin katıldığı bir demokratik devrimin ürünü olmadı. Hazırlanmış bir düşünsel temele de dayanmıyordu. Büyük ölçüde üstenci ve baskıya dayalı yöntemlerle halka benimsetilmek istendi. Kemalist laisizm kısaca budur. Bu özelliğinden dolayı, antidemokratik, antikomünist, şoven kimliğiyle olduğu gibi faşist ideolojiye dayanak olmaktadır.

1870'lerde Bismark, Alman Katolik Partisi'ne karşı yasalar, polis kovuşturmaları ile yürütülen bir kültür savaşı açmıştı. Lenin, sosyalist toplumda dinin Bismarkvari savaş yöntemleriyle yasaklanmasını savunan Dühring'i eleştiren Engels'e atıfta bulunduktan sonra bunu şöyle değerlendirir:
Bismark bu mücadeleyle katoliklerin militan dinciliğini uyarmaktan ve gerçek kültür çalışmalarını zedelemekten öte bir yarar sağlamamıştır. Çünkü siyasal bölünmelerden çok dinsel bölünmelere önem vermiş, işçi sınıfının ve öteki demokratik unsurların dikkatini sınıfsal ve devrimcî mücadelenin İvedi görevlerinden çekerek, en yapay, en düzmece din karşıtlığına yöneltmiştir.
(Din Üzerine, işçi Partisinin Din Konusundaki Tutumu makalesi, sf. 25)
Doğu Perinçek tarafından yere göğe sığdırılamayan Kemalizmin laiklik savaşımı da Bismarkvari yöntemlere dayanır. Üstyapıda, burjuva demokrasisinin diğer unsurlarından arındırılmış olarak, üstenci ve baskıcı. Faşizmin Kemalizmde kendi ideolojisine buradan da dayanaklar bulması ve her askeri darbede dinci gericiliği gerekçe yapması nedendir?

Tüm bunlardan çıkarılacak sonuç, laikliğin özgürlük ve demokrasi mücadelesinin bir parçası olarak ele alınması gerektiği ve diğer demokratik istemlerle bir bütün oluşturduğudur. Dinsel gericiliğe karşı mücadele bu temel üzerinde ele alınmadığı zaman burjuva liberal feriyle ittifak anlayışından faşist kliklerin yedeğine düşmeye uzanan bir labirente girilir.