8 saatlik çalışma yok mu?

1 Mayıs çağrısı yaparken, İşçiler beni aralarına alarak fabrika güvenliğinden sakladılar

Pazar, 29 Nisan 2007 (19 yıl 5 ay önce)

Dilovası'nda büyük bir fabrikanın önünde afiş çalışması için arkadaşlarımı bekliyordum. O sırada fabrikanın vardiya çıkış saati geliyor, işçiler kapı önünde birikmeye başlıyor.

Birşeyler yapmam gerektiğini düşünüp, yanlarına gittim. Önce konuşmaya çalıştım. Bir kaç genç işçi kendi aralarında çalışma saatlerinden yakınıyorlar. Başka bir işçi grubu o günkü çalışma temposundan konuşuyor. Ben de çantamdaki 1 Mayıs bildirilerimizi işçilere dağıtmaya başladım. "Bu ne?" diye soranlar oldu.

1 Mayıs’ın ne anlama geldiğini yüksek sesle anlattım. Toplanan işçiler içerisinden birkaçı, “Bizim ne işimiz var oralarda, gidersek cop yeriz” dedi. “Bir gün cop ye ne olacak? Bu bir amaç uğruna olacak. o günü sahiplenmek gerek” dedim. Bir işçi bildiriyi okuyarak, “8 saatlik çalışma yasası yok mu zaten?” diye sordu. Ben de “Maalesef artık esnek çalışma yasası var" dedim: "Bunun için 1 Mayıs daha önemli 1 Mayıs’ta Taksim’deyiz”.

Bu noktada işçiler, “Nasıl geliriz Taksim’e?!” diye kendi aralarında mırıldanmaya ve sorular sormaya başladılar. Ne var ki bu arada, fabrika güvenlik birimi de bildiri dağıtımını farketmiş, çevremizde dolanmaya başlamıştı. İşçiler beni aralarına alıp bir nevi korudular. Sonra fabrikadan ayrıldım.

Bu ilk bakışta çok sıradan bir olaymış gibi görünebilir. Ancak söz konusu büyük fabrikanın MHP'li kadrolaşmayla bilinmesi ona önem kazandırır. Fabrikada 1993 yılında yaşanan direnişten sonra tüm öncü ve demokrat olarak bilinen işçiler çıkarılmış, yerlerine MHP'li işçiler alınmıştı. Bu fabrika halen işe alımlar sırasında MHP'ye üye olma şartını koşmaktadır.

Ancak 1 Mayıs çalışmalarımızda bu fabrikaya dönük ısrarlı faaliyetlerimizde, işçilerin azımsanmayacak bir kesiminin işçi sınıfı taleplerine, 1 Mayıs'a hiç de ilgisiz olmadığını gördük. İş bulabilmek için MHP'ye üye olmak zorunda kalsalar bile, üretimdeki sınıf çelişkilerin sezgisine, çalışma koşullarından artan bir hoşnutsuzluğa sahiplerdir.

Bunlar, evet bilmediğimiz şeyler değil. Ancak biliyor göründüğümüz şeyleri dahi pratikte sınayarak öğrenmenin etkisi başka oluyor. Sınıf çalışmasındaki önyargıların, bahanelerin, çekincelerin darlaştırıcı etkisi daha bir hızla yıkılıyor. Benim de bir işçi olarak, işçi sınıfı hareketinin bugünkü durumu ne olursa olsun onun potansiyellerine güvenimi, dahası her pratik girişimin etkisini görerek özgüvenimi artırıyor.

Alınteri okuru bir işçi