27 Nisan muhtırası için sol ne diyor? -II

"Gece yarısı muhtırası"na yönelik soldan görüşleri irdelemeyi sürdürüyoruz:

GÜNCEL
Pazar, 29 Nisan 2007 (19 yıl 5 ay önce)

Atılım gazetesi 28 Nisan tarihli açıklamasında “Genelkurmay’dan faşist muhtıra” diyerek olgunun adını net olarak koyuyor. “Darbe girişimine ve askeri vesayete karşı mücadele çağrısı” yapıyor. Genelkurmay metninin büyük bölümünün aktarıldığı yorumda, açıklamanın zamanlamasının cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turunun yapılmasının ve konunun Anayasa Mahkemesi’ne gönderildiği sırada yapılmasının Mahkeme’nin vereceği karara açık bir siyasi müdahale olacağı dile getiriliyor.

Çeşitli gazete ve yayın organlarının konuya ilişkin değerlendirmelerine de yer veren Atılım, yerinde bir tutumla, Genelkurmay metninde geçen “Ne mutlu Türküm diyene” ibaresinin “Kürt ulusal hareketine ve resmi ideolojiyi sorgulayan tüm demokratik güçlere yönelik savaş ilanı" olduğunun altını çiziyor.

Darbe tehdidine meze yapılan “laiklik tehlikede” yaklaşımı ise darbe heveslilerinin geçmişi hatırlatılarak hedefe çakılıyor:

12 Eylül faşist darbesiyle zorunlu din dersini getiren, Türk-İslam sentezini devlet ideolojisi katına yükselten, Alevi köylerine cami diken, islamcı tarikatlerin ve örgütlenmelerin önünü açan generaller, bu kez de muhtıralarına “laiklik tehlikede” gerekçesiyle meşruluk kazandırmaya çalışıyorlar. Yarı askeri faşist rejimi korumak, kitle temeli kazandırmak için halkı kandırıyorlar.
Atılım yorumunu, "tüm demokratik güçlerin faşist askeri darbeye ve askeri vesayete karşı birleşmesi, mücadeleyi yükseltmesi" çağrısıyla bitiriyor.

* * *


Halkın Sesi TV’nin muhtıraya ilişkin yorumu 29 Nisan’da yayınlandı. Yorumda alaycı bir üslupla AKP’nin sistem içi duruşu ve sistemin "demokrasicilik" yutturmacası eleştiriliyor:
…İşte, dünkü gelişmelerle birlikte, kiminin yürekleri ağızlarına geldi. ‘Sonunda olacağı buydu, askeri mecbur bıraktılar’ vs. dedi. Kimileri de durumdan vazife çıkartıp: ‘mesaj alınmıştır paşam’ dedi. Paniğe mahal yok; Laik Cumhuriyetin bekçisi Silahlı Kuvvetler şöyle bir kükredi hepsi bu!

Hani demokratikleşiyorduk, hani bilmem ne kriterlerine, uyum yasalarına göre vatandaşın hak ve özgürlükleri genişliyordu? Demokrasicilik oyunu böyle bir şeydir zaten. Maske düşer oyun bozulur. Gerçek faşizmin sürekliliğidir. 12 Eylül'den bu yana -AB masallarının en revaçta olduğu ve sivilleştirme, demokratikleştirme yalanlarına karşın- iç ve dış politikada en önemli kararlar her daim MGK'da alınmıştır. Hükümetler kullanım süresi doluncaya kadar tedavülde kalır ve sonra bir kenara atılır. Ancak Genelkurmay; efendilerin ve işbirlikçilerinin bekası için her daim iktidardadır.
Halkın Sesi TV’nin yorumunda, 12 Eylül uygulamaları da hatırlatılarak Genelkurmay’ın laiklik vurgusunun nasıl büyük bir sahtekarlık olduğu sergileniyor. Fakat yorumun finalinde, Genelkurmay’ın bu faşist darbe tehdidi karşısında işçi sınıfı ve emekçi kitlelerin nasıl bir tutum ve duruşa sahip olmaları gerektiği konusunda somut herhangi bir öneri ve yönlendirme çabası görülmüyor.

* * *


Emek Partisi Genel Başkanı Levent Tüzel, 28 Nisan’da yaptığı açıklamasında, Genelkurmay bildirisini net bir tarzda "faşist bir darbe girişimi" olarak nitelemiyor; meramını tam da EMEPçe dolambaçlı bir şekilde anlatmayı deniyor: "Anayasa ve kanunlarda kendisine müdahale hakkı tanınan TSK’nın gece yarısı açıklaması çok açık şekilde 12 Eylül hukukunun yürürlükte olduğunu göstermektedir." Vallahi bravo!..

Daha sonrasında, buna karşı ne yapmak gerekir, işçi sınıfı ve emekçi kitleler konuya nasıl yaklaşmalıdırlar, gündemdeki bir Çağlayan Mitingi’ne karşı tutum ne olmalıdır, vd. hiç dert edinilmeden Meclis’e akıl vermeye soyunuluyor:
Bu meclis bu haliyle Cumhurbaşkanı seçmemeli, demokratik yasal değişiklerle müdahalelerden korunmuş bir seçimle oluşmuş yeni bir meclis seçilmelidir.
Bunları ANAP Genel Başkanı Erkan Mumcu’dan faşist Ağar’a kadar başkaları da söylüyor.

Yaşanan sürecin bir kriz süreci olduğundan söz ederek bunun "devletin demokratik esaslar üzerinden yeniden şekillenmesinin zorunluluğunu bir kez daha gösterdiği"nden dem vurarak "sorunu halk iradesinin toplumsal her alanda iktidar olmasıyla gerçekleşmesi"ne bağlayan Emek Partisi, o ‘büyük gün’ gelene kadar ezilen ve sömürülen kitlelerin ne yapmaları gerektiğine dair aydınlatıcı tek bir söz etmekten kaçınıyor.