Bir eylemcinin anlatımından

Bir grup işçi sınıfı devrimcisi ve genç devrimci işçinin sayısız eylemle dolu 1 Mayıs yürüyüşü

Salı, 1 Mayıs 2007 (19 yıl 5 ay önce)

Sabah saat 5:00'de ilk defa böyle bir eyleme katılacak 4 genç işçi ile birlikte Devrimci 1Mayıs için Ümraniye'den yola çıktık.

Sabahın o saatinde Kısıklı girişinde trafik durdu. Biraz bekledikten sonra arabadan indik yürümeye başladık. Yarım saat yürüdükten sonra Kavacık'tan bir önceki duraktan yeniden otobüse bindik.

Otobüste herkesin sinirleri gergindi. Kimi 1 Mayıs'a kızıyor kimi valiye... "Ben işçiyim!" diye yüksek sesle bir konuşma yapmaya başladım:

1 Mayıs benim haklarım için işçi kardeşlerimle birlikte mücadele etme günüm. Kim neden yasaklar bunu. Yasaklar sadece biz işçilere geliyor...
demeye kalmadan yaşlı bir amca aldı lafı. Küfürle karışık olarak vali, belediye başkanı ve hükümeti ziyaret etti. O daha sözünü tamamlamadan otobüs yeniden durdu.

Yanımda ilk defa 1 Mayıs'a katılan insanlar vardı. Belli belirsiz bir korku vardı. Sürekli "Ne yapacağız abi" diye soruyorlar. "Arkadaşlar" dedim:
1 Mayıs'a yalnızca biz gitmiyoruz. Bu gün bütün İstanbul ayakta. Gerekirse yürüyerek geçeceğiz.
Ve gerekti!.. Yürüyerek geçtik... Önce polis bırakmadı ama işe giden kadın emekçilerin bastırmasıyla yol açıldı. Yürüyerek Zincirlikuyu'ya kadar geldik. Oradan Beşiktaş'a indik. Yeni katılan arkadaşlar da yorgunluk ve şikayet artıyordu. Biraz dinlenmek ve çay içmek için açık bir yere oturduk.

Daha çaylarımız yeni bitmişti ki uzaktan slogan sesleri geldi. Hızlıca kalktık. İskeleye doğru koştuk. Biz giderken polis saldırdı. Çoğunluğu TKP'li olan kitle Ortaköy, Yıldız ve Dikilitaş civarına çekildi. Bizler katılır katılmaz hemen polise taşlarımızı gönderdik. Yanımdaki genç işçiler de artık açılmış, teredütsüz taşlara sarılmışlardı.

Bu arada paniğe kapılan TKP'liler bizi "provakasyon çıkarmak"la suçlamaya kalkıştılar. İşin trajedi-komedisi bu ya o sırada hemen altımızda sivil polisler yakaldıkları iki TKP'li genci linç ediyorlardı. Biz biraz yukarıda olduğumuzdan attığımız taşlarla sivil polisleri oradan uzaklaştırdık. Polislerin vahşice dövdüğü gençler yukarı gelince kanrevan içinde ve ayakta duramaz haldelerdi.

Arkadaşlarla yukarı çekilip ne yapacağımızı konuştuk. Bir şekilde Dolmabahçe'ye inmemiz gerekiyor. İnemezsek o zaman başka bir yoldan Taksim civarını yoklayacağız. Hemen Barbaros'a doğru yürüyoruz. Orada Halkevci bir grupla da karşılaşıyoruz. Onlarla birlikte yeniden yükleniyoruz Kabataş'taki toplanma noktasına.

Polis yoğun gaz bombası ile saldırıya geçiyor. Geri çekiliyoruz. Yukarıda küçük bir parkta atılan gazlardan bayılan yaşlı bir emekçi var. Limonla müdahale ediyoruz. Yüzünü yıkıyoruz... Kendine geliyor. Eylem sırasında gözden kaybettiğimiz iki arkadaşımızı arıyoruz. Onlarla birlikte bu kez SDP'li bir grupla karşılaşıyoruz. Onlardan diğer bazı grupların da aşağıda yeniden toplanacağını öğreniyoruz. Onlarla birleşip yüklenelim diye öneriyoruz. Aşağı inince bu kez DTP'li gençleri buluyoruz. Birlikte yükleniyoruz.

Maskeler takılıyor, yeniden gaz, yeniden taşlar... Biz yeniden kayıp ediyoruz birbirimizi. Birini buluyorum kısa zaman sonra ama diğerlerine ulaşamıyorum. Toplanan gruplarla Dolmabahçe'ye inelim diyoruz. Parktan aşşağı iniyoruz, bir grubun yürümeye başladığını görüyoruz. Koşarak katılıyoruz ama polis izin vermeyeceğini çemberin dışındakileri almayacağını söylüyor. Ben daha etrafa "bizden başka kim var" diye bakarken yanımdaki işçi arkadaş polisi itip içeri daldı. Ardından ben daldım. Polis müdahale edince emekçiler de müdahale ediyor.

"Yaşasın 1 Mayıs", "Yaşasın Taksim 1 Mayıs Alanı!", "Yaşasın Direnişimiz", "Gözaltılar Serbest Bırakılsın", "1 Mayıs Şehitleri Ölümsüzdür", "Devrim Şehitleri Ölümsüzdür sloganlarıyla Taksim'e giriyoruz. Taksim'de sloganlar öfke birbirine karışıyor. Bize bir grup daha katılıyor. Sendika ağaları apar topar karanfil merasimi yapıp kaçmaya çalışıyorlar, "final buydu" diyorlar. Yuhlamalarla protesto ediyoruz.

Kitleden beş on kişi ile birlikte "Arkadaşlar devrimciler emekçiler sabahtan beri sokak sokak çatışarak bu meydanı özgürleştiriyorlar. Buraya dostlar alışverişte görsün diye mi geldik. Gözaltına alınanlar serbest kalmadan meydandan ayrılmayalım" diyoruz.

Polis hazırlık yapıyor. KESK'ten bir sendikacı bizimle yer yer itişmeye varan tartışmaya giriyor. "Yılgınlık Yok Direniş Var" diye kitleyi tutuyoruz. "Gözaltılar Serbest Bırakılsın" sloganı ve ajitasyon konuşmalarıyla kitleyi 20 dakika daha meydanda tutuyoruz. Ama kitle polis baskısı ve sendikacıların tutumu ile Kazancı yokuşuna yöneliyor ve yavaş yavaş dağılıyor...

İşçi arkadaşlarımızla konuşuyoruz. Bazı eylemciler de gelip ne yapacağımızı soruyor. Kararlaştırıyoruz Sıraselviler'e geçelim diye. Marmara Oteli'nin arkasında oralarda toplanmış bekleyen kitleyi görüyoruz. Bir kısmı meydana girmiş yeniden. Arkada 150 kişilik bir kitle var. Kararsızlık içinde.

Bir kaç arkadaş ajitasyon konuşmaları yapıyor. Bizler sloganları patlatık. Böylece oralarda bekleyen kitlenin tamamına yakını meydana girdi. Beşiktaş'taki eylemlerde aldığımız sulardan dolayı, öfke, ter, ıslaklık birbirine karıştı. Derken İstiklal'den slogan sesleri. İstiklal'de yoldaşları görüyoruz. Onlar da Alınteri pankartını açmış geliyorlar, arkalarında muazzam bir kitle yürüyor.

Sloganlar, sloganlar ve polisin yeniden saldırısı. Gerisini tam hatırlamıyorum. Kendime geldiğimde Taksim Sahnesi'nde bir kanepedeydim. Bir doktor ve hemşire vardı. Başım kanıyordu. Doktor ciddi bişey yok dedi. Aşırı gaz ve aldığım darbelerden baygınlık geçirmişim sadece.

Sokağa yeniden çıktım. Etrafı yeniden dinlemeğe aldım. Bir slogan bir yumruk görsem yeniden fırlayacam. Sonuçta bu gün 1 MAYIS... Bugün Emeğin Kavga günü... Yeniden doğduğumuz gün!