Perşembe, 3 Mayıs 2007 (19 yıl 5 ay önce)
GÜNÜN İLK IŞIKLARI İLK TELEFON
Sabah 06:00′da telefon çalıyor:
“İllerden 1 Mayıs için gelen bütün araçlar Pendik gişelerinde bekletiliyor. Köprüler tek şeride indirilmiş ikisinde aramalar başlamış.” Yarım saat sonra telefon yine çalıyor:
“Baskılar Bizi Yıldıramaz, Yaşasın 1 Mayıs!” telefon kapandı. İşte başlıyoruz,
günaydın İstanbul, merhaba 1 Mayıs. Bu telefondan
Tertip Komitesi ve platform temsilcilerinin gözaltına alındığını öğreniyoruz. Toplanma yerinde küçük küçük gruplar toplaşmaya başlıyor ama ya dağıtılıyor ya da gözaltına alınıyor.
Kendi aramızda hızlı bir iletişim ağı yaratıyoruz. Dağınıklığa, kafa bulanıklığına sebebiyet vermemek için, refleks gösterip toplanma yerini değiştiriyoruz. Kitlemizi
Eminönü’ne yönlendiriyoruz.
Artık ne pahasına olursa olsun Taksim’e çıkılacak. Bunun için ne yapılması gerekiyorsa yapılacak. Yollar zaten kapalı her yerden
“Taksim’e nasıl çıkacağız?” soruları geliyor. Toplanma yerine bize bilgi aktaracak bir haberci gönderiyoruz. Bir araya gelmeye başlıyoruz.
30 yıllık özlem ve birikmiş öfke gün ilerledikçe bizi Taksim’e yaklaştırıyor. Sokaktayız, yürüyoruz, İstanbul yürüyor. Kim eylemci kim değil anlaşılması mümkün değil, herkes sokakta. Bugün İstanbul doğal bir iş bırakma halinde. Herkes doğal eylemci. Sokaklardaki bütün insanlar öfkeli, devlete sövüp sayıyorlar. Herkes 1 Mayıs olduğunu biliyor.
Her yerde öbek öbek insanlar ne yapacaklarını bilemeden dolaşıyorlar. Temsilciler gözaltına alındığından bizim dışımızda kimse ne yapacağını bilemiyor. Yoldan kimi topluyorsak yanımıza alıyoruz. Her yerden eylem haberleri gelmeye başlıyor. Her biri coşkumuza coşku katıyor.
Üsküdar’da ulaşım engeline takılan, içinde yoldaşlarımızın da bulunduğu eylemciler kitleleri harekete geçirip vapur kaldırtıyorlar. Köprülerde, yollarda kalanlar eylem yapıp polisle çatışıyorlar. Semtlerden, sanayi bölgelerinden çıkamayan emekçiler bulundukları yerlerde eylemler düzenliyorlar. İstanbul’un her yeri 1 Mayıs ve her yer Taksim. Platform
Okmeydanı’nda toplanıp Taksim’e yürüyecek gibi, anlık çelişkiler yaşanıyor. (Kimi yoldaşlarımız Okmeydanı’nda kalıyor.)
HEDEF TAKSİM!
Kitleyi hızla toparlayıp hedef Taksim diyoruz. Bu sefer Anadolu yakasından
1 Mayıs Mahallesi’ne gidiliyor haberleri gelmeye başlıyor.
Alınteri okurları semtlere gitmeyecek diyoruz, onları da Taksim’e yönlendiriyoruz.
Kabataş’ta
Mecidiyeköy’de bekleyen yoldaşlara ulaşıp onları da yönlendiriyoruz. Eminönü’nde her iki yakadan gelenlerle buluşuyoruz.
Her gelen yoldaşın bir eylem hikâyesi var. Her gelen en az bir eylem ve bir çatışma yaşayarak geliyor. Bu kararlılıkla Taksim’e yöneliyoruz. Bunca çatışma ve eylemi aşarak; ama daha yeni başlıyoruz.
1 Mayıs’ı kazanmak gerek! Taksim’i fethetmek gerek.
TAKSİM ÖNCE KAFALARDA KAZANILDI
Karaköy’e geldiğimizde sayımız 50’ye varmıştı. Koştura koştura
İstiklal Caddesi’ne çıkmaya çalışıyoruz.
Galatasaray’da bekleyen, Taksim civarında bize ulaşmaya çalışan yoldaşlar var. Her yerde polis barikatlarına tosluyoruz; ama ne pahasına olursa olsun bu abluka yarılacak!
Galatasaray Lisesi’ne çıkan sokaktaki barikattan kimimiz geçmeyi başarırken, kimimiz geri dönmek zorunda kalıyor.
Sıraselviler Caddesi’nden girmeyi zorlayanlar çatışarak geri çekilip başka bir yoldan geçmeyi başarıyor.
Tarlabaşı’ndan gelenlerde çatışa çatışa İstiklal Caddesi'ne ulaşıyor.
Tepebaşı‘ndan çatışmadan gelenler,
Dolmabahçe‘den ve her yerden gelenler bizimle buluşmayı başarıyor.
İşte İstanbul’un dört bir yanından barikatları aşa aşa gelen işçi ve diğer yoldaşlarla İstiklal Caddesi’nde bir aradayız. Dağınık duran bütün gruplar, ne yapacağına karar veremeyen devrimciler, herkes tek bir işaret, doğru bir inisiyatif, doğru bir yönlendirme bekliyor. Toplanıp slogan atmaya başladığımızda dağınık duran binlerce işçi, emekçi, devrimci birden toplanıyor. Eylemi başlatıyoruz, sloganlarla polis barikatına doğru yürümeye başlıyoruz.
Barikatın başına gelince bir dalgalanma başlıyor, slogan atmaya devam ediyoruz. Kitle geriye doğru slogan ata ata yürümeye başlıyor. Kitleyi tekrar toparlamaya çalışıyoruz. Tam o sırada Alınteri pankartımız yetişiyor. Hemen pankartımızı açıp geriye giden kitlenin yüzünü pankarta doğru çeviriyoruz.
Pankart açılır açılmaz herkes ona doğru geliyor. Hiç tanımadığımız işçi gençler koşarak pankartı tutmaya çalışıyor. Pankartla güçlü bir bağ kuruyorlar, benimsiyorlar, kendileriyle özdeşleştiriyorlar. 1 Mayıs ve Taksim arzusuyla tutuşan herkesin pankartıdır artık pankartımız.
GERİ ÇEKİLMEK YOK!
Şimdi artık daha güçlüyüz ve daha gür çıkmaya başlıyor sloganlarımız. Taksim sloganlarımızla inlemeye başlıyor. Kararlı adımlarla binlerce kişi Alınteri pankartının arkasında polis barikatına doğru
“İşte Taksim, işte 1 Mayıs” sloganıyla yürüyüşe geçiyor.
İşte sınıf bilinci, sınıf kini, sınıf militanlığı kendini Taksim’de gösteriyor. Herkesin gözleri kıvılcımlar saçıyor. İşte geldik Taksim! 30 yıllık özlemimizle geldik. Polis bizimle pazarlığa başladı:
“Basın açıklamanızı yapın ve dağılın!” diyor. Tabii ki kabul etmiyoruz. Polis meydandan çekildikten sonra basın açıklamamızı yapacağımızı söylüyoruz. Bütün basın orada, devrimci dostlarımız da geliyor. Pankartı televizyonda gören herkes Taksim’e koşuyor, sayımız gittikçe artıyor. Avukatlar da geliyor ve bizimle birlikte hareket ediyorlar.
Bu arada sloganlarla inliyor Taksim Meydanı. Bu kararlı kitlenin karşısında polisler panik halindeler
“Basın açıklamanızı yapın ve dağılın. Bizi sizleri dağıtmaya mecbur bırakmayın, aranızda değerlendirin” diyorlar. Sloganlarla cevap veriyoruz. Kararlıyız polis barikatı çekilmeden basın açıklamamızı yapmayacağız. Sonra
“meydan muharebesi” başlıyor. İşte Taksim, işte 1 Mayıs; gaz bombaları, tazyikli suları, kurşunları vız gelir bize. Taksim bizimle, emekle, Alınteri’yle özgürleşti. Çatışma Taksim’in ara sokaklarında bütün gün sürdü. İki sınıf vardı 1 Mayıs'ta Taksim’de. Akşam saatlerinde Taksim Meydanı’ndan başka bir coşku ve gururla geçtik. Kazanmanın coşkusu ve gururuydu. Taksim’i biz kazandık, emekçiler kazandı.
Taksim’in adı yeniden 1 Mayıs Meydanı’dır artık!