Kabataş, Dolmabahçe, Maçka, İstiklal, Tarlabaşı… Her yerde her yer Taksim şiarı...
Günler süren çalışmaların sonunda beklediğimiz gün gelmişti. 1 Mayıs sabahı saat 9:00′a bir durağa beraber gideceğimiz arkadaşlarla randevu koymuştuk. Ama nerdeyse hepimiz 7:30'da duraktayız.
Herkes sabırsız, “Hadi gidelim geç kalacağız Taksim’e” her ağızdan, hep bir ağızdan bu söz... Ama sabırsızlığımızı ketlemeye çalışıp, gelecek otobüsü yoldaşlarımızı, dostlarımızı bekliyoruz. Sonra otobüsün başına gelenleri öğreniyoruz: Polisin tehditleri ve baskısına şoför dayanamamış. Ama hedef Taksim hiç kimse durduramaz bizi...
Diğer alanlardan da haberler geliyor. Gebze sendikaları zorluyor ama yok. Trene yöneliyorlar. Haydarpaşa’dan Eminönü'ne geçip ordan Taksim'e çıkacaklar. Zaten başka çıkış da yok. Kabataş tarafında yoldaşlarda kitleyle birlikte Taksim'i zorluyor. Kartal, sendikaların işçilerin içinde otobüslerle gelmeye çalışıyorlar. Onlara da Kozyatağı’nda sendikalar “görüyorsunuz gidemiyoruz” diyerek otobüsleri bir sendikanın bahçesine çekiyorlar. Bizimkiler ikna etmeye çalışıyor. ESP "Biz 1 Mayıs Mahallesi'ne gidiyoruz" diyerek ayrılıyor. Bizimkiler 25-30 kişi ayrılarak Haydarpaşa üzerinden Eminönü’ne geliyorlar. İçmeler, Gülsuyu tarafından gelenler Kavacık köprüsüne kadar geliyorlar daha ileri gidemiyorlar. Kurtköy’de işçilerin bekletildiği ve saldırıya uğradığı haberi alınınca oraya gidiliyor. Orada çatışmalara katılıyorlar.
İstanbul’un farklı yerlerinden bütün güçlerimiz Taksim’e girmeye çalışıyor. Kabataş, Dolmabahçe, Maçka, İstiklal, Tarlabaşı… her yerde. Her yer Taksim şiarıyla hareket edilmeye çalışılıyor. Sendikalar zorlanıyor, İşçiler Taksim’e çağrılıyor. Polisin önümüzü kestiği her yer 1 Mayıs meydanına çevrilmeye çalışılıyor.
Biz Kozyatağı’ndan geliyoruz. Kadıköy’e ulaşmaya çalışıyoruz. E-5 trafik çok yoğun alt yoldan gelmeye çalışıyoruz. Kadıköy tarafına giden ne varsa binmeye çalışıyoruz. Yarı yolda iniyoruz, çünkü mitingten kaynaklı yollar kesik. Yürüyerek Haydarpaşa’ya ulaşıyoruz. Bu sırada alanlarla bağlantımız hiç kopmuyor, anlık değişikler yeni durum hemen birbirimize aktarıyotuz. Eminönü’nde diğer yoldaşlarla buluşuyoruz. Galata Köprüsü'nden aramalardan geçiyoruz. Karaköy’den İstiklal’e ulaşmaya çalışıyoruz.
Yolda Taksim’e girildiğini öğreniyoruz, adımlarımızı dahada hızlandırıyoruz. Herkeste en önce ben Taksim’de olacağım coşkusu var. Karaköy’de bütün ara sokakları polis tutmuş geçişe izin vermiyor. Tek tek veya çifterli gelerek sokaklardan geçip, İstiklal’de Yapı Sanatevi’nin bulunduğu hizada bir araya geliyoruz.
Sloganlarımız birbiri arkasına devam ediyor. Sayımız hızla artıyor. Bu sırada meydandaki basın açıklamasının bittiğini öğreniyoruz. Taksim alanına girmek için öne geçip sloganlarımızla ajitasyonlarla yürüyüşe başlıyoruz. sayımız her geçen dakika artıyor. Önümüzdeki barikatta öyle. Kitle artıyor ve biz barikatın önündeyiz. Bu öyle kuru bir kitle değil. Herşeyi göze almış sonuna kadar militan diri bir kitle.
İnsanlara bakıyorum arada, hiçbirinde kararsızlık yok, kadını erkeği yaşlısı genci en önde barikatın önündeler. Ara sokaklarda cadde üzerinde bulunan herkese ulaşılmaya çalışılıyor. Çoğu eylem bitti veya tek başıma ne yapabilirim diye beklenti içinde bekliyorlar. Çağrımızla gelip kortejlere katılıyorlar. Dağınık olan grupları toplamaya güçlü bir şekilde barikata yöneltmeye çalışıyoruz.Burada gaz bombalarıyla saldırıyorlar.
Poisin saldırısı kitleyi yıldırmaktan ziyade daha da kararlı hale getirmişti. Sayımız saldırıdan sonra çok daha fazla artmıştı.Günün en güzel olaylarından biri daha gerçekleşti pankartımız alana girmişti. En öne Alınteri pankartımızı açtık “1 Mayıs Kızıldır Kızıl Kalacak", "Yaşasın Devrimci Dayanışma", "Kahrolsun Faşist Diktatörlük” sloganlarıyla tekrar önümüzdeki polis barikatına doğru yürüyüşe geçtik.
Sloganları tüm kitle bir ağızdan atıyordu. Barikatla karşı karşıyayız. Pankartımızı tutanları sağlamlaştırıyoruz. Nerdeyse 15-20 kişi tutuyor pankartı. Çoğunu tanımıyoruz, çatışmak Taksim'e çıkmak için kendini ifade edecek yer olarak görüp geliyorlar. Onların yanına yoldaşlarda geliyor. Bir hayli kalabalık oluyorlar böylece.
Polis yetkilileri gelip dağıtacaklarını söylüyorlar. Bizde “Biz Taksim’e çıkacağız orada basın açıklaması yapacağız” diyoruz. Bizdeki kararlılıktan sonra “Burası da Taksim burda yapın” diyorlar. Kabul etmiyoruz. Tramvay Durağı'nda yapacağız basın açılamasını polisi çekin ordan diyoruz. Kabul ediyorlar. Bütün gelişmeleri kitleye aktarıyoruz. Polis sürekli gelip pazarlık yapmaya ya da taciz etmeye çalışıyor. Diğer siyaset temsilcileriyle de aynı fikirdeyiz.
Polis "Vazgeçtik tramvay durağından, dağılmazsanız saldıracağız" diyor. Tramvay durağına gitmediğimiz koşulda buradan ayrılmayacağız diyoruz. Daha arkamızı dönmeden gaz bombalarını atmaya başlıyorlar...