Gözaltında 1 Mayıs

Taksim'e akan coşkunun içinde değildik ama 1 Mayıs'ı gözaltına taşımanın coşkusundaydık

GÜNCEL
Cuma, 4 Mayıs 2007 (19 yıl 5 ay önce)

1 Mayıs’dan bir gün önce, örgütleyici kurumlar DİSK’te son bir toplantı yapmış ve toplamı 38 olan tüm kurum temsilcilerinin sabah saat 7:00′de Dolmabahçe’de buluşması kararlaştırılmıştı.

Sabah saat 6.50 gibi alandayım. Alanda hiç kimse yok. Ama alanın tüm boşluklarını polis yoğun olarak tutmuş durumda. Merak edip bir bileşen temsilcisine nerede olduklarını soruyorum telefonla... O da gelenlerin Beşiktaş’ta toplanmaya başladıklarını, ilk müdahalenin orada yapılmasından dolayı Beşiktaş' gittiklerini söylüyor. Ben de öbek öbek polisler arasından oraya yöneliyorum.

Hemen hemen tüm Tertip Komitesi üyeleri ana caddenin yanında küçük bir çay bahçesinde ne yapılmasına dair ikili üçlü sohbetler yapıyordu.

Bolu'dan birimiz lise öğrencisi 2 genç olarak ilk kez 1 Mayıs'a katılacağız. Bazı aksaklıklar nedeniyle İstanbul'a Bolu ve Düzce'den Alınteri ve DPG okurlarıyla beraber gelemedik. İstanbul’a adım atar atmaz, sabah saat 7:00 sularında bir kafede çay içerken gözaltına alındık.

Gece 24:00 sularında bırakıldık. Çıktığımızda neşeliydik. Evet, ilk 1 Mayıs'ımıza katılamamanın ve Taksim'e akan coşkunun içinde olamamanın burukluğunu da yaşıyorduk ama ilk gözaltımıza 1 Mayısı taşımanın sevinci içindeydik. Gözaltı boyunca sürekli marşlar ve sloganlarla coşku içindeydik.
DİSK Sekreteri Musa Çam'a: “Bence alana gidip alanın bir kısmını tutalım. İnsanlara orada randevu verdiğimiz için ilk biz gidelim” diyorum. Pek çok kişi de bunu ya dile getirmiş ya da tekrarlıyor. Hafif karamsar bir hava olduğu seziliyor. Hemen sonra da ana caddeden 10-15 kadar askeri aracın geçişine tanık oluyoruz. Aramızda “Darbenin olduğunu biliyorduk ama askeri sokakta görmemiştik, demek ki o da bu gün olacakmış” şeklinde sohbetler gelişiyor.

Alana ilk bizim gitmemiz konusunda karar alındı. Devrimci 1 Mayıs Platformu’ndan da bir kişinin bulunduğu 8 kişinin önlüklerini giymesinin ardından yola koyulduk.

Düzenli kortej yok. Slogan yok. Bu arada sonradan öğrendiğimize göre Taksim anıtına bırakılmak üzere Beyoğlu Belediyesi’nden izni alınan kırmızı ve beyaz karanfillerden oluşan bir çelenk de geliyor. Alana girmeye başladığımızda bizim en az 10 mislimiz kadar bir çevik kuvvet tarafından sarılıyoruz. Alana girdiğimizde sayımızın 48 olduğunu daha sonra gözaltında öğrendik.

Gözaltı otobüsleri çekilip zorla bindirilmeye çalışıldığında ilk sloganlar patlatılıyor: “Yaşasın 1 Mayıs!”

İki otobüs ancak alıyor bizi. Araçlarda da devam ediyor sloganlar. O kadar ki nereye götürüleceğimiz konusunda telsizden gelen talimatları polisler duyamıyorlardı. En son Vatan’a gideceğimiz anlaşılınca onlarda radyoyu son ses açıyorlar. Nafile onları sloganlarımız ve marşlarımızla rahatsız etmeye devam ediyoruz. Vatan’a geldiğimizde sloganlarımız susmuyor.

İlk kimlik kontrolü yapacaklarını söylüyorlar. Bizim arabada hemen karar alıyoruz. Kimlik göstermiyoruz. Diğer arabanın kimlikleri verdiklerini öğreniyoruz. Avukatlar gelip işlemlerin hızlanması için vermemizin iyi olacağını söylüyor. Neyse topluyoruz. Telefonlarımız susmuyor. Her bölgeden ilk gözaltı ve çatışma haberlerini öğreniyoruz.

Açık olan telefonlarımızdan rahatsızlık duyuyor polisler ve hemen cep telefonlarımızı kapattırmaya uğraşıyorlar ama tartışmalar sonucu biz baskın geliyoruz. Hesap sormaya başlıyoruz. “Niye aldınız bizi, almaya hakkınız yok. Gözaltına alma kararını görmek istiyoruz” gibi. Devrimci kurumların temsilcilerinin ağırlıkta olduğu otobüs daha canlı. DİSK, KESK ve TMMOB temsilcilerinin olduğu otobüse ve bize su getirildi.

1 Mayıs gözaltı saldırıİki otobüsteki insanlar Adli Tıbba götürülecek diye en kötü belediye otobüslerinden birinde biraraya getirdiler. Yaklaşık iki saat beklettildik. Gözaltındaki sendika yöneticileri canlı yayına bağlanmaya başladılar. Pek çok devrimci kurum temsilcisi de gözaltında olmasına rağmen anında olup biteni cepten öğreniyorlardı. Tam bir karargaha dönüşmüştü otobüs. Kimi zaman slogan atıyor, kimi zaman birimize gelen haberler üzerine değerlendirmeler yapıyorduk.

Bizi en azından geceye kadar tutacaklarını tahmin ediyorduk öyle de oldu. Bu arada bir şekilde de olsa yaklaşık 500 kadar kişinin Taksim’e çıktığı haberi geldi. Coşku arttı. Marşlarımız, sloganlarımız bekletildiğimiz Fatih Caddesi'nden de duyuluyordu.

Tekrar Vatan’a geldiğimizde pek çok belediye otobüsünü görünce gözaltı sayısında artış olduğunu anladık. Gözaltında ÇHD Şube Başkanı da içinde olmak üzere 5 avukat da vardı. Avukatları ayırıp serbest bırakacaklarını söylediler. Kabul edilmedi. “Bir suç işlendiyse eğer birlikte işledik. Bize ayrı bir muamele yapmayın” dendi. “Önce niye gözaltında olduğumuzu açıklayın” diye soruldu. Onlar da “Ama sizi nezarethaneye atmak zorunda kalacağız” deyince “Olsun” dedik, “Anca beraber kanca beraber!”

Hemen o aşamada gözaltındaki tavrın ne olması gerektiğini konuştuk. İfade vermeyelim. Tamam içimizde yaşlılar da olduğu için herkes açlık grevi yapamayabilir ama çoğumuz açlık grevindeyiz. Musa Çam da “Tamam arkadaşlar, çoğu arkadaş ifade vermeyelim diye düşünüyor. O halde kolektif olarak ifade vermiyoruz” diye bağlıyor.

Bir süre sonra avukatları da nezarethaneye atacağız diyerek ayırdılar. Sonra hemen bıraktılar; diğerlerini ise nezarethaneye attılar. Bu gözaltı sürecinde bu konuda tavır ve inisiyatifleriyle deneyimli oldukları gözleniyordu devrimci kurumların temsilcilerinin. Sonuç olarak da tavır genelleştiriyor, birliktelik kimilerinin hoşuna gitmese de kolektifleştiriliyordu.

Sendika yöneticilerini bilemiyoruz ama oradaki herkes, bu gün en rahat işinin gözaltına alınmak olduğu konusunda hem fikirdi!