Faşizme karşı yaşa(sın) Erol Zavar

Erol Zavar belki cezaevinde şehit olacak, belki onu alacağız, tedavi edeceğiz...

GÜNCEL
Cuma, 11 Mayıs 2007 (19 yıl 5 ay önce)

Ufuk Çizgisi, Sayı: 61, 7 Mayıs 2007

Ölüme meydan okumak, düşmana inat yaşamak, kölece yaşam koşulları karşısında artık yeter diyerek emeğin onurunu kuşanmak, Cumhurbaşkanlığı seçiminin kızıştırdığı burjuva siyaset arenasının katılımcısı ve seyircisi olmaktan proleter sosyalizmin ideolojisiyle sıyrılıp sınıf mücadelesinin saflarına adım atmak, yasaklamalara rağmen “1 Mayıs alanı Taksim”dir demek ve o gün orada olmak…

Sonu “-mak”la biten o kadar çok cümle kurabiliriz ki her birimizin yarattığı bu sonsuz hareketin ucunu bucağını yakalamak pek mümkün değilmiş gibi görünür.

Her sabah hayata gözlerimizi yeniden açar ve bırakırız kendimizi yaşamın telaşlı, uğultulu ritmine. Kendi yaşadıklarımızı biliriz de dışımızdaki yaşamları pek bilmeyiz. Ama yine de her gün yeniden doğar güneş ve karşıtların mücadelesi ve birliği içinde sınıfsal bir zemine oturur yaptığımız ya da yapmadığımız her şey.

Bu gerçeğin farkına varabildiğimiz oranda içinde yaşadığımız dünyanın anlamını kuşanmak, var olmak ve “varolacağız” diyebilmek mümkün ve zorunlu olur. Sonrası, sınırsız bir dünya açılır önümüze…

Bir de bakarsınız ki dışınızdaki yaşamlar artık o kadar da bilinemez değildir, içinde yaşadığımız, hapsolduğumuz hücre duvarları yıkılmış, tecrit ortadan kalkmıştır.

Yaşamın baş döndüren akışı içinde düşmana inat yaşayan da, emeğin onurunu kuşanan da, sınıf mücadelesinin saflarına ilk adımlarını atanlar da… hayatı insanca yaşamak istemekte ve yapıp ettikleriyle birbirlerinin adımını güçlendirmektedirler.

Anlatılan bizim hikayemizdir. Ve bu hikayede bazen emek, onur, mücadele, yaşam, ölüm,… gibi kavramların içini dolduran yüzler de belirginlik kazanır. Bir çift ışıltılı göz olur bakar size. İşte onlardan birinin yaşamına en yakınındakinin gözleriyle “benim geleceğim, benim yarınım” diyen eşinin gözleriyle tanıklık edeceğiz.

Kapatıldığı F tipi tecrit hücrelerinde vücudundaki kanser hastalığıyla ölüme mahkum edilmek istenen devrimci bir tutsağı, Erol Zavar’ı anlatacağız size.

Ölümü Ektim Randevu Yerinde Beklemekten Ağaç Olsun


Zembereği boşalmış sözcüklerin
Akreple yelkovan öpüşüyor onikide
Bütün ziller vaktinde vuruyor
tembellik edip gitmeyeceğim
Kusura bakma ölüm
Bugün de gecikeceğim.

Sessizlik çökmüş kentin sokaklarına
Martılar uykuya dalmış
Kar bütün izlerini örtmeye hazır
Randevularımıza sadığımdır sektirmem saatini
ama bu sefer tembelliğim tuttu
ölüm daha çok beklersin beni

Şimdi kış
ölümün vaktidir derler
ve tecrübelerimden bilirim
kışın ölene söverler
Kusura bakma ölüm
ben ardımdan sövdürmem.
Bu randevuya asla gelmem

Bu şiirin içinden tren de geçebilir
Uçak da
Vapur da
Bütün teknolojik ölüm aletleri de
ama hiç birine binmeyeceğim
Kusura bakma ölüm
gelmeyeceğim

Gelecek öyle uçsuz bucaksız duruyor ki
Ve ben ne olacağını merak ederken
hani filmin en güzel sahnesinde
sinemadan çıkar gibi
hayattan çıkıp gidemem
Kusura bakma ölüm

Adın çok soğuk gelemem
Bunca mazeretim varken
yaşama dair,
ölümü aklımdan bile geçirmem
Seviyorum seni hayat
tüm kötü sürprizlerini de...


Erol Zavar, 17 Şubat 2004
Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Mahkum Koğuşu

Bir insan kendisine dayatılan ölüme nasıl meydan okur, düşmana inat nasıl bir baş eğmezlikle yaşar kendinden alınmak istenen her anı. Son görüşmesinde eşine “benim ölmemi bekliyorlar ama ben buradan sedye ile değil elimi kolumu sallayarak çıkacağım” diyen Erol Zavar sadece ölüme değil onunla aynı sureti paylaşan faşizme direniyor.

Ve bu direnişiyle o, tecrit hücrelerinde sessizce ama hızlıca imha edilmek istenen hasta tutsakların sesini devrimci bir baş eğmezlikle dışarıya taşıyan simge isimlerden biri oldu. Aynı zamanda tutsaklık ömrü F tipi tecritle yaşdaş olan Erol Zavar yaşadıklarıyla içerdeki, eşi Elif Zavar ise ölümlü bir kanser hücresi gibi içerden dışarıya yayılan tecridin tanığı.

19 Aralık katliamının hemen sonrasında 2001 Ocağında Aydın Nazilli’de eşi ile birlikte yaşadıkları evden gözaltına alınır Erol Zavar. Ankara DGM’de “Yasadışı Direniş Hareketi üyesi olarak Anayasal düzeni zorla değiştirmeye teşebbüs ettiği” gerekçesiyle “ömür boyu hapis cezasına çarptırılarak” tutuklanır.

19 Aralık katliamı yeni yapılmıştır, cezaevleri karmakarışıktır ve Erol “yer yok” gerekçesiyle Eskişehir Cezaevi'ne götürülür. İkinci çocuklarına hamile olan Elif Zavar eşiyle birlikte doğum hazırlıkları yapmakta iken kendini birden bire cezaevi yollarında bulur.
Erol’u götürünce ben hamile halimle yollara düştüm, düşük tehlikesi de vardı. Ankara-Eskişehir arası mahkeme süreci içinde çocuğumda çok gelişmemişti. Yavrucuğum benim 2 kilo 750 gr doğmuştu.
Cezaevine girmeden önce Erol’un mesane kanseri olduğu ortaya çıkmış ve daha başlangıçta teşhis edilen hastalık kontrol altına alınarak tedavisine başlanmıştı..

İyi bakım ve sürekli kontrolün şart olduğunu söyleyen doktorları aksi takdirde sağlığının tehlikeye gireceğini hatırlatarak 5 yıl tekrarlamazsa kontrollerde bir daha kanser diye bir riski kalmayacağını da söylemişlerdi.

Aradan 2,5 yıl geçmesine rağmen bakımını ve kontrollerini yapabildiği sürece hiç bir risk gündeme gelmezken gözaltına alındığı hafta 6 aylık kontrol süresi de dolmuş ve cezaevi yılları kanserin kontrolsüzce yeniden ürediği yıllar olmuştur.
Erol’un sağlık sorunu vardı ve biz bir tedavi süreci takip ediyorduk. Cezaevine girdiği andan itibaren endişeler başladı. Ondan önce 3 günlük gözaltı süresinde işkencelerden dolayı iki kez hastaneye kaldırılmış olması zaten başlangıçtı. Hastalığı tetikleyecek bir ortama gitmişti.
Erol’la birlikte Erol’un kanser tedavisi gördüğünü belgeleyen evrakları, 6 ayda bir kontrole gitmesi gerektiğini gösterir belgeleri de ister istemez Eskişehir Cezaevi'ne teslim edilmişti. İletilen raporlara ve “kanser hastasıyım, tedavi görmem gerekiyor, kontrollerimin yapılması gerekiyor” diyerek dilekçelerle yapılan başvurulara rağmen sadece bir kere idrar tahlili yapıldı.

Mesane kanserinin teşhisi için yapılması gereken sistoskopi engellendi, cezaevi yönetimi tehlikeli bir durum olmadığına kanaat getirdi ve cezaevi doktorları sistoskopi tetkiki yerine ağrılar için aspirin verdi.

Eskişehir’den Tekirdağ F Tipi'ne sevkini isteyen Erol burada defalarca geçirdiği krizler, bayılmalar, kanamalar nedeniyle artık ayakta duramaz hale geldi. Kanser Erol’un vücudunda engelsizce yoluna devam etti.

Çünkü F tipinde hastaneye gitmek dövülmek anlamına gelirken doktorlarda görev değişimi yapmış, aspirin ve idrar tahlillerine ek olarak “asker, gardiyan gibi” nasihat vermeye başlamışlardı.

En sonu ağrılar, kanamalar, krizlerle… çığlık çığlığa kendini dayatan hastalık karşısında cezaevi yönetimi Erol’un eşi, avukatları ve arkadaşlarının çabasıyla dışarıda da haber olmasıyla Edirne Tıp Fakültesi'ne sevk yapmak zorunda kaldı.

3 ayda bir yapılması gereken sistoskopi 3 yıl aradan sonra yapıldığında tümörün mesaneyi sardığı görüldü ve apar topar ameliyat edilerek 5 tane çok büyük tümör çıkartıldı.
Ameliyatına giren doktor tümörlerin çok uzun zaman önce oluşmuş olduğunu söyledi. Biz üç yıl hiç kontrol ve tedavi yaptıramadık. İşkence gördüğü, sağlıksız beslendiği, psikolojik baskının yoğun olduğu süreçlerde kanseri başlamış ve gelişmiş. Zaten kanserin gelişmesi için saatler bile yetiyor ki günler geçmiş, seneler geçmiş.
Erol Zavar’ın tedavisi böyle başladı ve dışarıda başlatılan ve giderek genişleyen kampanyayla birlikte engellemelerle, ağır aksak ve işkencelide olsa devam etti.

O günden bugüne geçen 3 yıl içerisinde yapılan her tetkik ameliyatla sonuçlandı ve yapılan 12 ameliyatla toplam 39 kanserli ur alındı. 13. ameliyatında vücudunda ağrı ve şişlik yapan safra kesesiyle birlikte mesaneden su alındı. Mikro düzeyde olduğundan alınmayan tümörler için Mayısın sonunda 14. ameliyatını olacak.

Ve artık doktorlar sürekli tümör üreten mesanenin de alınması gerektiğini söylerken en son yapılan tetkiklerde (Şubat ‘07) akciğerlerde çok sayıda küçük nodul (yumru) bulunmasıyla bu modüllerin kansere dönüşme riski de gündeme geldi.

Edirne Tıp Fakültesinde genel tetkik yapan doktorlar “Nüksederse akciğerden başlar” demişti ve sonucu kesinleştirecek tomografinin çekilmesi için Erol hala hastaneye götürülmüş değil.

Erol’un hastalığının tedavisi için kontrollerinden, beslenmesine, hijyenine… kadar gereken düzenlilik tecrit hücrelerinde tam bir keyfiliğe ve yasakçılığa dönüşmüşken götürülmek istendiği yer belli olsa da o hayattan öyle kolayca çekilip gitmemekte kararlı.

Erol ZavarBir yandan ölüme meydan okuyor, “Yaşayamadıklarımızı, bize yaşatılmayanları biz geri alacağız, yaşayacağız” bir yandan mazereti olan şiirleriyle kendisini beklediğini düşündüğü ölümle dalga geçiyor. “Kusura bakma ölüm gelmeyeceğim” diyerek yaşama olan tutkunluğuyla neşesinden hiçbir şey kaybetmiyor.

Gücünü F tipi tecrit hücrelerinde kırılmaya, yok edilmeye çalışılan devrimci iradeden, insanlık için özlemini duyduğu insanca yaşam idealinin gerçekleşeceği bir dünya için yaşıyor ve mücadele ediyor olmaktan alan direngenliğin karşısında “ölmedin ki kurtulalım” çaresizliğinde tecrit hücrelerinin efendileri.

Dışarının sınırlı da olsa kampanya çerçevesinde örülen desteği, sevgisi, ilgisiyle yaşam arasında güçlü bir bağ kuran Erol Zavar’ı yaşatma sorumluluğu bizlerde. Bunu başarmalıyız! Son sözü eşine bırakıyoruz:
Cezaevlerinde bu sorunlar hiç bitmeyecek. Şöyle bitmeyecek. Sistem değişmediği sürece bitmeyecek. "Biz yanlış yapıyoruz, insanların insanca muamele görmesi gerekiyor, biz bunları dövmeyelim, işkence yapmayalım, haklarına gasp etmeyelim" demeyecek bu sistem.

Bunlar ancak mücadele ile alınacak. Mücadele de bu sistem değişmediği sürece devam edecek.

Erol’un yaşam mücadelesi doğrultusunda ben elimden geleni yapacağım. Bunu her yerde söyledim, herkese de söylüyorum. Bunu ancak güçlü ses olmadıkça toplumun aymaz tarafına anlatamayız, bu konuda hep birlikte bir ses olmamız gerektiğini söylüyor ve buna inanıyorum.

Erol Zavar belki cezaevinde şehit olacak, belki onu alacağız, tedavi edeceğiz, yaşlandığını göreceğiz. Bunu şu anda kestirmek mümkün değil. Ama sistem değişmediği sürece bir sürü Erol Zavar olacak cezaevinde. Aynı sorunlarla onlar mücadele etmek zorunda kalacaklar.

Önemli olan, sisteme karşı mücadele etmek gerektiğini düşünüyorum. Sistemin bu yönünün kırılması gerektiğini düşünüyorum. Bunun için de elimden geleni yapacağım. Umarım çocuklarım da bu yönde mücadele edebilir. Umarım o zamana kadar birşeyleri değiştirebiliriz.

Yarınlarımızı insanca yaşayacağımız bir toplum olur umarım diyorum. Bunun için de mücadeleden geri durmayacağımı söylüyorum. Umarım Erol orada ölmez. Devletin başına (sadece) ben bela olmam diyorum.