Erol Zavar belki cezaevinde şehit olacak, belki onu alacağız, tedavi edeceğiz...
Ufuk Çizgisi, Sayı: 61, 7 Mayıs 2007
Ölüme meydan okumak, düşmana inat yaşamak, kölece yaşam koşulları karşısında artık yeter diyerek emeğin onurunu kuşanmak, Cumhurbaşkanlığı seçiminin kızıştırdığı burjuva siyaset arenasının katılımcısı ve seyircisi olmaktan proleter sosyalizmin ideolojisiyle sıyrılıp sınıf mücadelesinin saflarına adım atmak, yasaklamalara rağmen “1 Mayıs alanı Taksim”dir demek ve o gün orada olmak…
Sonu “-mak”la biten o kadar çok cümle kurabiliriz ki her birimizin yarattığı bu sonsuz hareketin ucunu bucağını yakalamak pek mümkün değilmiş gibi görünür.
Her sabah hayata gözlerimizi yeniden açar ve bırakırız kendimizi yaşamın telaşlı, uğultulu ritmine. Kendi yaşadıklarımızı biliriz de dışımızdaki yaşamları pek bilmeyiz. Ama yine de her gün yeniden doğar güneş ve karşıtların mücadelesi ve birliği içinde sınıfsal bir zemine oturur yaptığımız ya da yapmadığımız her şey.
Bu gerçeğin farkına varabildiğimiz oranda içinde yaşadığımız dünyanın anlamını kuşanmak, var olmak ve “varolacağız” diyebilmek mümkün ve zorunlu olur. Sonrası, sınırsız bir dünya açılır önümüze…
Bir de bakarsınız ki dışınızdaki yaşamlar artık o kadar da bilinemez değildir, içinde yaşadığımız, hapsolduğumuz hücre duvarları yıkılmış, tecrit ortadan kalkmıştır.
Yaşamın baş döndüren akışı içinde düşmana inat yaşayan da, emeğin onurunu kuşanan da, sınıf mücadelesinin saflarına ilk adımlarını atanlar da… hayatı insanca yaşamak istemekte ve yapıp ettikleriyle birbirlerinin adımını güçlendirmektedirler.
Anlatılan bizim hikayemizdir. Ve bu hikayede bazen emek, onur, mücadele, yaşam, ölüm,… gibi kavramların içini dolduran yüzler de belirginlik kazanır. Bir çift ışıltılı göz olur bakar size. İşte onlardan birinin yaşamına en yakınındakinin gözleriyle “benim geleceğim, benim yarınım” diyen eşinin gözleriyle tanıklık edeceğiz.
Kapatıldığı F tipi tecrit hücrelerinde vücudundaki kanser hastalığıyla ölüme mahkum edilmek istenen devrimci bir tutsağı, Erol Zavar’ı anlatacağız size.
Erol Zavar, 17 Şubat 2004
Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Mahkum Koğuşu
Erol’u götürünce ben hamile halimle yollara düştüm, düşük tehlikesi de vardı. Ankara-Eskişehir arası mahkeme süreci içinde çocuğumda çok gelişmemişti. Yavrucuğum benim 2 kilo 750 gr doğmuştu.Cezaevine girmeden önce Erol’un mesane kanseri olduğu ortaya çıkmış ve daha başlangıçta teşhis edilen hastalık kontrol altına alınarak tedavisine başlanmıştı..
Erol’un sağlık sorunu vardı ve biz bir tedavi süreci takip ediyorduk. Cezaevine girdiği andan itibaren endişeler başladı. Ondan önce 3 günlük gözaltı süresinde işkencelerden dolayı iki kez hastaneye kaldırılmış olması zaten başlangıçtı. Hastalığı tetikleyecek bir ortama gitmişti.Erol’la birlikte Erol’un kanser tedavisi gördüğünü belgeleyen evrakları, 6 ayda bir kontrole gitmesi gerektiğini gösterir belgeleri de ister istemez Eskişehir Cezaevi'ne teslim edilmişti. İletilen raporlara ve “kanser hastasıyım, tedavi görmem gerekiyor, kontrollerimin yapılması gerekiyor” diyerek dilekçelerle yapılan başvurulara rağmen sadece bir kere idrar tahlili yapıldı.
Ameliyatına giren doktor tümörlerin çok uzun zaman önce oluşmuş olduğunu söyledi. Biz üç yıl hiç kontrol ve tedavi yaptıramadık. İşkence gördüğü, sağlıksız beslendiği, psikolojik baskının yoğun olduğu süreçlerde kanseri başlamış ve gelişmiş. Zaten kanserin gelişmesi için saatler bile yetiyor ki günler geçmiş, seneler geçmiş.Erol Zavar’ın tedavisi böyle başladı ve dışarıda başlatılan ve giderek genişleyen kampanyayla birlikte engellemelerle, ağır aksak ve işkencelide olsa devam etti.
Bir yandan ölüme meydan okuyor, “Yaşayamadıklarımızı, bize yaşatılmayanları biz geri alacağız, yaşayacağız” bir yandan mazereti olan şiirleriyle kendisini beklediğini düşündüğü ölümle dalga geçiyor. “Kusura bakma ölüm gelmeyeceğim” diyerek yaşama olan tutkunluğuyla neşesinden hiçbir şey kaybetmiyor.Cezaevlerinde bu sorunlar hiç bitmeyecek. Şöyle bitmeyecek. Sistem değişmediği sürece bitmeyecek. "Biz yanlış yapıyoruz, insanların insanca muamele görmesi gerekiyor, biz bunları dövmeyelim, işkence yapmayalım, haklarına gasp etmeyelim" demeyecek bu sistem.
Bunlar ancak mücadele ile alınacak. Mücadele de bu sistem değişmediği sürece devam edecek.
Erol’un yaşam mücadelesi doğrultusunda ben elimden geleni yapacağım. Bunu her yerde söyledim, herkese de söylüyorum. Bunu ancak güçlü ses olmadıkça toplumun aymaz tarafına anlatamayız, bu konuda hep birlikte bir ses olmamız gerektiğini söylüyor ve buna inanıyorum.
Erol Zavar belki cezaevinde şehit olacak, belki onu alacağız, tedavi edeceğiz, yaşlandığını göreceğiz. Bunu şu anda kestirmek mümkün değil. Ama sistem değişmediği sürece bir sürü Erol Zavar olacak cezaevinde. Aynı sorunlarla onlar mücadele etmek zorunda kalacaklar.
Önemli olan, sisteme karşı mücadele etmek gerektiğini düşünüyorum. Sistemin bu yönünün kırılması gerektiğini düşünüyorum. Bunun için de elimden geleni yapacağım. Umarım çocuklarım da bu yönde mücadele edebilir. Umarım o zamana kadar birşeyleri değiştirebiliriz.
Yarınlarımızı insanca yaşayacağımız bir toplum olur umarım diyorum. Bunun için de mücadeleden geri durmayacağımı söylüyorum. Umarım Erol orada ölmez. Devletin başına (sadece) ben bela olmam diyorum.