Sermayenin "seçim"i

MÜSİAD Elazığ Şubesi, yazılı bir açıklamayla vekillerde aradıkları özellikleri bildirdi.

GÜNCEL
Pazartesi, 14 Mayıs 2007 (19 yıl 5 ay önce)

Seçim sathı mahalline girileli beri zulalarda biriktirilenler uluorta saçılmaya, ideolojik ve siyasi hesaplılıklar ile basbayağı bir çıkar savaşı gazete gazete, meydan şehir yayılarak sürüyor.

Her ne kadar Tuncay Özkan, Deniz Baykal, Fehmi Koru, Mehmet Barlas, Tayyip Erdoğan vs. figürasyonuyla iyice ayağa düşürülüp belaltı vuruşlarıyla çapsızlığın daniskası olarak tarihe geçecek ataklar yapılsa da gülmekten daha önce ve çok daha fazla düşünmek zorundayız.

Geleneksel burjuva politika oyunlarının ötesine taşan bu soytarılıklar basitçe laik-nalaik program ve politikaların çatışmasıyla sınırlı değil. Tıpkı T. Erdoğan'ın TÜSİAD'a racon kesmesinin sıradan seçim dönemi manevrası olmadığı gibi.

Türkiye işçi sınıfının arka plan gölgesi olarak konumlandırıldığı tablonun sert fırça darbeleriyle yaratılan lekelerle oluşturulmuş emekgücü sömürüsüyle semirmekten gayrı işlevi olmayan kapitalist sınıf katmanları arasındaki çelişki ve çatışmanın resmidir, allı beyazlı, yeşilli karalı.

Figüranları geçip starlara, ne dediklerine ve neden dediklerine bakalım.

Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği Elazığ Şubesi, "Nasıl Bir Milletvekili İstiyoruz?" başlığı altında milletvekillerinde aradıkları özellikleri açıkladı. Hazırlanan listede, 'milletvekilinin verdiği söze sadık kalması' maddesi üst sıralarda yer aldı.

Anadolu Sermayesi adıyla etiketlenen küçük burjuvaların üst katmanlarıyla orta burjuva kesimler yani, ne yaparlarsa nasıl yaparlarsa yapsınlar TÜSİAD'da cisimleşmiş tekelci kapitalizmin barikatlarını aşamayan ve asla aşamayacaklarını deneye yıkıla öğrenen sömürücülerin MÜSİAD'ı çaresizliğini haykırıyor: Artık kandırılmak istemiyoruz.

Çöken bir sınıfın nafile çabası. İster Kemalizm-CHP vs. ambalajına sokulmuş olsun ister dinci gericiliğin olabildiğince liberalize edilmiş kalıbına sokuşturulmuş olsun kapitalizmin geleceksizliğinin itirafıdır yaşananlar. Yani işçi sınıfının alınterinden, o alınterini yaratan emek gücünden aslan payını kimin alıp artıkları dişleyecek çakalların kim olacağıdır.

MÜSİAD'lı kapitalistler artıkları kemirmekten avın bütününü dişlemeye, avlanmaya geçmeye çabalıyorlarken tekelci kapitalistler ve kollayıcılarının (MGK) pençeleri arasında yok olup gitmekten kurtulmaya çabalarken işçi sınıfına izleyicilik bile düşmüyor. Basitçe, her iki tarafın birbirine karşı kullandığı pençeler olmaya doğru baskılanıyor. Onlar için üretip, onlar tarafından sömürülmesi yetmediği kesitte/zamanda, onlar için kendi gibi diğerlerini avlayarak servis etmesi isteniyor.

Bayatlamış, kokuşmuş laf kalabalıkları ve renk cümbüşü görüntülerini kazıdığımızda karşımıza çıkan yine kapitalizmin o gerçekliği oluyor: “İki sınıf vardır.”

Ya birindensiniz, ya diğerinden. Ya kendiniz için üretir ve savaşırsınız ya da tüm varoluşu sizin emek gücünüzün sömürüsü üzerine kurulu olan diğerleri için. Ya kendiniz için yaratırsınz dünyayı her gün yenibaştan ya da diğerleri için yok edersiniz onurlu, insani, değerli yani emeğe ve proletaryaya dair ne varsa hepsiyle birlikte dünyayı.

SERMAYENİN MASKELEYEMEDİĞİ GERÇEK


Ne MÜSİAD, ne TÜSİAD maskeleyebilir bu gerçeği.

Ne dinci gerici fetvalar örtebilir kanırta kanırta sömürülerek hiçleşmeye doğru baskılanan proletarya gerçekliğini ne de Kemalist darbeci, muhtıracı dekolte “özgürlükçülüğü” içine sıkıştırılabilir işçi sınıfının yarattığı dünyaya sahip olma hakkı ve zorunluluğunu.

Şehir şehir gezip meydanlara yığılan kalabalıkların sayısı da medyatik isimleri de hangisinin devleti ne kadar arkaladığı da değildir önemli olan. Bir tek şeyde toplanmalı tüm dikkatler: Yaşamın ve dünyanın yegane yaratıcı gücü olarak işçi sınıfı ne kadar örgütlü ve mücadeleler içinde edinilmiş bir sınıf bilinciyle donanımlı?

Bu geliştirildiği ölçüde bugünkü it dalaşının taraflarının gündelik çıkarları bir yana bırakıp nasıl bir ve aynı olduklarını görebileceğiz.

Ne laiklik bölebilecek onları ne türbanla mini etek arasına sıkıştırılmış “özgürlük” kavgası. Sınıf savaşı türbanı da mini etekli demokrasi tiyatrosunu da parçaladığında geriye çırılçıplak gerçekliğiyle emek sömürücüleri ve emeğin özgürlük dünyası için savaşanlar kalacak.

Hala iki sınıf var ve hiçbir maske, hiçbir kostüm, hiçbir dekor bu gerçeği örtemez.

İşçi sınıfının kurtuluşu örgütlü mücadelesiyle kendi kollarının ürünü olacaktır.

İşin özü Can Dündar'ın İzmir Mitingi ile ilgili yazısının başlığında gizli: "Gerdek Kapısı". Türkiye'yi kimin pazarlayacağı ve bundan kimlerin nemalanacağı kavgasıdır yaşanan.