Salı, 15 Mayıs 2007 (19 yıl 5 ay önce)
Birgün gazetesi olayı manşetinden "Darbe karşıtlarına 'kürsü darbesi'" diye yorumlamayı başardı. Türkan Saylan'ın Çağlayan mitingindeki konuşmasında "Ne şeriat, ne darbe" dediği için konuşturulmadığını iddia etti.
14 Nisan "solcuları" ise olayı Genelkurmay çizgisinden kopuşa dahi yorabildi:
Darbe ve ırkçılık karşıtı bir konuşma metni ile kürsüde yer alacak olan Saylan’ın konuşmasının miting tertip komitesi tarafından “prensip kararıyla” engellenmesi mitinge katılan ve “Ne Darbe Ne Şeriat” diyen binlerle, militarist bir çizgide yürüyen ve muhtıra tartışmalarında safını Genelkurmaydan yana tutan miting düzenleyicileri arasındaki açının giderek açıldığını da gösteriyor.
14 Nisan "solcuları"nın kafası gerçekten giderek karışıyor. Daha bir kaç hafta önce, muhtıranın mitinglerin kitlesel basıncıyla çıktığını ileri sürmüşlerdi!
14 Nisan mitinginin ardından kafası en fazla karışıp, mitinglere güzellemeler düzenlerden
Ece Temelkuran ise, miting kürsüsünün militarist, mitinge katılanların ise
"eşitlik, adalet, vicdan, laiklik, demokrasi, hukuk isteyenler" olduğunu vurgulayıp, katılımcıların Türkan Saylan'ı alkışladığını ileri sürdü.
Mitingin "katılımcıları" çoğu ne yaptığını bilmeden de olsa, çok daha pervasızca darbe çığırtkanlığı ve postal dalkavukluğu yapan
Tuncay Özkan ve
Nur Serter'i de alkışlamamışlar mıydı?
İzmir mitinginde
Türkan Saylan'ın konuşturulmadığı, CHP'den ayrılmış olan
Zülfü Livaneli'ye ise müdahale edilmeye çalışıldığı doğrudur. Ancak miting organizasyonundaki bu
"çatlağın" abartılması yanlıştır.
Türkan Saylan ve Zülfü Livaneli, açık ve net
muhtıra - Genelkurmay karşıtı bir tavır almadıkları, muhtırayı savundukları gibi, tüm yaptıkları
TÜSİAD neoliberalizmini de gözeten bir yaklaşımdır.
Oportünizmin felsefi görecilik yaklaşımı ise, yine her şeyi birbirine karıştırdığı ile kalıyor: Onlara göre, muhtırayı savunan,
"ordu bizim sözcümüz" diyen Türkan Saylan, ağız ucuyla
"biz darbeye de karşıyız" dediği için, safını açık ve net şekilde Genelkurmaydan yana tutan ağırlıklı miting organizatörleriyle karşılaştırılarak,
"kötünün iyisi" ve
"Ne Darbe Ne Şeriat diyen binlerin" temsilcisi oluveriyor!
Türkan Saylan'ın gerçek yüzünü görmek için bugün Star Gazetesi'nde yayınlanan röportajından kısa bir bölüm sunacağız.
Buradaki Türkan Saylan bildiğimiz Türkan Saylan... 27 Nisan muhtırasına
"haklı ve doğaldır" diyen Türkan Saylan...
Ve burada bir şeyi de itiraf ediyor: Mitinglere yapılan asker katkısını...
Cumhuriyet mitinglerinden önce medyaya, TSK’nın STK’lar eliyle halkı meydanlara döküp darbe ortamı hazırlamayı amaçladığı yönünde belgeler yansıdı biliyorsunuz. Dönemin kuvvet komutanlarından Şener Eruygur da şu an mitinglerin başını çeken ADD’nin başkanı. Tüm bunlar zihninize soru işareti düşürdü mü?
Asla! Herkes bir görev yapar, ayrılınca vatandaştır. Biz Şener Paşa’yı herhangi bir asker olarak görmüyoruz. Doktor da olabilirdi. Darbeyle ilgili hiç bir açıklık yok. Zaten biz bağırdık ‘darbeye karşıyız’ diye.
Daha sonra da muhtıra için ‘iyi oldu’ dediniz.
Onu muhtıra olarak görmüyorum. Bu ordunun bir görevidir kardeşim.
Yurt içinde, dışında herkes muhtıra olarak değerlendirdi?
Bu bir uyarıydı. Siz istediğinizi söyleyin. Orduya karşı olanlar, özellikle AKP, AB’ye sürekli ‘ordudan bizi kurtarın, genelkurmay baskı yapıyor’ diyor. Bizim ordumuz bir yandan savaşır, sınırlarımızı korur, bir yandan cumhuriyeti ve laik düzeni korur, bir yandan da sivil toplum örgütü gibi çalışır. Anadolu’da Mehmetçik dershaneleri vardır. Dolayısıyla ordu gördüğü yanlışlıkları söyleme özgürlüğüne sahip. Biraz sert söyleyebilir. Buna da saygı duyuyorum. Ordu bizim de sözcümüz. Ben ne kadar konuşma hakkına sahipsem ordu da sahip. Sonuçta ben askerin açıklamasını muhtıra olarak değil bir katkı olarak görüyorum.
Neye katkı?
İnsanların meydanlara toplanmalarına bir nevi bir katkı yapmıştır. Birçok insanın uyanmasına neden oldu.