Faşizmin kültürel imhası

Almanya'da, faşizmin kültürel imhası bir etkinlikle hatırlatırdı. Buna Türkiye'de de ihtiyaç var.

Çarşamba, 16 Mayıs 2007 (19 yıl 5 ay önce)

Stuttgart-Ton Studio'da, 10 Mayıs'ta Nazi döneminde yahudi müzisyenleri anlatan bir etkinlik yapıldı. Müzikle sözlü anlatımı birleştiren etkinliği, Stuttgart Devlet Operası, Unutmaya Karşı Anti-Faşist İnisiyatif ve Montage Grubu düzenledi.

İlk sözü alan Anti-Faşist İnisiyatif, önce kendini tanıttı:

Bizim grup, Nasyonal Sosyalizm dönemine ve bugüne ilişkin çalışmalar yapıyor. Bu ülkede insanlar derilerinin renginden dolayı öldürüldüler. Eyalet Başbakanı Öttinger, eski bir faşistin mezarında onu aklayan açıklamalar yapıyor. Tarih yanlış yansıtılıyorsa, bizler müdahale ediyoruz. 1920-30'lu yıllarda kültürel anlamda büyük bir hareketlilik vardı. Faşizmin gelişiyle geriye büyük bir boşluk kaldı.

Biz grup olarak, her yıl 60-90 arası öğrenci ile birlikte Mathausen Toplama Kampı'ndaki kurtuluş törenine gidiyoruz. Bu akşam da yahudi müzisyenler ve sanatçıların 1933'ten (Nazilerin iktidara geldiği yıl) öncesi ve sonrasını anlatacağız. Farklı gruplarla ortak çalışma yapmak güzel.
Daha sonra Berlin'den Müzikbilimci Matthias Pasdzierny tarihsel bir anlatıma başladı:
Böyle farklı çevrelerden gelen insanları birleştiren böyle bir etkinlik daha önce görülmedi... Adı bilinmeyen müzisyenler var. Örneğin dinlediğiniz besteyi, Victor Ulmer, ölümünden kısa bir süre önce Theresienstadt'ta Toplama Kampı'nda yazdı. Takibe uğrayan ya da göç etmek zorunda kalan sayısız yahudi müzisyen var. Stuttgart'ta bizim ulaşabildiğimiz sayı 55 oldu, ama en az iki katı olduğunu tahmin ediyoruz.

Neden bu kadar çok yahudi müzisyen var? Dinlerinde fazla bir şey yapamayınca, müziğe yöneldiler. Stuttgart'taki yahudi müzisyenler, Klezmer yerine batı müziğine yöneldiler. Doğu yahudiliğine ait olmak istemediler. Güney Almanya'nın en ünlü tiyatrosu Friedrichsbau Theater bir varyete tiyatrosuydu. Bu tiyatronun müzisyenlerinden Otto, karısı yahudi olduğu için Barselona'ya göçmek zorunda kaldı. Hermann Weil, 1933'e kadar Bayruether Bühne'den çok ünlü bir şarkıcıydı. Yeni parçalara, yeni tarzlara açık bir üslup tutturmuşlardı. Yanı sıra, Filarmoni, Radyo, Konservatuar çalışanları hep isten atıldılar. Kaçabilenler kaçtı, diğerleri toplama kamplarına atıldılar.

Savaştan sonra hayatta kalan müzisyenler, kendilerine yapılanları anlatarak, yazarak tazminat aldılar. Kimisi savaştan sonra tekrar çalışma izni aldı. Bu anlatımlar iyi bir kaynak oldu tarihsel açıdan. Örneğin, Hermann Weil'in anlatımına göre, 1933'te din ya da etnik kökenden dolayı, tazminatsız isten çıkarılmışlar. Kendisi hristiyan olduğu halde, büyükbabası yahudi olduğu için saldırıya uğradı. Herman Hornen toplama kampında öldü. Emil Kahn, adını değiştirmek zorunda kaldı, Küba üzerinden ABD'ye göçtü. Birçoğu Gestapo'da sorgulandı.

Else Staudacher, bir profesörün korumasında gizlice konservatuar öğrenimine devam etti. Kadın yahudiydi ama eşi değildi. Eşinin adını kullandılar.

Alman milliyetçiliğine yakın olan Karl Adler gibi isimler de, Nazizmden payına düşeni aldı ve SS tarafından evinden sorguya alındı. Karl Adler, kendisi kaçmanın yani sıra, birçok insanın sürgüne gitmesine yardım etti. Savaştan sonra yahudi müzisyenlerin çok azı yeniden çağrıldı. Bunlardan biri de Karl Adlerdi. Geri dönmeyi kabul etmedi, ama sık sık ziyarete geldi.

Savaştan sonra Stuttgart'a geri dönen üç müzisyen, kendi süreçleri üzerine konuşmaktan çekindiler. Çünkü gelebilecek tepkilerden korktular. Savaş sonrası genel psikoloji söyleydi: "Biz bombalar altında inlerken, bunlar plajlarda yattılar. Bunlar bizimle savaşı yaşamadı, uzakta nerden bilsinler neler yaşadığımızı. Bize anlatacak neleri olabilir. Ayrıca, Almanya'dan uzakta ne kadar müzik yapabilirler ki?“
Seyircilerden biri ise, 1933 sonrasındaki kültürel imhaya ilişkin sunu söylüyordu:

"Alman gençliği '68' öğrenci hareketi sırasında, eylemlerde Almanca yerine İngilizce şarkılar söylüyordu. Çünkü Nazilerin kültürel imhası, savaş sonrasında da milliyetçi etkisini sürdürdü."