IMF, TÜSİAD, TOBB, Genelkurmay'a öpücükler

Türkiye işbirlikçi burjuvazisinin en geniş tabanlı örgütü TOBB'un genel kurulu, burjuva “seçim” harekatına vesile oldu.

GÜNCEL
Pazar, 27 Mayıs 2007 (19 yıl 5 ay önce)

Türkiye kapitalizminin Anadolu'daki hızlı ve yıkıcı gelişmesinin de temsilcisi olan TOBB, işbirlikçi burjuvazi içindeki güç ve iktidar mücadelesinde önemli bir yer tutuyor. AKP, CHP, DP, TOBB önünde görücüye çıkarken, TOBB da partilerine siyasal istikrarsızlıktan rahatsızlığını ve seçim mühendisliğinden beklentilerini deklare etti.

AKP, dayanmaya çalıştığı temel direklerden biri olan TOBB'a Başbakan, Başbakan yardımcısı, 10 bakan ve 2 eski bakan ile tam bir çıkartma yaparak, Anadolu burjuvazisi içinde sahip olduğu desteği güçlendirmeye çalıştı. TOBB'un “seçimsiz genel kurul”unda her üç partinin de seçim mesajlarında, emperyalist neoliberalizme, IMF'ye, İstanbul ve Anadolu burjuvazisine, CHP'nin ise ayrıca Genelkurmay'a öpücükler göndermesi, seçimlerin gerçek belirleyicilerinin de kimler olduğunu, ayan beyan ve bir kez daha ortaya koyuyor.

TOBB Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu yaptığı açılış konuşmasında şunları söyledi:

Biz işimizi iyi yapabilmek için tek bir şey istiyoruz; Güven ve istikrar ortamı sürdürülsün.

Son zamanlarda sancılı bir dönemden geçiyoruz. Siyasi ve idari yapımızın neden olduğu sancılardır. Siyasi ve idari yapıda köklü bir reform zamanıdır. Çözüm üretecek yeni bir siyaset anlayışını oluşturma zamanıdır. Reform yapmadan, ekonomik reformlara devam etmemiz mümkün değildir.

Gelir artıran politikaları istiyorum. Türk halkı kapılarını dünyaya kapamak istemiyor. Dünya ekonomisinden daha fazla pay almak istiyor. Kamu yönetiminde şeffaflık istiyor. Adaletsizlikleri ve yolsuzlukları daha fazla görmek istemiyor. Siyasi ve idari yapımız bu taleplere cevap veremediği için toplum bölünüyor. Bir cihan imparatorluğunun varisi olan ülkemizde yabancı düşmanlığı yayılmak isteniyor.

Bugün Türkiye bir bakıma 2001'dekine benzer dönüm noktasındadır. 2001 krizi bozuk iktisadi sistemin devam etmesinin imkansız olduğunu göstermiştir. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Türkiye bir bütün olarak iyi bir sınav verememiştir. Kimin kabatidir demeyi bırakıp sistemin işlemeyen kısımlarını tespit etmeliyiz.
Hisarcıklıoğlu, burjuvazi adına çözüm olarak “Anayasanın, siyasi parti ve seçim yasalarının, siyaset zihniyetinin değişmesini” istedi.

Genellikle TÜSİAD ile çekişmeli olan TOBB'un bu kez TÜSİAD'ın “siyaseti yeniden yapılandırma ve neoliberal siyaset” programıyla aynı ağızdan konuştuğu görülmektedir. Ne de olsa işbirlikçi burjuvazinin ağırlıklı kesimleri, sermayenin uluslar arasılaşmasına ve sermaye birikiminin bir üst düzeydeki isterlerine karşılık mevcut üstyapının tıkanmışlığının ve tıkayıcılığının farkındadırlar. Buyurdukları burjuva siyasetin yeniden düzenlenmesi ise, köhnemiş üstyapılarını sermayenin kan emiciliğinin ve yıkıcılığının yeni gereklerine daha uyumlu hale getirme çabasından ibarettir.

Başbakan Erdoğan ise yaptığı konuşmada, “ekonominin belirleyici aktörleri olarak iş dünyasının, yatırımcının, sanayicisinin, üretimcisinin, işletmecisinin -yani bilcümle burjuvazinin, bn- bir gerçeği bugünden görerek tavrını, hassasiyetini, duruşunu ortaya koymaya” çağırdı. TÜSİAD terminolojisiyle konuşmaya özen gösteren Erdoğan'a göre bu gerçek şuymuş:
Türkiye'nin ihtiyacı statüko değil, yani durağanlık değil, yerinde saymak değil, değişimdir, dönüşümdür. Hayatın temel dinamiği statüko değil, değişimdir. Değişime direnmek, eşyanın -sermayenin, demek istiyor, bn- tabiatına direnmektir. Hayatın değişen şartlarına, milletin -sermayenin, bn.- iradesine direnmektir.
AKP, zaten TÜSİAD raporlarından aldığı “statükoya karşı -neoliberal- değişim” sloganı doğrultusunda burjuvaziyi daha net bir “tavır, duruş, irade ortaya koymaya” çağıra dursun, başlıca seçim vaati ve temasının da bundan ibaret olduğu anlaşılmaktadır.

Bağımlı Türkiye kapitalizminin ciddi sarsıntı ve kesintilerle birlikte bir “büyük dönüşüm” sürecinde olduğu doğrudur. Ancak bizim kitlelere anlatmamız gereken burjuvazinin bu “sancılı kabuk değiştirme” programının gerçek içeriğidir. Daha önemlisi ise, bu “değişim”in işbirlikçi burjuvazinin iç çatışmalarıyla mı belirleneceği ve dolayısıyla sonuçlarının her halukarda emekçi sınıflar açısından çok daha ağır olacağıdır. Öyleyse asıl sorun, ne kadar çatışmalı, kesintili, sıçramalı olursa olsun bu kaçınılmaz “değişim”in, hangi burjuva sınıf kesiminin ötekine karşı nasıl yapacağı değil, hangi toplumsal sınıfın karşıt sınıfa karşı nasıl içeriklendireceği ve biçimlendireceğidir!

DP başkanı 1000 operasyoncu Mehmet Ağar ise, konuşmasında “dokunulmazlıkların sınırlandırılması, lider sultalarının daraltılması, kişiye özel şartnameleri ortadan kaldıracak hukuki formüller”den dem vurarak TÜSİAD ve TOBB'a öpücükler gönderdi. Aynı şekilde “Türkiye bir yanda terörle mücadelesini sürdürürken, bir yandan da teröre malzeme oluşturacak yapısını ortadan kaldırmaya yönelik çalışmalarını yapacaktır” diyerek, önceki TÜSİAD-MİT destekli “düz ovada siyaset açılımını”, Genelkurmay'ı ve son dönemki iç dengeleri gözeten daha ağırlıklı bir “terörle mücadele” vurgusuyla birlikte sürdürdü.

“Cumhurbaşkanlığı seçimi de bir demokrasi meselesi değil, bir siyasi mücadeledir” diyerek, meseleye açıklık getirdi! En sonu “istikrar için en önemli kavram yönetişimdir. Belli karar mekanizmalarını millet adına yönetenlerle, sivil toplum kuruluşlara arasında mekanizmalar oluşturmaktır” diyerek, burjuva siyasetin neoliberal-neofaşist yeniden yapılandırılmasına, ve aynı anda Dünya Bankası, AB, TÜSİAD ve Genelkurmay'a birden öpücük göndermeyi başardı!

En son CHP başkanı Deniz Baykal sahne aldı. İlk öpücük yağmurunu emperyalist kapitalist küreselleşme ve neoliberalizm ile IMF'ye gönderdi:
Türkiye'de sanayinin yapısını çok daha ihracat yapabilecek duruma getirmeliyiz. Sanayimiz dünya çapında rekabet yapacak hale getirilmeli. Sanayiyi kalkındıracak teşvik politikasıdır. Kendimiz için üretmenin zamanı geçmiştir artık dünya için üretmek durumundayız... IMF borçları ödenecek hale getirerek görevini yapıyor. IMF'in işi bir ülkeyi kalkındırmak değildir.
İkinci öpücük eğitimin yeniden yapılandırılması programı vesilesiyle TÜSİAD'a:
Bir Hyundai gelecekti onu da Çek Cumhuriyeti'ne kaptırdık. Türkiye'de sadece paranın girdisi hesaplanıyor. Sanayimizin kalkınması için eğitim sorununun aşılması şart... Liselerimizde bütün öğrenciler avukat ve doktor olacakmış gibi yetiştiriliyor. Eğitim sisteminin tamamen değiştirilmesi gerekiyor. Bunun yapılabilmesi için Milli Eğitim Bakanı'nın YÖK'le kavgalı olmaması gerekmemektedir. CHP olarak en önemli icraatlarımızdasn biri eğitim reformu olacaktır. Eğitimi iş ve meslek yaşamına yönlendireceğiz.
Eh ne de olsa, emperyalist yatırımcıların ve işbirlikçi burjuvazinin doktor ve avukata değil, birazcık vasıf kazandırılmış yük hayvanlarına ihtiyacı var. Ayrıca işgücünü ve olanaklarını daha uygun fiyatlardan pazarlamaya ihtiyacı var.

Ve tabii burjuvaziye verilen tekmil: "Ekonomimizde bir sistem tartışmasının anlamı yoktur. Böyle bir tartışma sözkonusu değildir.” Bir öpücük de Genelkurmay'a ve sınır ötesi harekata:
Siyaset ile güvenlik güçlerinin farklı konumlarda olması büyük tehlikedir. Hükümet, Silahlı Kuvvetler yetki istesin verelim diyor. Kime? Medyaya söylüyor. Dolmabahçe'de üç saat görüştünüz. Bunları konuşmadınız mı?
Ve son öpücük yine, TÜSİAD-TOBB'un siyaseti yeniden düzenleme programına:
Siyaset ve ticaret ilşkisi yeniden düzenlenmelidir. Devleti kişisel ilişkilerin tutsağı olmaktan kurtarmak -işbirlikçi burjuvazinin daha kolektif ve koperatif komitesi haline getirmek, bn- gerekir. Milletvekili dokunulmazlığı daraltılmalıdır.
Fazla söze gerek var mı? Birbirleriyle kanlı bıçaklı düşman gibi görünen burjuva partilerinin hepsinin sermaye karşısında nasıl hazırola geçip, kimi nüanslar dışında aynı sınıfın sözcülüğünü, yer yer kelimesi kelimesine aynı ifadelerle nasıl yaptığını TOBB sahnesinden de kolayca görmek mümkün.

Sınıfsal karşıtlık seçim oyununda en açık yüzüyle sırıtıyor. Burjuvazinin sahnesinden oy isteyenler için sandık başına değil, emekçiler sokağa...