İngiltere, öğretim üyelerini muhbirliğe zorluyor, Türkiye'de ise bu tartışmalar aşıldı.
14 kişiye 1 kameranın düştüğü, "Anti-terör" uygulamalarının pilot bölgesine dönüşen İngiltere'de devlet muhbirleştirme faaliyetlerine de hız verdi.
İngiltere hükümeti kısa süre önce akademisyenlerden, "şiddet eğilimi" ve "aşırı islamcılığa" kaydığını sezdikleri öğrencileri bildirmelerini istedi.
Sendika üyesi öğretim üyeleri ise bir araya gelerek hükümet ile bu konuda işbirliği göstermemeyi öngören ve hafiyelik yapmayacaklarını dile getiren bir karar aldılar.
Ortak alınan karar ve hazırlanan metinde sendika üyesi 120 bin akedemisyene "Cadı avına alet olmayın" deniyor.
Metinde istenenin, öğrenciler ile öğretmenler arasında tesis edilmesi gereken güven ilişkisini zedeleyeceği belirtilerek, devletin bu yönlü girişimlerinin ülkede ırkçı ve yabancı düşmanı eğilimleri körüklediği ve bireysel özgürlükleri tehdit ettiği vurgulandı.
Türkiye devleti ise üniversitelerdeki özgürlük istem ve basıncını hedef almak ve her türlü muhalefet dinamiğini ezmekte İngiltere'den daha somut bir adım attı.
Yeniden düzenlenen Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu'nda yapılan değişikliklerle kolluk güçlerinin, rektör ya da dekanın çağrısı olmadan da üniversiteye girmesinin önü açıldı.
Polis ve Jandarma, her derece eğitim ve öğretim kurumlarında önleme araması yapabilecek. Böylece polis, rektör ya da dekanlardan izin almadan üniversitelere girecek, içeride, dışarıda ve kapılarında ön arama yapacak.
Gerek İngiltere, gerekse de Türkiye'de uygulamaların sorunları çözmeyeceğini savunanlar ise hükümetlerden daha kararlı adımlar bekliyorlar. Bu konu da, öğretim üyelerinin polis ve subay okulları mezunlarından seçilmesi, öğrencilerin üniversitelere girişlerinin yasaklanması tartışılan seçeneklerden birkaçı...