Otomotiv işçileri sesleniyor -2

Otomotiv işçilerinin uluslararası deneyimlerini taşımayı sürdürüyoruz...

Perşembe, 31 Mayıs 2007 (19 yıl 4 ay önce)

10 yıldır süren ciddi bir organizasyon olarak 5. Uluslararası Otomotiv İşçileri Toplantısı sitemizden takip ettiğiniz gibi geçtiğimiz haftalarda Almanya'da gerçekleştirildi.

Kolombiya, Arjantin, Venezuella, Güney Afrika, Türkiye, Filipinler, Polonya, Macaristan, Sırbistan, Rusya, Çin, Hindistan, Fransa, İtalya, Amerika, Brezilya, Kore, Meksika, Hollanda, İspanya, Belçika ve Almanya‘nın çeşitli şehirlerinden 500 otomotiv işçisinin katıldığı toplantının 2 kelimelik özeti "Proletarya Enternasyonalizmi"ydi.

Daha öncekilerin değerlendirme havasında geçtiği bu toplantıların 5.'sine damgasını vuran ve diğerlerden ayıran özelliği eyleme geçmek için net bir kararlığın tüm işçilerden yansımasıydı.

Değişik ülkelerden otomotiv işçilerinin yayınladığımız sunumları basit birer deneyim aktarımları değil, dünya proletaryasının ortak eylemine kanal açma çabalarıdır.

Salonda, Almanya metal işçilerinin marşı "Wann dann"ı tüm işçilere ayakta söyleten de bu ruhtu: "Şimdi değilse ne zaman? / Burada değilse nerede? / Biz değilsek kim? / Zamanı geldi gel el ele mücadele verelim!"

Ve mücadeleleriyle öğrenten Peugeot/Citroen işçilerinin söylediği de buydu: "Citroen grevinde; ücret artışı 100 Euro, 6. hafta tatil haklarımızı, bunun dışında saygı kazandık, kişiliğimizi elde ettik. Biz istersek yaparız! Hiç bir şey bizim birleşmemizi engelleyemez!"

İSPANYA: NO PASARAN!


CGT sendikasındanız. Biz 8 bin üyeyi temsil ediyoruz burada. 25 bin işçi bizi seçti. İlk defa otomobil işçileri konferansına geldik. Bu konferans büyük bir sistem yaratmış. Biz uğraşıp bu sıçramaya yetişeceğiz.

Barselona‘dan geliyoruz. Ben delegasyonun temsilcisiyim. CGT sendikasının başkanından, işçi sınıfının önderinden selam getirdik. Başka çok bir şey eklemeye gerek yok. Paela (İspanyol pilavı) dışında İspanya‘yı özellikle Barselona’yı tanıdığınızı tahmin ediyorum. Onun için son beş yıldaki genel gelişmeleri aktaracağım.

İspanya 44 milyon nüfusa sahip. Nüfusun yüzde 76’sı şehirlerde yaşıyor. Ülkenin yarısı başbakan Jose Luis Rodriguez Zapatero‘yu destekliyor. Otomotiv sektöründe 160 bin işçi var. Son yıllarda üretim düşmesine rağmen kar yüzde 9 arttı. Bizim çalıştığımız fabrika Brüksel ile İspanya arasında. Maaşlar düşmesine rağmen yaşam için giderler arttı. Bu şu anlama geliyor, üretim, işçi sayısı düşmesine rağmen ciro artıyor.

20 milyondan fazla işçi hizmet sektöründe çalışıyor. Gençlerin yüzde 60‘ı hizmet sektöründe çalışıyor. 3 milyon göçmen var. Göçmenler arasında işsizlik oranı yüzde 10. Ülke genelinde işsizlik yüzde 17‘lerde. İşsizlik parasını ilk 5 ay alabiliyoruz. İşten atınca tazminat ödemek zorundalar.

Haftada 40 saat çalışılıyor, fakat sistemli bir biçimde uzatılıyor. Çalışma yaşamında kadınlar erkelerden yüzde 3 daha az. Halkın yüzde 85‘inin kendi evi var. Emlak fiyatları, çocuk bakımı için büyük rakamlar ödemek zorundasınız. Sağlık sistemi çok kötü. Ama emeklilik yaşı 65. Minumum emeklilik maaşı 648 Euro.

İspanya’da ağırlıklı olarak İspanyolca, Katalanca, Galiçyaca ve Baskça konuşulur. Faşizm döneminde diğer diller yasaklandı. Bask kendisini İspanya olarak görmüyor. Hükümete karşı bu çelişkiyi kullanıyor.

Üç noktada diğer tecrübelerle birleşiliyor. 1- Esnekleşme. 2- Yaşam kalitesi; aileye ayrılan zamanın azalması, iş saatinin artması, bayramlarda çalışma. Tatil işverenin isteğine göre değişiyor. Hindistan‘lı arkadaşlarımızdan duyduğumuz gibi aynı işi yapanlara farklı ücret, genç işçilere düşük ücret, işçilerin erken emekliliği. 3- Değişime uğrayan rekabet ve üretimin verimliliği için esnekleşme. İspanya’da buna "İşin ayarlanması" deniliyor. Resmi sarı sendikalar tarafından düzenlenen rakamlar piyasaya sürülüyor.

Ortak mücadele koordine edilmesi ile birbirmize karşı kullanılma engellenebilir. Zira, hangi fabrikada, hangi ülkede, daha fazla taviz verilirse onlar yatırımlarını oraya yapıyorlar. İşsizliğin yapısallaşması, işsizlik ordusu oluşması karşısında ise, işsizlerle beraber örgütlenmeliyiz.

Emperyalist-kapitalizmle mücadele için, yeni liberalizm dedikleri kapitalizme karşı mücadeleyi yükseltmeliyiz! Bu tarihsel anda konuşmamı anarşist bir sözle bitiriyorum: "Yeni dünyayı yüreğimizde taşıyoruz!" Gelin bu mücadeleyi birlikte büyütelim! NO PASSARAN!


ARJANTİN: KORKMUYORUZ, SAVAŞIYORUZ!


Arjantin, Güney Amerika‘nın en güney ülkesi. Aynı zamanda en yoksul ülkelerinden birisi. 1980 yıllarda ekonomik durum çok kötü aşamadaydı. 2001 yılında Arjantin ayaklanması yaşandı.

Arjantin dünya çapında otomobil üretiminin yüzde 0,6'sını yapıyor. Şimdilerde üretim yüzde 70 arttı. Brezilya ve diğer ülkelere, otomobilde yüzde 55 ihracat yapılıyor. Esnek üretimden dolayı maaşlar düştü. Bu demektirki, yaşam koşulları düşüyor. 4 milyon ailenin geliri 130 dolar, 11 Milyon kişinin 200 doların altında. Sadece %9′un 700 Dolar geliri var.

Otomotivde çalışanlar diğerlerine göre iyi maaş alıyorlar. Maaş artışı için savaşıyoruz. 2005‘de otomotiv sektöründe verdiğimiz savaşımda yüzde 19 artış talep ettik. Hükümet yüzde 12 dedi, sendika da bunu onayladı. Direnişimizle bu sınırı aştık yüzde 32 aldık.

Bu savaşlar içersinde gençlerin sayısı arttı. Hareketimiz içersinde öğrenci işçiler var. Savaşımımızda iki işçi öldürüldü. Buenos Aires‘te yaşamı durdurduk. Bir işçi öldü birisi tutuklu. Katillerin cezalandırılmasını ve arkalarındaki politik gücün açığa çıkartılmasını istiyoruz. İşçiler korkmuyorlar. Şu andaki işi hareketinin öne çıkan talebi; yaşamı gerçekleştirecek ücret talebi.


PEUGEOT/CİTROEN: KİŞİLİĞİMİZİ KAZANDIK!


Citroen, Peugeot için üretim yapan bir fabrika. Fransa Almanya‘nın komşusu. 66 milyon nüfusun yüzde 20’si Paris’te yaşıyor. Fransa burjuvazisi zenginliğini köle ticareti ve sömürgecilikle kazandı. Otomotiv sektörü, uçak üretimi, tarım gelişkin alanlardır.

Büyük sanayi firmalarında işçiler eski sömürgelerden gelenler. 30‘dan fazla etnik grup var. Fakiri çok olan zengin bir ülke. Fotoğrafta ev kirasını ödeyemediği için evden atılanları görüyorsunuz. 2 milyon işçi açlık sınırının altında yaşıyor. Ortalama ücret 880 euro. Bazı bölgelerde yoksulluk yüzde 60‘ları buluyor.

Fransa’da derin bir toplumsal kriz yaşanıyor. Sarkozy bunun üzerine seçildi. Burjuva politikacılarla geniş kitleler arasında derin bir uçurum var. Halk düşmanı politikalarını demogoji ile örtüyorlar. Toplumda altarnatif bir yönlendiricilik yok. Araştırmalara göre kapitalizmi kabul etmiyor insanlar. Gençlik CPE yasasını çektirdi. 2005 yılında Avrupa Anayasası'na karşı çıkış uluslararası direnişe dönüştü.

Başbakanlık seçimleri sırasında bin fazla grev yapıldı. Grev hakkını kazandık. Çünkü Fransa’da sendikal hareketin ön sırasında yer alıyoruz. Ama Sarkozy’nin birinci finali kazanması engellenemedi.

Aynı firmada bir çok sendika var. Aşağı yukarı devrimciler sendikaların yüzde 50’sinde örgütlü. Otomobil endüstrisi ve buna bağlı yan sanayi kollarında çalışanlar içersinde oran yüzde 10. (Peugeot, Citroen, ulusal firmalar) Peugeot Avrupa, Latin Amerika, Asya‘da üretim yapıyor. Dünya çapında 200 bin çalışanı var. 13 bini Frankfurt‘ta. Dünya otomotiv piyasasının yüzde 2,8′ini elinde tutuyor. Toyota ile işbirliği içersinde.

Biz C2, C3 Citroen modeli üretiyoruz. Her iki dakikada bir, banttan bir araba iniyor. Yıldan yıla satış artıyor. Piyasa bizim sırtımızdan zenginleşiyor. 10 yıl önce maaşlar bir arabanın yüzde 16’sıydı. Şimdi yüzde 8‘i. 3 bin 500 işçi düşük ücretli çalışıyor. Bütün işçiler ay sonunu getiremiyor ve borçlular. Yasal asgari ücret olan bin euro alıyorlar. Peugeot ise son yıllarda 9 milyar kar biriktirdi.

PSA sakat üreten bir fabrikadır. İş kazaları, sağlık sorunları önemli sorunlar doğuruyor. Citroen’de işgünü ilan edildi, teneffüsler iptal edildi.

Piyasa bunu gizliyor. Taşaronlaşmadan kazanç sağlıyorlar. Taşaron firma işçileri çok ağır koşularda çalışıyor. Kadrolu işçilere de aynı koşulları dayatıyorlar. Reno araştırma bölümünün bir araştırmasında 3 bin intihar olayı tespit edilmiş.

Citroen grevimiz sırasında dayanışma için diğer işyerlerini ziyaret ettik. Almanya işçilerinden, belediye başkanına kadar geniş bir kesimi dolaştık. 180 bin euro bağış topladık. Bağışlar greve katılanlara dağıtılıyordu. Fakat amacımız PSA’nın her bölgesinde ve yan sanayinde aynı anda greve gitmekti. Bizim direnişimiz PSA’ ya diz çöktürmeye yetmedi.

Haklarımızdan taviz vermedik, çünkü onlar haklıydı. Taleplerimiz Fransa işçi sınıfının talepleriydi. Bir çok noktada yönetim taviz verdi. İşçi çıkarılması gerçekleşmedi. Önemsiz olanlardan örneğin kantindeki yemeklerden taviz verdik. Greve çıkan işçiler küçük bir kısımdı, büyük bir kısmı katılmadı. 6 hafta grev yaptık, maaş alamadık. 6 haftalık grev mücadele eğitimiydi. Komiteler oluşturup tartıştık. Her şey demokratik şekilde tartışıldı ve karara bağlandı. Greve katılanlar her gün katıldıklarına dair mühür basıyorlardı. Grev gazetemizi internet üzerinden kurduk.

İşveren grevimizi kırmak için mümkün olan bütün olanakları kullandı. Diğer yerlerden işçi getirildi. Provoke etmeye çalıştılar. Tehdit mektupları gönderdiler. Burjuva basın bizi yazmamak için çok çaba sarf etti, fakat direnişimiz o kadar önem kazandı ki yazmak zorunda kaldılar. Ekonomik olarak çok şey değil ama saygı kazanadık! Kişiliğimizi kazandık! Şimdi direnişin gücüyle aldıklarımızı gizlemek için "Sosyal birlik için prim verdik" diyorlar. Bunun karşısında firmanın içinde zafer yürüyüşü yaptık. Mücadeleden ve birbirimizden öğrenmek için buradayız. Yaşasın uluslararası dayanışma!